Kuytu Orman, bir Hükümdar’ın huzurunda bambaşka hissettiriyordu.
Eskiden Sunny burada kendini hep bir av gibi hissederdi. Gücü, kadim ormanın tehlikelerinden sağ çıkmaya yetse de bu her zaman kaybetmeye mahkûm bir mücadeleydi. Bazı yırtıcıları katleder, bazılarından kaçardı ama bu durum ancak bir yere kadar sürerdi. Kuytu Orman’ın kendisi aç bir canavardı ve eninde sonunda onu yutmaya ant içmişti.
Fakat şimdi Kılıç Kralı’nın ardında yürürken işler değişmişti.
Mesele sadece kaba güç değildi; daha çok hislerle ilgiliydi. Kendisini yutmayı hedefleyen yabancı, düşmanca ve kötücül bir diyarda yapayalnız, oraya ait değilmiş gibi hissettiği o dondurucu duygu gitmişti. Yerini bir aidiyet hissine bırakmıştı. Av değil yırtıcı olmak… Bu karanlık diyarın ustası gibi hissetmek…
Daha doğrusu, o ustanın bir takipçisi gibi.
Sunny, içindeki bu ince hissi merakla incelerken maskesinin ardında gülümsedi.
Bir Zorba’nın hizmetkarı olmanın nasıl bir his olduğunu merak ediyordu.
Küçük grup Kuytu Orman boyunca hızla ilerliyordu. Bir gün önce Kaybolan Göl’den ayrılmış ve hiç vakit kaybetmeden ormanın derinliklerine dalarak izlerini kaybettirmişlerdi.
Kılıç Kralı, siyah çelikten dövülmüş korkutucu bir aygırın üzerindeydi. Muhtemelen kendisinin dövdüğü, Rütbesi ve Sınıfı belirsiz, yapay bir Yankı’ydı bu. Yankı’nın görünüşünü düşündükçe Sunny kendini tutamayıp Kâbus’un o elmas sertliğindeki dişleriyle bu atı parçaladığını hayal ediyordu. Neticede bu dünya iki zifiri küheylana yetmeyecek kadar küçüktü.
Aziz Rivalen Yüce formuna bürünmüş, Hükümdar’ın hemen arkasından ormanı yarıp geçiyordu. Dev gergedanın etrafı birbirine kenetlenmiş kalkanlardan oluşan görünmez bir alanla sarılıydı ve sırtında iki kişi taşıyordu. Biri bastonuna, diğeri ise Sessiz Dansçı’nın kabzasına tutunmuş olan Jest ve Cassie’ydi.
Roan devasa beyaz bir aslana dönüşmüş, Rivalen’ın yan tarafında koşuyordu. Kanatları kapalıydı ama yine de şaşırtıcı bir hıza sahipti. Azize Helie ise saçları rüzgârda dalgalanarak gergedanın diğer yanında doludizgin ilerliyordu.
Sunny ise bu sırada dört gölgeye bölünüp Cassie’nin gölgesine gizlenmiş, kendini ona taşıttırıyordu. Gruptaki herkes arasında en konforlu yolculuk eden kesinlikle oydu.
Kuytu Orman’ın böylesine tehlikeli bir köşesinde bu kadar rahat ve keyfi yerinde olmak hem garip hem de eğlenceliydi.
Neticesinde Kuytu Orman ölümcüllüğünden bir şey kaybetmemişti. Kılıç Diyarı Göğüs Kemiği Uzanımı boyunca yayıldığından beri, yüzeyin her karışı Anvil’e ait hale gelmişti. Orada otoritesi tartışılmazdı ve gücü zirvedeydi.
Bu otorite Kuytu Orman’ın derinliklerine kadar ulaşıyordu. Lanetliler ile yüksek Rütbeli Büyük Kâbus Yaratıkları’nın avlanma alanları hariç, kadim ormanın o engin genişliği artık onun iradesiyle örülmüştü. Ancak bu durum, ağaç köklerinin altında yaşayan sayısız ucube yaratığı sihirli bir şekilde yok etmiyor ya da ormanın kendisini dize getirmiyordu.
Yine de Sunny’nin partiyi korumak gibi bir derdi yoktu.
