Kız tam da karşımda, meraklı bir şekilde bana bakıyordu. Yasu ise bu sırada elinde üç farklı içecekle yanımıza yaklaşmış, olan biteni anlamaya çalışıyor gibiydi.
"P-peki olur," dedim şaşkınlıkla. Acaba ağır bir Lyola fanıydı ve geri bildirimlerimden rahatsız mı olmuştu? Belki bunları eleştirip marketin ortasında rezil etmeye çalışacak ya da bana sürekli karşı çıkacaktı. O maskenin altından ne düşündüğünü kestiremiyordum.
Markette yaklaşık iki ila üç dakika boyunca gördüğüm ufak hatalardan kendisine bahsettim. Her bir hataya değindiğimde bana "Böyle yapmasındaki sebep ne olabilir?" gibi sorular yöneltiyordu. Yüzünde herhangi bir kızgınlık ya da farklı bir duygu yoktu. Adeta konuşmacı dinlemeye gelmiş gibi yüzüme bakıyor, pür dikkat beni dinliyordu. Arkadaşlarım ve kızın yanındaki arkadaşı olduğunu düşündüğüm kişi de sessizce bir bana bir o kıza bakıyordu. Sözlerim bittiğinde ufak bir sessizlik oluştu. Bu sırada hepimiz ödeme işlemlerini tamamlamış, market girişi önünde sohbete devam ediyorduk.
"Şimdilik aklıma gelenler ve gördüklerim bunlardı," dedim gergin ve düz bir ses tonuyla.
"Anlattığınız için teşekkür ederim," dedi kız resmi bir ses tonuyla. Sonra bir şeyi fark etmiş gibi gözleri kocaman açıldı ve konuşmasına devam etti: "Böyle saygısızca konuşma aranıza girdiğim için tekrar özür dilerim, kendimi bile tanıtmamışım, bunun için de kusura bakmayın," dedi üzgün ve hafifçe başını eğerek. Özür dilerken sesi daha da kibarlaşmış, adeta ince bir mırıltı ve melodi gibi tınlamıştı. Diksiyonu çok güzeldi.
"Sorun değil," dedim. Yani o sırada bu benim de aklıma gelmemişti ve o kadar kafaya takacağım bir şey de değildi.
"Ben Lyra. Yanımdaki arkadaşım da Noa. Memnun oldum," dedi.
"Vay be, bir göçmen ya da melez..." diye fısıldadı Ray arkamdan. Gerçekten de gözleri koyu yeşil, tıpkı bir çam gibiydi ve gözleri normalden biraz daha iriceydi.
"Ben Yuta, yanımdaki arkadaşlarım da Ray –yani Rei– ve Yasu. Memnun olduk." Geri bildirimlerimle ilgili herhangi ekstra bir şey söylememişti. Sadece görünen gözlerinden ufak bir şaşkınlık yaşadığını bu süreç boyunca söyleyebilirim.
"Bugünkü konser için mi geldiniz?" diye sordu Lyra merakla.
"Şey, evet," dedim. Zaten etrafımız da konsere gelmiş insanlarla dolmaya başlamıştı.
"Lyola'yı seviyor musunuz?" Lyra konuşmaya devam etti.
"Bence harika bir şarkıcı! Şehre geldiğinde her konserine gidiyoruz," diye atıldı Ray bir anda. Arkamdan aniden böyle sohbete dalması ve yükselen sesi irkilmeme sebep olmuştu. Bu çocuk harbiden bir ürkünç...
"Bunu duyduğuma sevindim." Lyra'nın gözleri nazikçe, sanki gülümser gibi kenarlara çekildi. Yanıttan memnun olduğunu hissettiriyordu.
"Hey, eğer siz de konsere geldiyseniz bizimle—" Ray bir anda ileri atıldı, adeta hücuma geçmişti. Tam bu sırada Lyra'nın telefonu çaldı. Telefonun çalmasıyla Ray'in de sözü kesildi. Lyra cebinden telefonu çıkarıp arayan kişiye baktı. Ufak bir panikle çıkış kapısına yöneldi.
"Affedersiniz. Biz yavaştan gitmeliyiz. Geri bildirimlerin için teşekkür ederim Yuta. Tekrar hepinizle tanıştığıma memnun oldum. Görüşmek üzere."
"Hey, bekle—" Ray arkasından adım atmak istese de Lyra kapıyı açtı, ona şaşkınlıkla bakan Noa'yı da önünde sürükleyerek aceleyle uzaklaştılar.
Üçümüz de onlar gözden kayboluncaya dek sessizce yerimizde kalakaldık. Market çalışanı kadın da bir yandan bize bakıyordu.
Kapıyı açıp dışarı çıktık.
"Bu neydi lan şimdi?!" Ray şaşkın ve kaşları çatık bir şekilde yürürken homurdanıyordu.
"Yani gitmesi gayet doğal değil miydi? Ben olsam yabancı erkekler bana takılma daveti etse kaçardım," dedi Yasu düz bir sesle, Ray'in davranışlarının absürt olduğunu ima ederek yürüyordu.
