Yedinci Darbe

Gölgelerin karanlık kucağında Sunny, Anvil’ı parça parça ederken kendisi de dilim dilim doğranıyordu. Ruhlarının çözülüp dağılmasının verdiği o korkunç acıyı zerre umursamadan, her ikisi de birbirini yok etmekle meşguldü.

Ancak birinin umursamazlığı, diğerininkinden çok farklıydı.

Anvil hiçbir şeyi takmıyordu; Sunny ise adamı öldürmeyi o kadar çok istiyordu ki acıyı hissedecek hali kalmamıştı.

Öl, öl artık...

Kahkaha atabilecek bir ağzı olsaydı bunu seve seve yapardı fakat şekilsiz bedeninin barındırdığı yüzlerce ağzın hepsi dilsizdi.

Gölgeler dünyasında sese yer yoktu, sadece sessizlik hüküm sürüyordu.

Geber!

Anvil’ın zırhını parçalayıp ruhunu hırpalarken, acı ve karanlık bir haz denizinde boğuluyordu. Yine de Sunny kendini savaşın hararetine ne kadar kaptırırsa kaptırsın, zihni hâlâ durgun bir göl gibi soğuk ve sakindi.

Kralın kılıcı bedenini kesip geçerken bile, kılıçların kralını nasıl öldüreceğini soğukkanlılıkla hesaplıyordu.

Sunny, Anvil’ın Nephis’i kusursuz bir kılıç gibi dövmekten bahsetmesindeki o saplantılı tonda bir bit yeniği olduğundan şüphelenmişti. Büyük ihtimalle bu, adamın çarpık düşüncelerinin gerçek bir yansımasıydı; fakat aynı zamanda, bu sinsi hükümdarın Sunny’nin soğukkanlılığını bozmak için bunu bilerek yüksek sesle söylemiş olması da kuvvetle muhtemeldi.

Eğer öyleyse, bu hamle fena halde ters tepmişti.

Yine de Sunny ihtimalleri hesapladıkça daha da ürperiyordu.

Çünkü kazanma şansı görmüyordu.

Anvil çok zorba, iradesi ise fazlasıyla keskin bir silahtı.

Ruhu paramparça olurken bile gölgeler dünyasındaki dövüşe gittikçe daha çok alışıyordu. Gölge diyarı parçasının ışıksız derinliklerine doğru süzüldükçe, Anvil'ın siyah zırhının üzerinde öfkeli kırmızı rünler parıldamaya başladı; bu parıltı gölgeleri dalgalandırıp ikiye ayırıyordu.

Anvil ağzını açtı ve tüm doğa kanunlarına aykırı bir şekilde, o ışıksız uçurumun sessizliği bir sesle bölündü.

"Yeter."

Sunny’nin şekilsiz bedenini tek eliyle kavrayıp kılıcını havaya kaldırdı ve sertçe indirdi.

Namlu, bizzat gölgelerin kendisini kesip biçti.

Sunny bir an sonra kendini vahşi bir güçle maddi dünyaya fırlatılmış buldu.

Ezilmiş kemiklerin üzerinde yuvarlanırken, hırpalanmış bedeninin yere çarpmasıyla inledi. Ayağa kalktığında Anvil çoktan yarılan gölgelerin arasından sıyrılıp çıkmıştı.

Zırhı sapasağlamdı, kızıl pelerini rüzgarda usulca dalgalanıyordu.

Sunny düşmanının ruhunun ağır yaralar aldığını bilse de dışarıdan bakıldığında Anvil tamamen hasarsız görünüyordu.

Ah, seni gidi kokuşmuş piç...

Onlar gölgelerin arasında boğuşurken savaş alanı değişmişti. Çatlayan zemin çöküyor, yarıklardan dumanlar ve öfkeli, beyaz bir parıltı yükseliyordu. Aşağıdaki boşluk, bir köz ve ateş denizine dönmüştü. Çok uzaklarda ise...

Ne... neyin nesi bu böyle?

Kemik düzlüğünün üzerinde devasa bir figür yükseliyordu; silueti belli belirsiz bir kadını andıran bu yaratık hem ürkütücü hem de garip bir şekilde göz alıcıydı.

Beyaz bir ışık patlaması bu devasa varlığı aydınlattı; Sunny’nin tek görebildiği de bu oldu, çünkü Anvil’ın kılıcı tam o esnada boynunun yanından ıslık çalarak geçti.

Bir salise bile gecikse kafası gövdesinden ayrılacaktı.

