Karanlığın Sınırında

"Sunny, yelkenler!"

Jet'in haykırışı henüz havada asılıyken, Cassie ve Sunny çoktan harekete geçmişti. Sunny gölgeleri yardıma çağırarak Zincir Kıran'ın yelkenlerini fora etti; Cassie ise hızla rün çemberine koştu. Nephis elini kılıcının kabzasına koymuş, bakışlarını karanlığın derinliklerine dikmişti.

Yine nasıl bir felaketin içine düştük acaba...

Cassie dümen küreklerini kavrayıp rüzgarın gücünü arkasına alacak şekilde gemiyi ustaca döndürdü. Aynı anda rün çemberi parıldayarak onun özünden sızan akımları yutmaya başladı. Efsun hatları onarıldığı için bu güç artık kadim geminin büyülerini beslemiyor, sadece onu yönlendirmeye yarıyordu.

Sonunda Zincir Kıran, Ariel'in Mezarı'nın uçsuz bucaksız karanlığında süzülerek durdu.

Sunny, Jet ve Effie'nin yanına giderek onların baktığı yöne, uzaklara doğru gözlerini dikti.

"Sorun... ne..."

Sesi titredi.

Orada, çok uzaklarda...

Dünya bitiyordu.

Sunny için bile bunu seçebilmek zordu; çünkü dünyanın sonu kapkaraydı ve etraflarını saran zifiri karanlıktan neredeyse ayırt edilemiyordu. Yine de... Tam karşılarında, her yöne uzanan, gözün görebildiği kadarıyla sınır teşkil eden, uçsuz bucaksız bir yüzey vardı.

Cilalanmış bir taş gibi pürüzsüz ve mat.

Neye baktığını idrak etmesi bir anını aldı.

Bu... piramidin iç duvarı.

O sonsuz siyah sınır, Ariel'in Mezarı'nın içeriden görünen duvarından başka bir şey değildi. Ancak bu yapı, şimdiye kadar gördüğü her şeyi gölgede bırakacak kadar devasaydi. Karanlık Şehir'in devasa surları bunun yanında bir toz tanesi gibi kalırdı. Falcon Scott'ın muazzam savunma hatları ise sadece bir kum tanesiydi.

Sonsuz siyah duvara bakan Sunny, bu dehşet verici büyüklük karşısında donakaldı. Bir an için merak etti; piramidin içi gerçekten koca bir diyarı içine alacak kadar devasa mıydı, yoksa kendisi mi bir karınca boyutuna ufalmıştı?

Her halükarda... Jet'in uyarısı tam zamanında yetişmişti. Zincir Kıran o sonsuz siyah taş duvara çarpmayacaktı. Çoktan durmuşlardı ve Ariel'in bu korkunç dünyasının sınırı ile aralarında epey mesafe vardı.

Ancak hemen ardından Sunny'nin kaşları hafifçe çatıldı.

Jet'e dönüp bir an sessiz kaldı.

Görüş yeteneğinin sıra dışılığı sayesinde duvarın yüzeyini seçebiliyordu. Oysa Jet, onun karanlıkta görme yeteneğine sahip değildi.

Peki o ve Effie kendilerini nasıl uyarabilmişti?

"Ne oldu?"

Avcı kadın, ciddi bir ifadeyle ileriye bakıyordu. Bir an sessiz kaldı, ardından yüzünü ekşitti:

"Kokuyu almıyor musun? Resmen Kabus Canavarı kokuyor."

Sunny başını yavaşça iki yana sallayıp tek kaşını kaldırarak Jet'e baktı.

Kadının buz mavisi gözlerinden dondurucu bir soğuk yayılıyordu.

"Ruhlar var... İleride çok güçlü ruhlar var."

Ruh Biçici normalde rahat ve gamsız biriydi ama şimdi yüzü son derece gergindi. Onun bu halini gören Sunny'nin sırtından aşağı soğuk bir ürperti indi.

Kaşlarını daha da çattı.

Jet sıradan bir ruh yüzünden böyle tetikte olmazdı. Nasıl bir güçle karşı karşıyaydılar?

İçinden lanetler okuyarak uzaklardaki siyah sınıra döndü ve onları neyin tehdit ettiğini anlayabilmek için gözlerini alabildiğine zorladı.

Sunny'nin bu gizli tehlikeyi keşfetme ihtimalinin en yüksek kişi olduğunu bildikleri için gruptakiler sessizliğe büründü.

Ne var orada... Hiçbir şey göremiyorum...

Mezarın iç duvarını görmenin yarattığı ilk şok geçince, Sunny yapıyı daha detaylı incelemeye koyuldu. Tabii incelenecek pek bir şey yoktu. Karanlıkta sonsuzluğa uzanan yekpare, siyah bir yüzeyden ibaretti. Diğer ayrıntıları fark edemeyecek kadar uzaktaydı.

Yine de... Dikkatini çeken bir şey vardı; duvar ilk başta düşündüğü gibi pürüzsüz değildi. Aksine, sanki sayısız çıkıntı ve tepecikle kaplıymış gibi pürüzlüydü. Bu çıkıntılar uzaktan küçücük görünüyordu ama yakından bakılsa genişlikleri onlarca, belki de yüzlerce metreyi bulmalıydı.

