Anlamıyorum. Gerçekten anlamıyorum... Ne düşünüyorsun sen?
Jest’in yüzünde mutsuz bir ifade vardı.
Şu Asterion denilen çocuk, daha en başından beri tuhaf görünmüştü. Yakında yirmi üç yaşına basacak olan Anvil’in, Kabus’a girmek üzere yanına aldığı kişinin on altı yaşından büyük durmayan bir velet olması akıl kârı değildi.
Yaşına bakılırsa Asterion’un yıllar önce uyanmış olması imkansızdı; dolayısıyla hiçbir tecrübesi de olamazdı. Kim olduğu belirsiz, deneyimsiz, sınanmamış biri... Bırakın Anvil gibi usta savaşçıların olduğu bir grubu, İkinci Kabus’a meydan okumaya niyetlenen hiçbir ekibe böyle biri dahil edilmemeliydi.
Dahası, bu çocuk Jest’in tüylerini ürpertiyordu. Aslında gayet nazik ve cana yakındı; vaktinin çoğunu Hisar’da meraklı gözlerle etrafı gezerek geçiriyordu ama yine de onda bir gariplik vardı.
Sanki tam olarak insan değil de, insan derisi kuşanmış başka bir şey gibiydi.
Kimse fark etmiyor gibiydi ama Jest’in gözünden kaçmıyordu. Bu yüzden, normalde pek adetleri olmasa da Anvil’i bu konuda sıkıştırmaya karar verdi.
Bu herifi nereden buldun? Kim bu? Onu neden Kabus’a götürmek istiyorsun?
Anvil hiçbir duygu belirtisi göstermeden, donuk gözlerle ona baktı.
Nihayetinde omuz silkti.
Kararlarımı sana açıklamak zorunda olduğum günleri ne zaman geçtik, yükselmiş Jest?
Jest, şaşkınlıkla karışık bir şekilde alay etti.
Vay canına. Yükselmiş Jest demek, öyle mi?
Anvil bir süre daha ona baktıktan sonra içini çekti.
Onu Kabus’a götürmek istiyorum çünkü buna değer. Geri kalanına gelince...
Anvil’in kısa açıklamasını dinleyen Jest, ne düşüneceğini ya da ne hissedeceğini bilemedi.
Sonsuza dek yok olduğunu sandığın eski bir düşmanın birdenbire, sapasağlam bir şekilde ortaya çıktığını öğrenmek garip bir histi.
Yükseliş Yolu mu? Şu kaçıklar mı gerçekten?
Yükseliş Yolu’nun o bağnaz müridleri onlarca yıl önce sırra kadem basmıştı... Daha doğrusu, Ölümsüz Alev İkinci Kabus’u fethettikten kısa bir süre sonra, yani yaklaşık on altı yıl önce ortadan kaybolmuşlardı.
Jest, onların çarpık inançlarını çok detaylı olmasa da biliyordu. Hatırladığı kadarıyla, rüya alemini bir nevi vadedilmiş toprak, Büyü’yü ise insanlığı —ya da en azından seçilmiş birkaç kişiyi— doğdukları can çekişen dünyadan kurtuluşa götürecek ilahi bir rehber olarak görüyorlardı.
Ya da buna benzer saçmalıklar işte.
Kabus Büyüsü’nün ortaya çıkışından sonra pıtrak gibi çoğalan tarikatlar arasında bu en kötüsü sayılmazdı. Yükseliş Yolu müridleri genelde kendi hallerinde takılır, kendilerine dokunulmadığı sürece ana gruplarla aralarındaki barışı bozmazlardı.
Onları diğerlerinden ayıran asıl özellik ise, tarikatın çekirdek kadrosunun gerçekten çok güçlü isimlerden oluşmasıydı. Birinci Nesil uyanmışlar arasında sıyrılan, Muhafız veya Gecegezgini gibi isimlerden aşağı kalmayan kişilerdi bunlar. Muhafız’ın, sırf bu uçarı ve tuhaf fikirleri yüzünden onları kendi saflarına çekemediği için sık sık hayıflandığı söylenirdi.
