Cassie ciğerlerine yavaşça hava çekti.
Savaş Tanrısı Diyarı’nda hiç uyanmış yoktu... Bu yüzden de Kabus Büyüsü’nün pençesine düşen son yer orası olmuştu.
Sırf bu bile, Kabus Kapıları ile uyanmış olanlar arasında bir şekilde bağ olduğunun kanıtıydı.
Asıl soru, hangisinin önce geldiğiydi. Kabuslar mı Dünya’ya ulaşmış ve büyünün inmesine, dolayısıyla insanların uyanış yaşamasına neden olmuştu; yoksa büyü mü Dünya’yı enfekte edip peşinden kabusları sürüklemişti?
Öte yandan, rahmetli Profesör Obel’in araştırmalarına inanılacak olursa, ikisi de aynı kapıya çıkıyordu. Çünkü bu gediklerin yarattığı dalgalanmalar zamanın dışına taşarak hem geçmişi hem de geleceği etkiliyordu.
Kaşlarını çattı.
"Yine de tüm bunların Kırık Kılıç ile ne ilgisi olduğunu anlamıyorum."
Ki Song tahtından gülümsedi.
"Anlamıyor musun? Öyleyse bir düşün... Savaş Tanrısı Diyarı, yani Dünya, aslında tamamen sıradan bir dünya olmalıydı. Kanunları; insanların Suretlerini açığa çıkarmasını, uyanış gerçekleştirmesini ve büyü kullanmasını engelliyor. Peki, Kabus Büyüsü sınırları delip geçtiğinde ve insanları Yükseliş yoluna ittiğinde ne olur?"
Cassie ona şaşkınlıkla baktı.
"Kanunlar... onları geri mi itmeye başlar?"
Kraliçe hafifçe güldü.
"Doğru! Ah, bu kadar keskin zekalı biriyle sohbet etmek ne büyük keyif. Evet, ilahlık yolunda ne kadar yükseğe tırmanırsan, dünyamızın hüküm süren kanunları seni o kadar güçlü iter. Sanki bizzat dünya seni reddediyormuş gibi hissedersin. Bir azize olarak bunu henüz tam hissetmemiş olabilirsin, zira sen Rüya Diyarı ile Dünya arasında, tam arafta bir yerdesin... En azından net bir şekilde hissetmiyorsundur. Ancak bir kez yüce olduğunda, reddedilme gücü elle tutulur bir hal alır. Uyanık dünyaya geri dönmek bizim için çok zordur; orada geçirdiğimiz her saniye, bizi dışarı atmak isteyen kanunlara karşı verilen çetin bir mücadeledir. Geri dönebilmemizin tek sebebi İrade’ye sahip olmamızdır."
Bir an duraksadı, nefes kesici güzellikteki yüzünde hüzünlü bir ifade belirdi.
"Bu yüzden kızlarımdan yıllarca ayrı kaldım, onları sadece rüyalarında görebildim... Elbette artık rütbe atladıkları için durum daha iyi ama hala içimde kalan ukdeler var. Yüksek rütbeli kabus yaratıklarının Dünya’daki hareketlerinin kısıtlı olmasının ve orayı henüz tamamen yok edememelerinin sebebi de bu. Biz yüceler için bile durum bu kadar kötüyken, kutsal bir varlık için... Kimse kesin olarak bilemez. Fakat kutsal bir insanın Dünya’ya adımını dahi atamayacağı neredeyse kesindir."
Ki Song başını hafifçe yana eğdi.
"Yıllar önce, biz insanlığın en güçlü şampiyonlarıydık... Kırık Kılıç, Örs, Rüya dölü ve ben. Uyanık dünyayı terk edip orada yaşayanları savunmasız bırakmak istemiyordum, özellikle Amerika’da yaşananlardan sonra. Örs de benimle aynı fikirdeydi. Ama Kırık Kılıç farklı düşünüyordu. Öyle ısrarcı, öyle kararlıydı ki... Onu vazgeçirmek imkansızdı. Yavaşlamayı reddetmesi, Cennetin Gülüşü öldüğünde aramızda açılan çatlağı daha da büyüterek derin bir uçuruma dönüştürdü."
Kederli bir şekilde gülümsedi.
