Ruhuna bağlı kılıcı dövmeden önceki o son günde bile Sunny’nin kendine güveni tam değildi. Bu yüzden zayıf bir ihtimale oynamaya karar verdi. İşler yolunda giderse beklenmedik bir ilham kıvılcımı yakalayabilirdi. Bir sonuç çıkmasa bile en azından uzun zamandır merakını celbeden bir arzuyu dindirmiş olacaktı.
Valor Klanı’nın usta demircilerini Anı yaratırken izlemek istiyordu.
Ne de olsa yakın gelecekte yaşanacaklara bağlı olarak Valor Klanı tamamen haritadan silinebilirdi. Meslektaşı sayılmaya en yakın kişilerin zanaat sirlarına bir kez olsun göz atamadan yok olup gitmeleri gerçekten yazık olurdu.
Valor’un büyücü demircileri hakkında elbette birkaç şey biliyordu.
Mesela dokumacı olmadıklarını, bunun yerine Aspect’leri Anı yaratmaya imkan tanıyan kişilerden oluştuklarını biliyordu. Bunların bir kısmı doğrudan Valor kan hattından geliyor, bir kısmı ise Büyük Klan’ın bünyesine katılmış değerli sadık vasallardan oluşuyordu.
Mantıklıydı aslında. Aile üyelerinin sıklıkla aynı nitelikte Aspect’ler taşıdığı bilinirdi. Bu durum bilhassa kandan gelen soy Niteliklerini devralan Büyük Klanlar için geçerliydi. Valor örneğinde bu durum, zanaat ve ilerleme tanrısı da olan Savaş Tanrısı’nın ilahi soyundan gelmelerine dayanıyordu.
Elbette Valor’un yan kollarındaki herkes bu Nitelik’e sahip değildi. Yine de aralarında zanaatla ilgili Aspect’lere sahip o kadar çok kişi vardı ki Valor, Kabus Büyüsü dünyayı sardığından beri bu alanda mutlak bir hakimiyet kurmuştu.
Dolayısıyla Anı dövme işindeki tekellerini korumak adına benzer yetenekleri gerek vasallık gerek evlilik yoluyla sistemli bir şekilde klanlarına katmak için bu kadar çaba harcamaları şaşırtıcı değildi.
Sunny, Valor’un büyücülerinin çoğu konuda kendisinden geride olduğunu bilse da üstün oldukları alanlar bulunduğunun da farkındaydı. Mesela runik büyücülük konusunda ondan çok daha fazla bilgiye sahiptiler. Ayrıca onun henüz tam anlamıyla ustalaşamadığı Yankıları yaratma yeteneğine de sahiptiler.
Bu yüzden beklentisi büyüktü.
Ancak ortada bir sorun vardı: Kraliyet klanı doğal olarak sırlarını kıskançlıkla koruyordu. Her önüne gelen usta demircilerle görüşemez, hele ki onlar çalışırken izleme fırsatını asla bulamazdı.
Bu yüzden Sunny’nin araya girip kendisine bir randevu koparması için Nephis’e ihtiyacı vardı.
Neyse ki demirciler Kral’ın peşinden Tanrımezarı’na gelmişti. Yeteneklerine en çok burada ihtiyaç duyulduğu düşünülürse bu son derece makuldu. Ön cepheye sürülemeyecek kadar kıymetli olduklarından, çoğu Kılıç Ordusu’nun ana kampında bulunuyordu.
Sunny’ye verilen şu değersiz Valor Şövalyesi unvanı da bir miktar işe yaramıştı. Sonuçta kağıt üzerinde yabancı sayılmazdı. Hatta Alev Muhafızları’nın Anı Tedarikçisi’ydi ve Alev Muhafızları da teknik olarak Valor güçlerinin bir parçasıydı.
Tek sorun şövalyelik unvanının bir göz boyamadan ibaret olması, Nephis ve savaşçılarının ise kraliyet klanında birer parya muamelesi görmesiydi. Valor Klanı büyüklerinin ona duyduğu düşmanlık, sırf göze batmasın diye hafifçe bastırılmış durumdaydı.