Ancak günün sonunda, Yükseliş Yolu da tarihin tozlu sayfaları arasındaki diğer tarikatlar gibi bir hayalete dönüşmüştü. O topluluğu oluşturan kadınlar ve erkekler günün birinde iz bırakmadan yok olup gitmişlerdi.
O kaçıkların rüya aleminde gerçekten bir koloni kurmayı başardıklarına inanmak güçtü. Üstelik bir de burada çocuk büyütmüşlerdi...
Kaçıklar!
Gerçi Asterion’un anlattıklarına göre hepsi ölmüştü. Güçlü müridler tarafından rüya aleminde doğurulup büyütülen bu çocuk, vahşi toprakların ortasında kurulan o ilk insan kolonisinden sağ kalan tek kişiydi.
Peki bu iş nasıl yürüdü?
Asterion burada mı Kabus Büyüsü’ne yakalanmıştı? Birinci Kabus’u nasıl atlatmıştı? Peki ya kış gündönümü? Uyuyup da rüya aleminin rastgele bir köşesine gönderilmesi gerektiğinde ona ne olmuştu?
Anvil başını iki yana salladı.
Kış gündönümünde ona hiçbir şey olmadı. Birinci Kabus’u herkes gibi fethetti, ardından ruhunu bir Hisar’a sabitleyerek hemen uyanmış mertebesine erişti. Her halükarda Asterion için endişelenmene gerek yok. Kıyıda köşede kalmış bir tarikattan gelmiş olabilir ama kendisi bir mürid değil. Aksine, ebeveynlerinin ve koruyucularının aksine uyanış dünyasıyla oldukça ilgili. Tabii... yetiştirilme tarzı düşünülürse bazı fikirleri ve bakış açısı biraz tuhaf kaçıyor. Başka ne bekleyebilirsin ki? Ama asıl önemli olan, sahip olduğu güç.
Anvil, ciddi bir ifadeyle Jest’e baktı.
Düşündüğünün aksine, o genç adam deneyimsiz değil. Hatta tüm hayatını rüya aleminde geçirdiği için hepimizden daha fazla bilgi ve tecrübeye sahip. Mevhibesi de son derece dişli. Kabus’ta işime çok yarayacak; bu konuda kimse onunla boy ölçüşemez.
Jest bir süre sessiz kaldı, ardından kafasını salladı.
Ona güvenebileceğini nereden biliyorsun? Kabus’un içindeyken yoldaşlarının da en az Büyü’nün hayaletleri kadar tehlikeli olabileceğini hatırlatmama gerek var mı? Tohum’a girdikten sonra çekişme ve ihanet yaşayan nice usta var... ki bunlar sadece yaşadıklarını dürüstçe anlatanlar. Sessiz kalanların pekala ihanet eden taraf olması muhtemel.
Anvil tekrar başını salladı.
Bunun için endişelenmene gerek yok. Asterion’la bir anlaşmamız var ve o anlaşmalar konusunda çok titizdir. Yani bana ihanet etmez.
Jest kaşlarını çattı.
Ne tür bir anlaşma?
Anvil ona soğuk bir bakış attı.
Benim usta olmama yardım ettikten sonra, onun uyanış dünyasına girmesinin bir yolunu bulmasına yardım edeceğim. Hepsi bu. Şimdi, bitti mi yoksa beni sorgulamaya devam mı edeceksin?
Jest huzursuz bir sessizliğe gömüldü, ardından elini boşvermişçesine salladı.
Aman, her neyse. Ne istiyorsan onu yap. Ama o burada, Bastion’dayken gözüm üzerinde olacak... Anlaşma olsun ya da olmasın, o çocuk tehlikeli. Bunu hissedebiliyorum.
Anvil hafifçe güldü; bu durum Jest’i şaşırtmıştı çünkü bugünlerde genç adamın duygularını belli etmesi nadir görülen bir şeydi.
Anvil onaylarcasına kafasını salladı.
Öyle. Tehlikeli olduğunu biliyorum. Zaten bu yüzden ona ihtiyacım var.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.