"Yani anlayacağın, pek çok sebep vardı. Dünyamızı en iyi nasıl koruyacağımıza dair fikir ayrılıkları. Çok ileri gidersek yıkımı hızlandıracak bir dalgalanmaya sebep olma korkusu. Örs’ün Kırık Kılıç’a karşı beslediği o sessiz kin. Kohortumuzun kalbi olan Cennetin Gülüşü’nün yokluğu. Ah, ve tabii ki... en önemli sebep. En belirleyici olan ve Kırık Kılıç ölmedikçe çözülmesi pek mümkün olmayan o mesele."
Cassie, Şaka’nın anılarından gerçeği öğrendiği için bunun ne olduğunu zaten biliyordu. Sessizce Kraliçe’ye baktı.
Ölü gençler kahkahalara boğuldu.
"...Bunun kader olduğu söylenebilir."
Cassie kaşlarını çattı.
"Kader kavramına pek inanmam."
Kraliçe gülümsedi.
"Bir kahinin ağzından duyması komik bir cümle."
Cassie, onun bu keyifli tebessümüne kendi karanlık gülüşüyle karşılık verdi.
"Kaderi bu kadar yakından tanıdığım için ona pek güvenmiyorum."
Birkaç an tereddüt ettikten sonra sordu:
"Peki, asıl belirleyici sebep neydi?"
Ki Song kuklalarına kıkırdamalarını emretti, sonra hafifçe öne eğilip ona baktı.
Güzel gülümsemesi biraz daha genişledi.
"...Neden gidip Örs’e sormuyorsun?"
Cassie dişlerini sıktı, içinden lanet okudu.
"Açıkçası bunu yapamam. Artık."
Kraliçe bir süre onu inceledi, gözlerindeki eğlenen ifade yavaşça silindi. Gülümsemesi söndü, yerini soğuk ve amansız bir ifade aldı.
Arkasına yaslanarak içini çekti.
"Yapamaz mısın? Yoksa onun emriyle mi buradasın? Eh, göreceğiz."
Ki Song bir süre sessiz kaldı. Sonunda ölü kız tekrar konuştu:
"Her şey Üçüncü Kabus’u fethettikten hemen sonra oldu, gerçi Örs’ün bu planı çok daha uzun süredir kafasında kurduğundan şüpheleniyorum. Belki de Kırık Kılıç’ı öldürmeye Amerika’dan hemen sonra karar vermişti. O adamın kalbinden geçeni kim bilebilir? Önce Rüya dölü ile bir anlaşma yapıp onu kendi yanına çekti. Sonra ikisi birden bana geldi."
Cezbedici dudakları hafifçe bükülerek zayıf bir gülümseme oluşturdu.
"Bana bir seçenek sunuldu sanırım, her ne kadar şüpheli bir seçenek olsa da. O zamana gelindiğinde Kırık Kılıç... korku verici derecede güçlenmişti. Örs, Rüya dölünün yardımıyla bile onu yenebileceğinden emin değildi. Ama sadece titiz davranıyordu; aslında şansları onlardan yanaydı, özellikle de sürpriz unsuru ellerindeyken. Ne de olsa ihanet her zaman hainlerin işine yarar."
Gözlerinde buruk bir ışıltıyla Cassie’ye baktı.
"Eğer bu plana katılmayı reddetseydim ve onlar Kırık Kılıç’ı öldürmeyi başarsalardı, sıradaki ben olurdum... Aslında, onu uyarabilme ihtimalimi tamamen ortadan kaldırmak için önce beni öldürmeye çalışırlardı. Ortak geçmişimiz hatırına Örs’ün beni bağışlayacağı gibi bir hayale kapılıp kendimi kandırmadım."
Ki Song, kendi anılarına güler gibi kıkırdadı.
"Gördüğün gibi, kohort üyeleri arasında ben her zaman biraz dışarıda kalan biriydim. Örs, Cennetin Gülüşü ve Kırık Kılıç hep beraberdi; daha Akademi günlerinden beri bir ekiptiler. Köklü Miras klanlarının gözbebeğiydiler. Ama ben çok daha mütevazı kökenlerden gelen biriydim, bu yüzden bana sadece rüştümü ispatladıktan sonra el uzattılar."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.