Yeni Bir Çağ

Zincir Kıran suya indi ve yüzeyi yararak tanıdık rıhtıma doğru ilerledi. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, bu zarif geminin yanaşmasını izlemek için toplanmış bir kalabalık vardı.

Sunny bu insanları en son ne zaman gördüğünü hatırladı… Nephis ve Cassie ile birlikte, grubun diğer üyelerini bulup kurtarmak üzere Fallen Grace’ten ayrıldıkları, o rotaya yelken açtıkları gündü. Binlerce cılız, vakur yaşlı adam ve kadın, kendilerini koruyan ve kurtaran Dusk’ın gidişini izlemek için rıhtımda toplanmıştı.

Belki de bir daha hiç dönmeyecekti.

Cassie o gün, altın zincirlerini göz alıcı ve kararlı bir hamleyle kopardıktan sonra ne demişti?

Güçlü yabancıları bir araya getireceklerini, yozlaşmayı ortadan kaldıracaklarını ve yeni bir çağ başlatacaklarını söylemişti. Özgürlük ve zarafet dolu bir çağ. Bunun gerçekleşeceğini bildiğini fısıldamıştı.

Sunny onun bu tutkulu beyanı karşısında biraz şaşırmış ve şakayla karışık, kader hakkında bir görüp görmediğini sormuştu. Cassie ise şöyle cevap vermişti:

"Kader kimin umurunda? Eğer kader karşımızda duruyorsa… Biz de onu kırarız."

Sanki kaderi kırmak bu kadar kolaymış gibi.

Geriye dönüp bakınca, bu konuşma o sessiz, içine kapanık genç kıza hiç uymuyordu. Elbette Fallen Grace halkına umut vermek için bir rol kesiyordu. Ama neden Cassie o birkaç saniyede, o günden sonraki herhangi bir zamandan çok daha canlı, çok daha kendisi gibi görünmüştü?

Sunny hafifçe gülümsediğini fark ederek içini çekti.

Yine de… Kız yanılmamıştı.

Tüm zorluklara rağmen gerçekten de güçlü yabancıları bir araya getirmişlerdi. Fallen Grace’ten üç usta ayrılmıştı ama geriye yedi kişi dönüyorlardı. Bu sonuca ulaşmak için neler feda ettiklerini bilmeyen biri için bu sayı pek de etkileyici görünmeyebilirdi.

Bundan çok daha önemlisi, kendi sayıları artarken düşmanlarının sayısının azalmış olmasıydı. Yutan Canavar, Ölümsüz Katliam, Ruh Hırsızı ve Dehşet Lordu artık yoktu. Çılgın Prens de gitmişti; geriye Altı Veba’dan sadece tek bir kişi kalmıştı.

Cassie’nin yozlaşmayı tamamen yok etme sözü de gerçek olacak mıydı?

"Onu biz gerçekleştireceğiz."

İçinde beliren yeni bir kararlılık hissiyle, rıhtımı dolduran kalabalığa baktı. Zincir Kıran iyice yanaştığı için şimdi onları daha net görebiliyordu.

Ne ile karşılaşacağını bilmesine rağmen gördüğü manzara yine de onu sarstı.

"Yahu…"

O cılız, kırış kırış yüzler yok olmuştu. Kambur beller, feri kaçmış gözler ve cansız beyaz saçlar uçup gitmişti. Binlerce yaşlı adam ve kadının yerinde, şimdi ona gözlerindeki canlılık ve hayat enerjisiyle bakan binlerce zinde genç duruyordu.

"Leydi Dusk! Leydimiz!"

"Leydimiz geri döndü!"

"Bakın! Bu Lord Sunless! Döndüler!"

"O… o gemi uçuyor muydu?!"

"Güvertede insanlar var!"

Rüzgar, heyecanlı seslerden oluşan bir koroyu rıhtıma taşıdı. Sunny’nin yanında duran Kai, ona eğlenmiş bir tavırla bakıp gülümsedi.

"Neden kendimi bir geri dönüş konserinin açılış şarkısına hazırlanıyormuş gibi hissediyorum?"

Cazibeli okçu başının arkasını kaşıyarak şaşkın bir tonda ekledi:

"Ah… Karşımda heyecanlı gençlerden oluşan bir kalabalık olduğu için herhalde. Eski alışkanlıklar depreşiyor."

Sunny arkadaşına tuhaf bir bakış attı. Zincir Kıran’daki herkesin arasında en garip hayat hikayesine sahip olan kişi muhtemelik bu çocuktu. Gemide ölü bir kadın ve Mordret’in olduğu düşünülürse, bunu söylemek büyük bir iddiaydı.