Sunny geriye doğru sendeledi ve bir sonraki darbeyi büyük kılıcıyla savuşturdu; yırtık pırtık olan ruhu acıyla zonklarken Dokumacı'nın maskesinin ardında yüzünü ekşitti.

Anvil soğuk bir şekilde gülümsedi.

"Senin dünyan demek? Ne kadar da kasvetli bir yer..."

Birden dibinde bitti ve Sunny’nin kılıcını tek bir hamleyle yana savurdu. Hemen ardından savurduğu korkunç tekme Sunny’yi onlarca metre uzağa uçurdu.

Kemikten zemine çarpıp taş gibi sekti, metrelerce sürüklendi.

Sunny neredeyse anında ayağa fırladı ancak dengesini kurduğu an Anvil çoktan tepesine çökmüştü.

O dehşet verici kılıç havayı yardı.

"Yine de seni takdir etmeliyim... Ne büyük bir azim! Gerçekten canım yanıyor."

Sunny sıyrılıp kendi darbesini indirmeye çalıştı ancak Anvil rahat bir adımla bundan kaçındı. Soğuk sesindeki o ürpertici tehditle sakince konuştu:

"Peki şimdi ne yapacağız?"

Neden bu kadar çok konuşuyorsun?

Sunny güldü.

"Kılıçların Kralı, duydum ki ölmek acıya en iyi gelen ilaçmış. Gel bunu deneyelim."

Anvil karanlık bir şekilde gülümsedi.

"Hâlâ küstah olduğunu görüyorum..."

Bununla birlikte kılıcı öyle bir savruldu ki bir anda tüm dünyayı kapladı.

Bu kez Sunny’nin kaçacak yeri yoktu.

Lanetli kılıç adeta onun özünü delip geçiyor, cesaretini baltalıyordu.

Sunny birden yüreğini amansız bir korkunun pençelediğini hissetti.

İkinci darbe kararlılığını biçti; Sunny sendeledi, kaçınılmaz olana karşı neden hâlâ direndiğini bir an için sorguladı.

Üçüncü darbe umudunu kesti ve o an Sunny hiç şansı olmadığını anladı. Ne düşünüyordu ki? Sıradan bir aziz bir hükümdarı alt edemezdi. Bu imkansız bir şeydi.

Yılan ellerinde birden ağırlaştı, hantallaştı. Hem bedensel hem de zihinsel acısı dayanılmaz bir raddeye ulaşmıştı.

İnledi.

Dördüncü darbe öldürme niyetini hedef aldı...

Daha doğrusu, almaya yeltendi.

Fakat lanetli namlu tiz bir sesle durdu ve geri tepti; hedefini yok etmeyi başaramamıştı.

İçini kaplayan korku, tereddüt ve çaresizliğe rağmen Sunny titreyen adımlarla doğrulup kralın devasa siluetine baktı. Elleri zangır zangır titriyordu.

Yine de yüreğini esir alan dehşete, şüpheye ve umutsuzluğa inat kendini gülümsemeye zorladı.

Onu öldüreceğim... Öldürmek zorundayım... Mutlaka...

Korkutucu maskesinin ardında titreyen sesi duyuldu:

"Ölmeye hazır mısın?"

Hazır mıydı?

Anvil başını iki yana salladı.

"Ne kadar da inatçı."

Beşinci darbe bizzat uzayı kesti.

Ne...

Uzay bir anda büküldü. Anvil bile gölge diyarı parçasını tamamen yok edemiyor gibi görünüyordu; ancak o yaratıcı bir zanaatkardı, buranın bir kısmını yerinden oynatmanın bir yolunu bulmuştu.

Arkaları karanlıktı, önleri karanlıktı... Ancak Sunny ve Anvil'ın durduğu noktaya, bulutlu gökyüzünün çiğ ışığı tepeden sızıyor, tanıdık sıcaklık onları boğucu bir örtü gibi sarıyordu.

Sunny ışık yüzünden kör olmuştu.

Üstelik gölge diyarı parçasının ona bahşettiği güçten mahrum kalmış, onu besleyen kaynak elementle olan bağı kopmuştu.

Altıncı darbe oldukça sıradandı; karnını delip geçti ve Sunny’yi dizlerinin üzerine çöktürdü.

Anvil kılıcını geri çekerken ona tepeden soğuk gözlerle baktı ve ruhsuz bir sesle mırıldandı:

"Huzur içinde yat, Gölgelerin Efendisi."

Lanetli namlu hızla indi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.