İnsanlığa sayısız cana mal olacak o savaş nihayet bittiğinde, geride bıraktığı yıkım beklenenden sadece biraz daha azdı.
Uyanmış askerlerin verdiği kayıplar hâlâ çok ağırdı. Yine de Nephis araya girmeseydi, iki büyük orduya geri çekilme emri verip azizleri karşı karşıya getirmeseydi ölecek olanların yanında bu sayı hafif kalırdı.
O devasa, son hesaplaşma savaşın kaderini tayin etmişti.
Kılıç Diyarı kesin bir zafer kazanmıştı.
Sunny, Kılıç Ordusu'nun kampına döndüğünde zafer şarkılarıyla karşılanacağını sanıyordu ama içerisi en az yenilen tarafın kampı kadar sessiz ve kederliydi.
Çünkü askerlerin çoğu, savaşın o akılalmaz dehşetiyle ruhsal olarak hırpalanmıştı. Pek çoğu dostlarını, yoldaşlarını o dipsiz karanlığa kurban vermişti.
Asker kayıpları henüz tam olarak hesaplanamamıştı ancak herkes cepheden kaç azizin sağ döndüğünü zaten biliyordu.
Sonuçlar şaşırtıcıydı.
En azından Sunny için.
Kılıç Ordusu'ndan dört aziz can vermişti.
Buna karşılık Song Diyarı tam on üç azizini kaybetmişti.
Altısını Sunny ve gölgeleri öldürmüştü. Üçünü İhtiyar Jest indirmişti. Geri kalanlar ise teke tek düellolarda can vermişti.
Korkunç bir sayıydı bu.
Nephis ise tek bir can bile almamıştı.
Ne acı bir alaydı ama. Sunny kendini her zaman ikisinin arasında daha insancıl olan taraf olarak görürdü. Geçmişte, Neph'in hırsının ve saplantılarının kendisini asla adım atmayacağı karanlık dehlizlere sürüklediğini düşünürdü sık sık. Şimdiyse neredeyse koca bir seçkin müfreze dolusu yüce şampiyonu gözünü kırpmadan katleden kendisiydi; o ise merhamet gösterip elini kana bulamamıştı.
Tabii Song Ordusu onun üzerine sadece yedi aziz ile bir köle ve mürit sürüsü salmıştı; Sunny ise teknik olarak on üç azizle ve Mordret'in üç yansımasıyla kapışmıştı.
Bu durum karşısında gururlanmalı mıydı, dehşete mi düşmeliydi, yoksa hüzünlenmeli miydi, bilemiyordu.
Gerçi şu an bunun hiçbir önemi yoktu.
Asıl önemli olan şey başkaydı.
Düşüncesi bile Sunny'yi içten içe titretir.
Song, Kılıç Diyarı karşısında ezici bir avantaja sahiptü. Yine de aldıkları yenilgi yıkıcı olmuştu. Sunny ve Nephis bu zaferde hayati bir rol oynamış olsa da gerçek değişmiyordu.
Song'un yirmi altı azizi, Kılıç Diyarı'nın yirmi bir azizine karşı savaşmış ve çoğu yenilmişti. Yenilenlerin çok azı canını kurtarıp zamanında geri çekilme şansı bulmuştu ama bu bile hayret verici bir sonuçtu.
Bu durum tek bir anlama gelebilirdi.
Kılıç Ordusu'nun azizleri sadece daha güçlüydü.
Bu gerçek, Sunny'nin zihninde rahatsız edici bir şüphe uyandırdı.
Kılıç Kralı Anvil'in o ana dek çözülemeyen gizemli tavrına ışık tutuyordu.
En başından beri, belki de Mordret'in Gece Hanedanı'nı haritadan sildiği günden beri, Değer Hükümdarı sergilediği umursamazlık, eylemsizlik ve pasiflikle Sunny'nin kafasını karıştırıp durmuştu.
Solucanlar Kraliçesi ise her hamlede rakibini alt ediyor gibi görünüyordu. Stratejileri daha ince düşünülmüştü, dâhice planları daha büyük etki yaratıyordu ve savaş alanına hakimiyeti bir yüceye yakışacak cinstendi.
