Sunny bir an tereddüt etti.
Batı Birinci Kaburga, şu an için savaşın kaderini belirleyecek kadar büyük bir önem taşıyordu.
Bunun tek bir nedeni vardı: İki Geçit'ten daha küçük olanı orada bulunuyordu.
Song Ordusu’nun Tanrımezarı’ndaki son kalesi olan Batı Köprücük Kemiği Ovası’na ulaşan iki yol vardı. İkisi de artık tamamen Kılıç Kralı’nın kontrolüne geçmiş olan Göğüs Kemiği Menzili’nden başlıyordu.
Kuzeydeki yol, devasa göğüs kemiğini doğrudan ölü tanrının sağ köprücük kemiğine bağlıyordu ve buraya Büyük Hisar deniyordu. Ancak daha güneyde, sağ birinci kaburga üzerinden geçen ikinci bir yol daha vardı. Küçük Hisar işte buradaydı ve Sunny son birkaç haftasını tam olarak burada geçirmişti.
Gözlerini birkaç an Kılıç Kralı’na dikti.
Anvil neden Çukurlar üzerinden oraya gitmek istiyordu ki? Bu tamamen beyhude bir çaba gibi görünüyordu. Tabii eğer...
Sunny istifini bozmadan konuştu:
"En ideal yol, o yoldan kimin yürüyeceğine göre değişir."
Duygudan yoksun sesi, yeraltı odasında tekinsiz bir vaat gibi yankılandı.
Anvil sakince yanıtladı:
"Önce azizler. Güvenli bir geçit açıldıktan sonra da Uyanmış askerler. Hem de kalabalık gruplar halinde."
Bu... tek bir anlama gelebilirdi.
Delilik.
Sunny şaşkınlıkla başını sallama isteğini bastırdı.
Kılıç Kralı’nın, Uyanmış askerler arasındaki anlamsız can kayıplarını önlemek için savaşa azizlerini sürmesini bekliyordu; ne de olsa Kılıç Ordusu’nun azizleri rüştünü zaten ispatlamıştı. Üstelik her bir aziz, bir Hükümdar’ın gücü için alt rütbedeki sayısız savaşçıdan çok daha değerli olsa da kuşatmaya bu şekilde devam etmek manasız görünüyordu.
Fakat Anvil’in planı bambaşkaydı.
Uyanmış askerleri Çukurlar boyunca yürütmeyi, ölü tanrının göğüs kemiğinden yerin altındaki o devasa birinci kaburgaya geçirmeyi ve Küçük Hisar’ı tamamen teğet geçmeyi hedefliyor gibiydi. Belki oraya arkadan saldırmak, belki de doğrudan Batı Köprücük Kemiği Ovası’nı işgal etmek istiyordu.
Cüretkar bir hamleydi ve işe yarayabilirdi... Tabii Uyanmış savaşçıları Çukurlar’dan yürütmenin onlara ölüm fermanı imzalamakla aynı şey olduğu gerçeği göz ardı edilirse. Çukurlar, bir azizden daha zayıf olan herhangi birinin hayatta kalması için fazla tehlikeliydi.
Hayır, azizler bile burada kolayca can verebilirdi.
Diğer yandan... İmkansız da sayılmazdı. Sonuçta Seishan, Köprücük Kemiği Hisarı’nı fethetmek için bütün keşif birliğini yerin altına indirmişti. Ancak bunu çaresizlikten, başka seçeneği kalmadığı için yapmıştı. Öyle olduğu halde bile Rain’in birçok silah arkadaşı, Hisar’a giden o nispeten kısa yürüyüş sırasında can vermişti.
Göğüs Kemiği Menzili’nin altındaki devasa Çukur çok daha geniş ve çok daha tehlikeliydi. Daha da kötüsü, Kaybolan Göl ile Birinci Kaburga’ya uzanan muhtemel geçit arasındaki mesafe, Seishan ve askerlerinin katettiği yoldan katbekat fazlaydı.
Yine de...
Anvil, Sunny’den bu fikrin neden deli saçması olduğunu sıralamasını istememişti. Sadece mümkün olan en iyi rotayı göstermesini söylemişti.