Sunny bu düzensizlikleri süzerek düşündü.

Çatlaklarda gizlenen bir şeyler olabilir. Belki de taşın içinde mağaralar vardır? Ama hiç giriş göremiyorum...

Tam o anda donakaldı.

Siyah piramidin duvarında bir şey kıpırdamıştı.

Bu hareket o kadar küçüktü ve görüş alanının tam sınırındaydı ki, eğer Ariel'in Mezarı'nın duvarına pür dikkat bakmıyor olsaydı bunu asla fark edemezdi.

Başını hafifçe çevirerek o noktaya odaklandı. Ne vardı orada? O tuhaf, düzensiz çıkıntıların arasındaki yarıklarda gizlenen hiçbir yaratık seçemiyordu.

Ardından, algısı hafifçe kaydı. Bu hem fiziksel bir odak değişimiydi —uzaktaki bir şey yerine yakındakine odaklanmak gibi— hem de zihinsel bir eşik aşımıydı; her bir parçayı tek tek görmek yerine bütünü kavramaya başladı.

İşte o an Sunny'nin tüyleri diken diken oldu ve yüzü bir ceset kadar beyazlaştı.

Dehşetle taş kesilerek hafifçe sendeledi.

L-lanet olsun!

Güçlü ruhlar...

O sonsuz duvarın yarıklarında gizlenen hiçbir şey yoktu. Korkunç ucubelerin barınabileceği gizli mağaralar falan da yoktu.

Aksine, duvarın tüm yüzeyi, oraya güveler gibi yapışmış ucubelerle kaplıydı.

O tepecikler ve çıkıntılar... Milyonlarca siyah kanadın kenarlarıydı.

Ariel'in Mezarı'nın iç duvarı, devasa bir Karanlık Kelebek sürüsü tarafından tamamen örtülmüştü. Bu uçsuz bucaksız siyah yüzeyde, uykuda gibi görünen sayısız Yüce Canavar dinleniyordu...

Ve uykularını bölecek en ufak bir şeyde uyanmaya hazırdılar.

Sunny gayriihtiyari bir adım geri çekildi.

Şarkı ve Yiğit klanlarının fethetmek istediği yer... Burası mıydı?

Tek bir Yüce Canavar, uyanık dünyada sadece birkaç kişinin durdurabileceği bir felaketti. Oysa siyah piramidin içinde, sınırları koruyan ve kendilerini özgür bırakacak bir budalayı bekleyen sayısız Karanlık Kelebek vardı.

Ya da belki de Dehşet İblisi'nin inşa ettiği bu mezara saygısızlık edecek herkesi yok etmek için nöbet tutuyorlardı.

Sunny titredi.

Ariel... O kaçık... Tam olarak ne inşa etmişti böyle? Ve neden?

Yavaşça başını çevirip donuk gözlerle Cassie'ye baktı ve fısıldadı:

"Cassie... Kutsal ağacın ışığını söndürebilir misin?"

Genç kız bir an şaşırmış gibi göründü, ardından başıyla onayladı. Bir sonraki an, yaprakları hışırdayan ağacın o güzel ışığı solmaya başladı ve sonunda tamamen karanlığa gömüldü.

Sunny titrek bir iç çekti.

Zincir Kıran'ı aydınlatan fenerler de söndürülmüştü. Çok geçmeden, gruptakiler kendilerini mutlak bir karanlığın içinde buldular.

Işığın yokluğunda sadece Sunny ve Cassie rahatça hareket edebiliyordu.

Gözlerini o sonsuz taş duvarı kaplayan sayısız siyah kelebeğin dehşet verici görüntüsünden alamayan Sunny, deli gibi çarpan kalbini yatıştırmaya çalışarak boğuk bir fısıltıyla konuştu:

"Cassie, bizi buradan uzaklaştır. Nehre geri dönelim... Çabuk. Alabildiğin kadar hızlı git!"

Zincir Kıran hareketlendi, pruvasını yavaşça döndürdü. Direklerin gıcırtısı, yaprakların hışırtısı ve rüzgarla dolan yelkenlerin dalgalanışı Sunny'nin kulaklarına birer gök gürültüsü gibi geliyordu.

Bizi fark ederlerse... Ölürüz. Şimdiye kadar hayatta kalmamın imkansız olduğu pek çok durumdan sıyrılmayı başardım. Ama bundan... Bundan kurtuluş yok.

Gitmek zorundaydılar.

Sunny dişlerini sıktı ve bekledi.

Birkaç an geçti, sonra birkaç an daha.

Bir dakika doldu.

Zincir Kıran, uzaktaki Büyük Nehir'e doğru süzülüyor, durmaksızın hız kazanıyordu.

Daha hızlı, daha hızlı...

Sunny bir gün Büyük Nehir'e dönmek için dua edeceğini hiç düşünmezdi. Ama şimdi, tam olarak bunu yapıyordu.

Belki de birileri onun dualarını duymuştu.

Nihayet, Ariel'in Mezarı'nın o korkunç duvarı gözden kayboldu ve Büyük Nehir'in parıldayan şeridi yaklaştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.