Ormanda hızla ilerlerken, küçük grubun etrafını hafif bir hışırtı kuşatmıştı. Bu, Kral’ın iradesiyle yönetilen sayısız kılıcın etraflarında bir nehir gibi akmasının sesiydi. Kılıçlar, orman sakinlerinin çoğunu korkutup kaçırıyor, kendi sonlarını hazırlayacak kadar cesur olan Kâbus Yaratıkları’nı ise gözünün yaşına bakmadan yok ediyordu.
Sunny çevreyi algılamak için gölge duyusunu kullanıyordu. Bu sayede uçuşan kılıçlardan oluşan o sessiz nehri yakından gözlemleyebiliyordu.
Gördüğü şey içini huzursuzluk ve tedirginlikle kapladı.
Anvil’in göz korkutan bir güce sahip olduğunu biliyordu elbette. Sayısız kılıcın keskin bir çelik bulutu gibi gökyüzünü kapladığı o an henüz hafızasında tazeydi. Bir Kâbus Yaratığı sürüsünü yok etmek için gökten yağmur gibi yağışları da öyle…
Ancak Hükümdar’ın kılıçlarının taşıdığı gerçek dehşeti ilk kez şimdi kavrıyordu.
Güçlü ucubeleri tek bir anda doğrayabildikleri doğruydu.
Fakat bu kılıçlar, kimsenin kesebilmesini beklemediği şeyleri de kesebiliyordu.
Mesela…
Sunny’nin izlediği sırada, al kırmızı çiçeklerle dolu bir tarla görünmez bir rüzgârla dalgalandı ve kızıl bir çiçek tozu bulutu püskürttü. O tekinsiz rüzgâr, polenleri yaklaşan insanlara doğru savurdu. Ancak polenler gruba ulaşamadan, kızıl sisin içinden geçen tek bir kılıç parıldayarak ince bir çizgi çekti.
Bir an sonra, polenler toz gibi yere saçıldı. O canlı kızıl renk, mat bir kahverengiye dönüşerek soldu. İşlevsizleşmiş, büzüşmüş… Ölmüştü.
Bir polen bulutunu kesmek imkânsızdı. O halde Kılıç Kralı tek bir şlakk ile onu nasıl yok etmişti?
Sunny etraflarında gerçekleşen benzer olayları gözlemledikçe rahatsız edici bir sonuca vardı.
Anvil’in kılıcı bir bulutu kesmemişti. Aksine… O kızıl polen kavramının kendisini kesmiş, böylece onun somut varlığını yok etmişti.
Böyle bir güç, Sunny’nin yapabileceğinin, kendisini nasıl savunacağını bildiğinin ya da kavrayabileceğinin çok ötesindeydi. Fani bir yetenekten ziyade ilahi görünen, korkutucu bir güç gösterisiydi.
'…Sıkıntılı bir durum.'
Sunny, Anvil’in bu tür meziyetleri şu an kendi Diyar’ının içinde oldukları için mi sergileyebildiğini, yoksa sadece Yüce bir güce sahip olduğu için her zaman ve her yerde bunu yapıp yapamayacağını merak etti.
Böyle korkutucu bir hükümdara hizmet ettiği için başka biri sevinçten havalara uçabilirdi. Fakat Sunny o kralı öldürmeyi bizzat planladığı için hedefinin bu kadar ölümcül olduğunu görmek onu pek memnun etmemişti.
[Cassie… Benim gördüğümü sen de görüyor musun?]
Kız cevap vermeden önce biraz duraksadı, ardından zihninde tarafsız bir ses tonuyla konuştu:
[Pek talihsiz bir kelime seçimi, değil mi?]
Sunny onun gölgesinin içinde huzursuzca kıpırdandı.
[Ah… D—doğru. Ü-üzgünüm.]
Cassie kıkırdadı, ardından kasvetli bir tonla ekledi:
[Ama evet. Görebiliyorum. Biraz korkutucu.]
Sunny bir an daha sayısız kılıcın çıkardığı o sessiz hışırtıyı dinledi.
[Döndüğümüzde bu yolculuğun anısını Nephis ile paylaştığından emin ol. İşe yarayacaktır.]
Sunny ve Nephis, Hükümdarların savaştığı Büyük Kâbus Yaratıkları’nı gözlemlemenin kendilerine Yüce olmanın ne anlama geldiğine —ve dolayısıyla Yüceliğe nasıl ulaşacaklarına— dair ipuçları vereceğini ummuşlardı.
Bunu başaramazlarsa…
Şu anda, kendileri ile Hükümdarlar arasındaki uçurum korkunç derecede derin görünüyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.