Cassie, Seishan’ın şaraba ne karıştırdığını bilmiyordu ama etkisi gerçekten de uğursuzdu.
Başı dönmediği halde zihni bulanıyor, sanki dünya etrafında dönüyormuş gibi hissediyordu. Vücudu aşırı hassaslaşmış, ancak aynı zamanda hantallaşmış ve kontrolü zorlaşmıştı. Bir adım atarken sendeleyip düşmemek için kendini ancak zapt edebiliyordu.
Sanki sarhoş gibiydi.
Aslında Cassie bunu tam olarak bilemezdi, çünkü daha önce hiç sarhoş olmamıştı. Uyanmış birine dönüşmeden önce alkolün tadına bakmamıştı, sonrasında ise bedeni kolay kolay sarhoş olmayacak kadar dirençli hale gelmişti. Maddelerin etkisi altındakilerin anıları da genellikle karmakarışık ve bulanık olurdu; Yükselmiş yeteneği ise ona sadece işaretlediklerinin duyularına erişim sağlıyordu, zihinlerine değil.
Bu yüzden sadece hayal edebiliyordu.
Eğer sarhoşluk böyle bir hisse... kalsındı, hiç istemiyordu.
Ah. Ne kadar iğrenç.
Zihnindeki bu sersemlikten çok daha kötüsü, ruhunun da aynı durumda olmasıydı. Seishan’ın ona içirdiği o tuhaf ilacı bu kadar ürkütücü ve tekinsiz kılan da buydu.
Cassie özünü zar zor kontrol edebiliyordu. Hatta kontrol edip edemediğinden bile emin değildi. Görünüş yeteneklerini etkinleştirmeye çalışmak başını döndürüyor, onlardan gelen veriler ise en iyi ihtimalle kopuk kopuk, en kötü ihtimalle ise tamamen güvenilmez oluyordu.
Artık iradesine boyun eğmeyi reddeden ve başıboş bir şekilde akan özüne de hâkim olamıyordu.
Bağını çekip uyanık dünyaya geri bile dönemiyordu. O bağ hâlâ oradaydı, ruhunun bir yerlerinde... herhalde. Ama hissetmesi imkânsızdı.
Ne kadar sinsi bir yöntem.
Kılıç Diyarı’nın kraliyet klanı, rün büyücülüğü konusunda derin bir bilgiye sahipti ve bünyesinde pek çok yetenekli zanaatkâr barındırıyordu. Bu yüzden Uyanmışları, Yükselmişleri ve hatta Azizleri hapsedebilecek kısıtlamalar yaratabilmeleri şaşırtıcı değildi; tıpkı Gece Tapınağı’nda neredeyse yalnız başına can verdiği o kafes ya da Usta Orum’un tutulduğu, sorgulandığı ve sonunda öldürüldüğü hücre gibi.
Song Klanı elbette rün büyücülüğüne cahil değildi ama bu konudaki kazanımları çok daha mütevazıydı. Ne de olsa Ki Song, ilk büyük Uyanmış aileleri kök saldıktan çok sonra yükselmişti; bu yüzden klanının temelleri onlara kıyasla sığ kalıyordu.
Yine de görünen o ki, Song ailesinin sorunları çözmek için kendine has yöntemleri vardı.
Cassie nasıl bir mistik zehir yuttuğunu bilmiyordu ama etkileri Valor Klanı’nın rün ustaları tarafından yapılan bir kafesten aşağı kalmıyordu. Hatta bazı açılardan ondan daha üstündü.
Bir kere, özgürce hareket ettirilebiliyordu.
Seishan, yemeğini bitirmesi için ona tam yetecek kadar zaman tanımış, ardından onu derhal Küçük Geçit’ten uzaklaştırmıştı. Ayrıca Cassie’nin başına, pek de nazik olmayan bir tavırla bir torba geçirmişti.
Elbette bu torba görüşünü engellemek için değildi. Cassie zaten kördü ve şimdi yeteneğini kullanamadığı için sıradan bir kör kadar çaresizdi. Torba, aksine başkalarının ona bakmasını engellemek içindi.
Sonuçta Cassie’nin ölü bilinmesi gerekiyordu. Song Klanı onun oyunlarına karşı temkinli olsa da, hilesinin bu kısmını sürdürmenin avantajlı olduğunu görmüşlerdi.