"Yok, bizimle bir daha muhtemelen şans eseri olmazsa karşılaşamayacak bile. Neden 'görüşmek üzere' dedi ki?" Sonrasında Ray, Yasu'nun söylediği şeyi anlayıp küplere bindi, konuşmaya devam etti: "Benim davetimle ne alakası var lan! Telefonu çaldı, kör müsün sen?!"
"He, o yüzden Noa bizden korkmuş gibi davranıyordu, değil mi?"
"Şey, orasını bilmiyorum..." Ray'in tüm öfke alevi sönmüş, ufak bir yavru hayvan gibi köşesine çekilmişti.
Bu süre boyunca sessiz kalmıştım. Aslında nazik birisi olmasına rağmen en sonda bu kadar acele gittiğine göre bir sebebi vardır herhalde. Konuştuklarımı dinlerken ciddiyetle dinliyordu ve normalde yüzeysel anlatıp can sıkmak ya da insanların konudan uzaklaşmasını istememe rağmen o bana daha detay sorular sormuştu.
"Umarım kötü bir şey değildir..."
"Ha? Yuta, sen ne diyorsun?" Ray düz ve garipsemiş bir şekilde bana bakıyordu. Of, düşüncelerimi yanlışlıkla sesli söylemiştim. Az önce olanlar için bir şeyler düşünmeye çalışsam da kafam pek bu tür şeylere basmıyordu.
Konser alanına gelmiştik. İçeceklerimiz yol üstünde çoktan bitmişti.
Yaklaşık iki saat olmasına rağmen dışarıda devasa bir sıra vardı. Bugünkü konser muhtemelen uzun zaman sonra şehrin en kalabalık konseri olacaktı. Metrelerce uzanan sıra, şehrin en büyük konser salonuna kadar uzanıyordu. Tabii öğrenci olduğumuzdan ve konsere bir sürü para vermektense yerimiz en arkalardaydı. Eh, sonuçta her yerde aynı hoparlör var, bu yüzden bir sakıncası olmuyor. Zaten Lyola da holografik bir görüntüde bizimle birlikte olduğundan, "görülecek şey" mantığı genelde sadece efektler oluyor.
Çetrefilli giriş sürecinden sonra sonunda yerimizi almıştık. Konser de zamanında başlamış, şaşırtıcı bir şekilde Lyola'nın genelde sona sakladığı şarkı direkt başa gelmişti. Bu şarkının özelliği, genelde şarkı tarzına bağlı bağırmaları ve gırtlaktan söyleme şekli yoğun olduğu için şarkıcı için en yıpratıcı parçalardan biri olmasıydı.
"Hey Yuta, çok hızlı başladık, değil mi?" diye bağırdı Ray kulağımın dibinde, heyecan ve eğlenceden enerjik bir bomba gibiydi.
"Evet," dedim yüksek bir sesle.
Şarkı boyunca yaşanan ufak rezonanslar neredeyse yok olmuştu. Önceki konsere göre sanki daha farklı nefes alıyordu...
İlk parça bittikten sonra ikinci parçaya geçildi. Sıra yine farklıydı ancak ilkine göre daha sakin bir şarkıydı. Seyirciler adeta atmosferden çılgına dönmüş, eğlenceden zevkten dört köşe oluyordu.
Bu şarkının da en belirgin hatası klibe göre söyleyiş tonunun daha farklı olmasıydı. Ve yine... Önceki konserine göre bu konularda kendini geliştirmişti.
Sonra yine, yine ve tekrar... Bu kadar detaylı dinleyen benim için bile çabaladığını hissediyordum.
İşte şimdi şarkılarının gerçek ritmini, gerçek hissini daha da fazla hisseder olmuştum.
Lyola böyle bir şarkıcıydı.
Tüm şarkıcılardan farklı bir aurası, bir söyleme kişiliği vardı.
Sahi nasıl bu kadar sürede tarzını bu kadar iyileştirebilmişti? Gerçi şaşırmamam gerekiyor, burada sıkı takipçisi olduğum tek şarkıcıdan söz ediyoruz.
Hatalarını fark edip kendi kendine çözebilen, adeta bir sanat eseriydi.
İlk şarkı başladığında, yine her zamanki gibi analiz yapmaya başlamıştım. Ton farkları, nefes değişimleri, kontrol... Ama bir noktada, zihnim bu hesaplamaları bırakıp sadece ritme kapılmaya başladı.
Salon insanların enerjisinden adeta yarılıyor, yerler titriyor, Lyola tüm enerjisini bize yüklüyordu. Kafam bulansın, hiçbir şey düşünmeden sadece şarkının içerisinde o hüzmede kaybolmak istiyordum.
Arkadaşlarım ile en son kendimizi kol kola zıplarken bulmuştuk. Elimde verdikleri aydınlatmaları delicesine ritme göre savuruyordum.
Biraz olsun benim de bu mükemmeliyetçi kişiliğimden uzaklaşıp anın tadını çıkarma zamanım gelmişti.
Bunda da uzaklaşmamı sağlayan ben değil, Lyola'nın ta kendisiydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.