Zaman geçtikçe Kılıç Ordusu'nun stratejik konumu daha da umutsuz bir hal almaya başlamıştı. Düşman neredeyse her cephede kazanıyordu.
İnsan ister istemez iki yüceden hangisinin Savaş Tanrısı'nın soyundan geldiğini sorguluyordu. Savaş sanatının dehasını Song değil de Değer'in göstermesi gerekmez miydi?
Ancak bu dengesizliğin cevabı şimdi tüm çıplaklığıyla ortadaydı.
Anvil sanki bugün tüm dünyaya şöyle haykırmıştı:
"Bakın ve çaresizliği hissedin. Ne kadar kurnaz, bilge ya da cesur olduğunuzun hiçbir önemi yok. En dâhice planlar bile ezici bir güç karşısında hükümsüzdür."
Anvil, Song Diyarı'nın başarılarını zerre umursamamıştı çünkü bu savaşı kazanmak için ihtiyacı olan tek şeye zaten sahipti.
Daha iyi bir orduya ve daha ölümcül şampiyonlara.
Bu, acımasız ve moral bozucu bir dersti.
Yine de Sunny'nin keyfini kaçıran şey bu sert gerçeğin kendisi değildi.
Onu asıl ürperten, Anvil'in bu ezici güce sadece Nephis ve kendisi sayesinde sahip olmasıydı.
Bu da kralın, onların gücünü de hesaplarına dahil ettiği anlamına geliyordu.
Yani onların neler yapabileceğini, Sunny'nin tahmin ettiğinden çok daha iyi anladığını gösteriyordu.
Hatta...
Savaşın nasıl geliştiğini düşündükçe ensesinden aşağı soğuk bir ürperti indi.
Yücelerin savaşı sadece Nephis'in Anvil'in emrine karşı gelmesiyle başlamıştı.
Ama Song Diyarı'nın ağır yenilgisine yol açan şey de tam olarak bu itaatsizlikti.
Yani...
Kılıç Kralı onun söz dinlemeyeceğini ve hatta bu isyanı tam olarak nasıl gerçekleştireceğini önceden hesaplamış olabilir miydi?
Hesaplamış olmalıydı. Aksi takdirde, Neph'in bu dikbaşlılığına sessizce göz yumması başka türlü açıklanamazdı.
Sunny'yi en çok korkutan da buydu.
Devasa yankıya doğru baktı, birden kendini gergin ve huzursuz hissetti.
Neredeyse korkuyordu.
Sanki Anvil'in avucunun içindeydi ve her an demir bir yumrukla ezilmeye hazırdı.
Dokumacı'nın Maskesi'nin ardındaki yüzü asıldı.
Aralarında on yedi azizin de bulunduğu sayısız insan ölmüştü; bu tüm insanlık için çok ağır bir kayıptı.
Song Ordusu'nun kaderi anlık bir kararla tersine dönmüştü. Tek bir savaşta, kesin bir üstünlüğe sahipken umutsuz bir çaresizliğe sürüklenmişlerdi. Bunda en büyük pay, Sunny ve Nephis'in gerçek güçlerinin büyük kısmını gözler önüne sermesiydi.
Bu savaş, Song'un Köprücük Kemiği Geçidi'nin derinliklerine doğru ilerleyişine ket vurmuştu. Aksine, şimdi geri çekilmek zorunda kalacaklardı; belki de Köprücük Kemiği Ovası'na kadar gerileyeceklerdi.
En kötü senaryoda, Revel ya da Gilead seferlerini tamamlayamadan Song ordusunun ana kampı, hatta tek hisarı kuşatılabilirdi.
Fakat şimdilik, yorgun ve dehşete düşmüş askerlerin dinlenmesi gerekiyordu.
Yaralılar tedavi edilmeli, ölüler yakılmalıydı.
Her iki ordu kampı da bu dehşet verici savaşın fısıltılarıyla çalkalanıyordu.
Ve şüphesiz, en çok iki kişinin adı dillerden düşmüyordu.
Ölümsüz Alev klanının merhametli Değişen Yıldız'ı...
Ve gölgelerin acımasız, korkunç efendisi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.