Çılgınca planlar bazen işe yarardı. Tüm insanlar arasında buna karşı çıkacak en son kişi Sunny’ydi.
Ama bu sefer karşı çıkmak zorundaydı.
Derin bir iç çekti, ardından başını iki yana salladı.
"İşe yaramaz."
Kılıç Kralı sessizce onu süzmekle yetindi.
En sonunda kıkırdayarak sessizliği bozan Jest oldu.
"Yüce İsa, yenilmez Gölge Lordu gerçekten bir şeyden çekiniyor mu yoksa?"
Sunny maskesinin arkasından ona baktı, ardından dümdüz bir ses tonuyla konuştu:
"Çekiniyorum. Balta girmemiş ormanı yarıp geçebilir, içindeki kadim dehşetleri katledebilir ve hatta bu topraklara musallat olan Büyük Kabus Yaratıkları’nın kökünü kazıyabiliriz. Fakat asıl sorun şurada."
Haritada belirli bir noktayı işaret etti. Bu nokta doğrudan Batı Birinci Kaburga’ya giden yolun üzerinde değildi ama oraya oldukça yakındı.
"Burada, ormanın derinliklerinde yayılmış devasa bir şehir harabesi gizli. Bu yıkıntılara bir kez gittim ve kaçmak zorunda kaldım. Burası özellikle ölümcül olan Büyük igrençliklerden oluşan bir sürü tarafından korunuyor. Tek tük avcılardan bahsetmiyorum, küçük bir orududan söz ediyorum."
Sözleri odada ağır bir sessizliğin çökmesine neden oldu. Tanrımezarı’ndaki aylarca süren savaş boyunca, her iki ordunun azizleri de çatışmalarda Büyük Kabus Yaratıkları ile yüzleşme fikrine bir nevi alışmıştı. Bu tür korkunç varlıklarla karşılaşmak geçmişte nadir görülen bir durum olsa da insanlığın Yüce savaşçılarının galip gelemeyeceği bir şey değildi.
Ancak bırakın büyük bir grubu, bir grup Büyük Kabus Yaratığı ile savaşmak bile bile bile intihara kalkışmaktı.
Sunny derin bir nefes aldı.
"Çok daha kötüsü, bir grup halinde var olabilmelerinin sebebi bu Büyük iğrençliklerin müstakil varlıklar olmaması. Aksine, adı Lanet olan Lanetli bir Zorba’ya hizmet ediyorlar. Lanet bu yıkıntılarda yaşıyor ve nüfuz alanı Birinci Kaburga’ya giden her elverişli rota ile kesişiyor."
Zaten ağır olan sessizlik şimdi iyice kasvetli bir hal almıştı.
Aziz Jest bir kez daha kıkırdayana kadar kimse konuşmadı. Fakat bu kez kıkırdaması biraz gergindi.
"Lanet demek? Vay be, burada kesinlikle söylenecek berbat bir espri var. Şey, belki espri fazla ağır bir kelime oldu... ama berbat bir kelime oyunu olduğu kesin!"
Bahsettiği kelime oyununu paylaşmak için ağzını açtı ama Anvil’in yüzünde en ufak bir tebessüm olmadan ona bakması üzerine hemen sustu.
Yaşlı adam öksürdü.
"Ya da ne bileyim, belki de yoktur. İlk defa."
Kılıç Kralı bakışlarını Jest’ten çekip ağır dikkatini yeniden Sunny’ye yöneltti.
"Başka rota yok mu?"
Sunny yavaşça başını salladı.
"Çok daha uzun olanlar var. Ancak bizi diğer Lanetli Olanlar’ın avlanma sahalarına götürürler... Belki Lanet kadar korkunç değillerdir ama yolun uzaması aradaki farkı kapatır."
Anvil haritaya sakince baktı.
"Lanetli bir Zorba..."
Bir süre sessiz kaldı, sonra umursamazca omuz silkti.
"O halde Lanet’i öldürürüz."
Sözlerinin toplanan azizlerde yarattığı şoku hissederek onlara sakince baktı.
"Boyun eğdirme birliğine bizzat ben liderlik edeceğim. Ve bu yaratığı kendi ellerimle katledeceğim."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.