Ne var ki Kılıç Alanı şu an savaştaydı. Tanrımezarı’nda Neph’in otoritesi zirvedeyken yaşlıların nüfuzu bir hayli azalmıştı. Bu yüzden demirhaneye bir ziyaret ayarlamak onun için hiç de zor olmadı.
Sabah Valor Kalesi’ne doğru yürürlerken Sunny merakına yenik düşüp sordu:
"Beni içeri sokmak çok zor oldu mu?"
Nephis bir an sessiz kaldı, ardından başını hafifçe iki yana salladı.
"Pek sayılmaz."
Sunny biraz şaşırmıştı. En azından bir miktar dirençle karşılaşacaklarını tahmin ettiğinden daha önce demircilere yaklaşmaya yeltenmemişti.
"Ha. Nasıl yani?"
Cevap vermeden önce biraz duraksadı.
"Şey... Sanırım büyücüler arasında bir nevi müttefikimiz var. Sayılır yani."
Bu biraz gizemli tınlıyordu ama Sunny üstelememeye karar verdi.
Kampta ilerlerken sayısız göz onları takip ediyordu. Nephis hayranlık dolu bakışları üzerine toplarken Sunny için aynı şeyi söylemek zordu. Yine de eskisi kadar kötü değildi, sonuçta artık tanınan biriydi. Ayrıca Parlak Manifatura’nın namı Aiko sayesinde Kılıç Ordusu askerleri arasında zaten yayılmıştı.
Sunny mütevazı kalmak istese bile —ki böyle bir niyeti yoktu— Nephis ile yan yana geldiklerinde fazla dikkat çekici bir ikili oluşturuyorlardı. Güzel insanlardan nefret etmek zordu.
"Bekle..."
Gür bir boru sesi yankılandı ve herkes olduğu yerde donakaldı. Sunny ile Nephis de durdu. Birkaç an sonra dünya aniden tahammül edilmez bir parlaklığa büründü. Görüş alanındaki her yansıtıcı yüzey minyatür birer güneş gibi parıldıyordu.
Bulut perdesi aralanmıştı.
Sunny içini çekti.
'Bir Bulutyarılması daha...'
Şansına bu kez başını zamanında çevirip Nephis’e bakmayı başarmıştı. En azından şimdi manzaranın tadını çıkarabiliyordu. Geçen sefer birkaç saat boyunca bir duvara bakakalmıştı.
İnsaf ki bu Bulutyarılması kısa sürdü. Bir saat geçmeden o kör edici parıltı söndü ve donup kalan kamp yeniden canlandı. Artık insanlar bu olaylara o kadar alışmıştı ki kimse halinden şikayetçi görünmüyordu. Zaten zayiat da neredeyse hiç yoktu.
Sunny gerindi, omuzlarına masaj yaptı ve Nephis’i takip ederek Valor Kalesi’nin kapılarına yöneldi.
Burayı en son... Usta Orum’u sorgulamak için Cassie’nin anılarında ziyaret etmişti. Neyse ki bugün taş kalenin farklı bir kanadına gidiyorlardı.
Geniş bir avludan geçip bacalarından dumanlar yükselen büyük bir binaya yaklaştılar. Sunny çelik üzerine inen çekiç seslerini duymayı bekliyordu ama içerisi garip bir şekilde sessizdi. Bir an sonra demirhanenin kapı ve pencerelerinin etrafındaki taşlara kazınmış runeleri fark etti. Bunların ses bastırıcı bir büyünün parçası olduğunu hemen anladı.
'...Anlaşıldı.'
Dürüst olmak gerekirse dün o küçük bıçağı dövdükten sonra kendisi de sesi yalıtan bir Anı yapmayı düşünmüştü. Yüce kulakları bile çekiç darbelerinin o gürültülü patırtısına dayanamıyordu.
Pekii... Böyle bir Anı başka işler için de kullanılabilirdi tabii.
Gereksiz düşünceleri kafasından savuran Sunny, demirhanenin dışına meraklı bir bakış atıp içeri girdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.