Torba, kimliğini gizli tutmak için basit ama yeterli bir araçtı. Yine de pek iyi koktuğu söylenemezdi ve Tanrımezarı’nın yakıcı ışığı altında hızla bir fırına dönüşerek nefes almasını zorlaştırıyordu.
Cassie bu rahatsızlığa sessizce katlandı.
Kokudan, sesten ve o belli belirsiz varlıktan anladığı kadarıyla... Seishan, Hayvan Terbiyecisi tarafından efsunlanmış bir Kâbus Yaratığı’nın sırtında gelmişti. Şimdi her ikisi de yaratık kemik ovasında koştururken onun kabuğu üzerinde duruyorlardı.
Muhtemelen Cassie’nin Kraliçe ile görüşeceği Büyük Geçit Kalesi’ne gidiyorlardı.
Küçük Geçit’in bulunduğu Batı Birinci Kaburga, Büyük Geçit’ten çok uzak değildi. Ancak aralarında büyük bir yükseklik farkı ve geniş bir uçurum vardı. Bu yüzden Köprücük Kemiği Ovası’na çıkmak için batıya gitmek, Song Klanı tarafından inşa edilen asansörleri kullanmak ve sonra tekrar doğuya dönmek gerekiyordu.
Kâbus Yaratığı hızlıydı ama hedefe ulaşmaları yine de epey vakit alacaktı... ya da Cassie, yaratık havaya fırlayıp bir anda yerçekimsizliğin etkisinde kalana kadar öyle sanmıştı. Sonra altındaki kabuk sarsıldı ve bir yusufçuğun kanat çırpışını andıran yüksek bir hışırtı duydu.
Uçuyoruz.
Demek Seishan bu kadar çabuk bu yüzden gelmişti.
Cassie’nin umduğundan daha az zamanı vardı.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuştu:
“Bu savaşta Hizmetçilerinden kaçı öldü?”
Seishan başını çevirip onu süzüyor gibiydi.
Sonunda duygusuz bir sesle cevap verdi:
“İki.”
Kısa bir duraksamanın ardından, sesindeki çok hafif bir tereddütle ekledi:
“...Nephis olmasaydı üç olacaktı.”
Cassie acı bir şekilde gülümsedi.
“Ben yedi Ateş Muhafızımı kaybettim.”
Kalın torbanın ardından sesinin nasıl boğuk çıktığını merak etti.
“Neyse, en azından kız kardeşlerinden hiçbiri ölmedi. Şanslısın.”
Seishan bir süre sessiz kaldı.
“Yanılıyorsun.”
Cassie kaşlarını çattı, sonra Seishan’ın yüzünü göremediğini hatırladı.
İnsanlar onunla konuşurken böyle mi hissediyordu?
“Ne demek istiyorsun?”
Sonunda Seishan’ın sesi, alışıldık canlı tonlarının aksine çok daha karanlık bir duygu paletine bürünerek acısını ele verdi.
“İnsanların hatırladığından çok daha fazla kız kardeşim var. Yüceliğe ulaşan yedi kişiden kimse ölmedi. Ama bu kimseyi kaybetmediğimiz anlamına gelmez.”
Cassie habere şaşırmış gibi yaparak bir süre sustu.
...Elbette Ki Song’un kaç evlatlık kızı olduğunu, rütbelerini ve savaşta hangilerinin can verdiğini zaten biliyordu.
Seishan, Cassie’nin amacının her ne sebeple olursa olsun Kraliçe ile görüşmek olduğunu sanıyordu; belki bir anlaşma yapmak, belki de cüretkâr ve akılsızca bir şeye kalkışmak için.
Ama yanılıyordu.
Cassie kraliçe ile konuşmak istiyordu, evet ama asıl hedefi... zaten avucunun içindeydi.
Bizzat Seishan’dı.
Seishan onun içkisine bir şeyler katmıştı, Cassie de şimdi bu iyiliğin karşılığını veriyordu.
Özenle seçtiği her kelime birer zehir damlasıydı.
Sadece bunu çaktırmadan yapmalıydı ki hedefi durumu fark etmesin... ve zehri etkisini gösterdiğinde, panzehir için artık çok geç olsun.
Cassie’nin Song Ordusu kampındaki amacı, Ki Song’un kızlarını annelerine karşı kışkırtmak ve taraf seçme vakti geldiğinde onları annelerinin Diyarı’ndan koparıp almaktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.