Nihayet Zincir Kıran rıhtıma yanaştı. Gemi bağlandı ve yolcuların inmesi için ahşap iskele uzatıldı. Önce Cassie indi ve onunla birlikte kalabalık büyük bir coşkuyla tezahürat yapmaya başladı.

Fallen Grace halkı, kahinlerini gördükleri için kendilerinden geçmiş gibiydi. Genç yüzlerinde kocaman gülümsemeler açmış, gözleri heyecanla parıldıyordu.

Ancak içleri merakla da doluydu; bu yüzden bakışları çok geçmeden kör kızın üzerinden çekildi.

Fallen Grace’e yabancıların gelmesi her gün olan bir şey değildi; hatta buradaki insanların çoğu böyle bir olaya hayatlarında sadece bir kez şahit olmuştu. Sunny ve Nephis’i tanıdıklarında kalabalıktan bir kez daha büyük bir çığlık yükseldi. Sunny bu sıcak karşılama karşısında biraz ne yapacağını bilemedi.

Ardından, rıhtımdaki gençler merakla grubun diğer üyelerini süzmeye başladı.

Kai, beklendiği gibi kalabalıkta küçük çaplı bir histeri yaratmıştı. Fildişi zırhı, rüzgarda dağılmış kestane rengi saçları ve karşı konulamaz gülümsemesiyle bu çekici okçu, gençlere utangaçça el salladı. Bu hareket bile birçoğunun ayaklarını yerden kesmeye yetti.

Onun gülümsemesindeki sıcaklık, Jet’ten yayılan o buz gibi aura ile tam bir tezat oluşturuyordu. Yüzündeki soğuk ifadeyle iskeleden inen Jet, buz mavisi gözleriyle kalabalığı süzdü. Tezahüratların sesi biraz azaldı… Ama insanların, özellikle de genç erkeklerin gözlerinde farklı bir parıltı uyandı.

Sunny onların tam olarak ne hissettiğini bildiği için başını iki yana salladı.

Mordret’in ortaya çıkışı da büyük bir yankı uyandırdı. Kai kadar göz alıcı ya da Jet kadar çarpıcı olmasa da grubun en gizemli ve tekinsiz üyesi oydu. Rahat gülümsemesi, ayna gibi parıldayan gözleri ve o yansımaların derinliklerinde gizlenen hafif çarpıklık hissi, üzerinde mıknatıs gibi çekici bir hava yaratıyordu.

Bu insanlar, karşılarında duranın sırf birkaç ruh özü daha elde edebilmek için gözünü kırpmadan hepsini katledecek deli bir canavar olduğunu bilselerdi ne yaparlardı acaba?

…Yine de işin garibi, en derin izi ne Kai, ne Jet, ne de Mordret bırakmıştı. Cassie, Sunny ya da Nephis bile değildi bu.

Fallen Grace halkı üzerinde en büyük etkiyi Effie yaratmıştı.

Büyük Nehir’de geçen iki aylık yolculuğun ardından karnı iyice büyümüştü. O gürültücü avcı, eski dengesini ve zarafetini neredeyse tamamen kaybetmişti. Hatta sadece yürümek bile onun için artık büyük bir eziyetti.

Bir eliyle karnını destekleyen, diğer eliyle de mızrağını baston gibi kullanan Effie, dikkatli adımlarla iskeleden indi ve genç kalabalığa kocaman gülümsedi.

Onun görünüşüyle birlikte rıhtımdaki tüm sesler bir anda kesildi.

Sunny ilk başta buna bir anlam veremedi ama sonra Fallen Grace halkının çok uzun, gerçekten çok uzun zamandır hamile bir kadın görmediğini fark etti. Daha önce hepsi nehrin yukarısına sürülüyor, orada yaşlanıp çürüyorlardı. Aslında bundan çok daha öncesinde de böyle bir manzaraya şahit olmamış olmalıydılar; Nehir Halkı arasında hamile kadınlar sadece Gençlik Evi’nde görülebilirdi.

Effie’ye bakmak, onlar için geleceğe dair bir umut ışığına bakmak gibiydi.

Avcı, Sunny’ye doğru eğildi ve gülümsemesini bozmamaya çalışarak fısıldadı:

"Şapşal… Neden hepsi bana öyle bakıyor?"

Sunny ne cevap vereceğini bilemeyerek boğazını temizledi.

Sonunda, "Çünkü mutlular," diyebildi.

Effie hafifçe güldü.

"Demek öyle…"

Kalabalığa dönüp el salladı.

"O zaman sanırım ben de mutlu olmalıyım."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.