"Geri dönüyor!"
Derinlerdeki devasa dehşet yukarı doğru tırmanırken, kapkara sular fokurdamaya başladı. Yaratığın yarı saydam kabuğu, etraftaki ışık saçan yadigarların parlaklığında obsidyen gibi parıldıyordu. Hırpalanmış gemiler, azgın dalgaların etkisiyle sağa sola savrularak birbirinden uzaklaştı.
Yaratık o kadar büyüktü ki bütünsel formunu seçebilmek imkansızdı. Parçalanmış güvertelerde hayatta kalmaya çalışan insanlar, onun ürkütücü suretinden ancak küçük kesitler yakalayabiliy lobbydi: Devasa siyah gözler, sivri dişlerle bezeli korkunç bir çene hattı, devasa uzuvlardan oluşan bir orman ve göğe doğru neredeyse bir kilometre uzanan esnek antenler...
Ancak insanları tüketen şey, derinliklerin bu korkunç sakini değildi. Omurga Okyanusu’nun karanlığında yol alırken zaten bundan çok daha korkunç, çok daha tekinsiz sayısız kabus yaratığıyla çarpışmışlardı. Bu cezalandırma seferinde gemilerinin çoğunu ve pek çok savaşçıyı kaybetmişlerdi ama bir uyanmış için kabus yaratıklarıyla savaşırken ölmek zaten her an beklenen, alışıldık bir sondu.
Yukarıdaki karanlıkta gizlenen o ölümcül iblis, çok daha sinir bozucuydu.
Ehlileştirilmiş yapay yankılar, çelik dişleriyle derinlik canavarının kabuğunu parçalayarak üzerine çullanırken, sırtlarındaki biniciler de açılan yarıklara zıpkın ve ok yağdırıyordu. Fırlatılan her silah, büyük yıkım gücüne sahip güçlü birer yadigardı. Kabus yaratığı bir miktar hasar almıştı; henüz ağır yaralanmamış olsa da en azından onu gemilerden uzak tutmayı başarıyorlardı.
"Orada!"
Güvertelerden gökyüzüne fırlatılan birkaç ışıl ışıl ok, etraftaki karanlığı dağıttı.
Küçük, şekilsiz bir parça hariç tüm karanlık yırtılmıştı.
O karanlık kütlesi, oklardan birinden sıyrılmak için havada süzülerek alçalırken, güvertelerden birinden ateşlenen yakıcı bir enerji huzmesiyle ortadan ikiye bölündü.
Dağılan karanlığın içinden büyüleyici bir figür belirdi.
Mermer beyazı teni ve simsiyah saçlarıyla güzeller güzeli bir iblis, hızını artırmak için siyah kanatlarını gövdesine yapıştırmış halde gökyüzünden aşağı süzülüyordu. Zırhı parçalanmış, o büyüleyici yüzü kana bulanmıştı. Böğrüne saplanmış birkaç ok, yavaşça kıvılcım yağmuruna dönüşerek yok oluyordu.
Yine de kanatlı iblisin kömür karası gözlerinde tüyler ürpertici, acımasız bir parıltı vardı.
"Gemilere ulaşmasına izin vermeyin!"
Ama zaten çok geçti.
Revel fazlasıyla yaklaşmıştı.
Son anda etrafına karanlığı çağırarak, diğerlerinden hızla uzaklaşmış olan bir geminin güvertesine müthiş bir hızla indi.
Yükselmiş savaşçılar hemen savunma formasyonu almak için hareketlendi. Dayanıklılığı daha az olan yoldaşları geri çekilirken, yakın dövüş savaşçıları öne atıldı. Önünde kalkandan bir duvar ve mızraklardan bir barikat belirdi; büyüyle harlanmış alevler, onu bir tül gibi saran hakiki karanlığı dağıtıyordu.
Peşindekiler onun ani baskınlarıyla nasıl başa çıkacaklarını çoktan öğrenmişti. Revel başlangıçta birçoğunu telef etmeyi başarmış, hatta süreç içinde iki azizi öldürmüştü ancak artık yaptığı her saldırı ölümcül bir kumardı.
Etrafının sarılması, köşeye sıkışıp parça pinçik edilmesi an meselesiydi.
Yine de sorun değildi. Çünkü Revel de öğreniyordu.
Normalde güverteyi biçip geçer, önüne geleni katleder ya da birkaç düşmanı denize fırlatıp karanlığın içinde kaybolurdu. Ama bu kez öyle yapmadı. Bunun yerine, hasarlı güverteye adeta bir gülle gibi çakılarak ahşabı tuzla buz etti ve aşağı süzüldü.
Gemiyi boydan boya delip geçmişti.
Üzerine buz gibi sular hücum ederken, yukarıdaki hasarlı gemiden feryatlar yükseldi.
"Gitti!"
"Kahretsin, gövde yarıldı!"
"Kargo bölümü su alıyor!"
"Suda!"
Revel vücudunu döndürdü ve kanatlarını çırparak karanlık suların derinliklerine doğru süzüldü. Geminin parçalanmış gövdesine ulaştığında, pençeleriyle yarığı daha da genişletti. Ardından gövdeyi tekmeleyerek tılsımlı ahşaptan destek aldı ve kendini derinliklere bıraktı.
Normal şartlarda, Kılıç Diyarı’nın savaşçıları gemilerindeki böyle bir hasarı kolayca onarabilirdi. Revel de kendisini parçalamak için bekleyen yapay yankıların olduğu o sulara girmeyi göze alamazdı.
Ancak hırpalanmış filo şu anda su altındaki o devasa dehşetin saldırısı altındaydı. Yankılar uzakta, yaratığın kalın kabuğunu delmeye çalışıyordu ve gemiler de mesafeyi korumak için kaçışıyordu.
Zarar verdiği gemi muhtemelen batmayacaktı ama çok fazla su alacakları için yavaşlayacaklardı.
Bu da onları açık bir hedef haline getirecekti.
İşte o an, hayatta kalan dört Valor azizinden biri bir karar vermek zorunda kalacaktı. Ya hasarlı gemiyi korumak için kendilerini tehlikeye atacaklardı ya da onu gözden çıkaracaklardı.
Her iki ihtimalde de Revel, bir aşkın savaşçıyı daha indirmek için fırsat bulacaktı.
Tabii o zamana kadar hayatta kalabilirse... Kendisi de pek iyi durumda sayılmazdı.
Revel güçlüydü, Moonveil de öyle. Ancak Kılıç Diyarı’nın yedi azizine ve koca bir sefere karşı sadece iki kişiydiler. Omurga Okyanusu boyunca süren o uzun ve yıpratıcı yolculukta düşmanın sayısını epey azaltmışlardı. Bazılarını bizzat kendileri öldürmüş, bazılarını ise düşman gemilerini karanlıkta pusuya yatmış canavarların önüne sürükleyerek yok etmişlerdi.
Fakat düşman da boş durmamış, Revel ve Moonveil’i tüketmişti.
Özleri tükenmişti. Bedenleri yaralar içindeydi. Yadigarları ve yankıları yok olmuş, erzakları çoktan tükenmişti. Üstelik derinliklerin sakinleri, peşlerindeki avcıların ruhlarına ve etine ne kadar açsa, onları yutmak için de o kadar can atıyordu.
Hisar yaklaşıyordu.
Revel, Kılıç Diyarı’nın geriye kalan güçlerini, gemileri hedeflerine ulaşmadan önce tamamen yok edemeyeceğini biliyordu.
Bu yüzden, bu kabusun sonu büyük olasılıkla Kraliçe Song’un kızları, Kılıç Diyarı azizleri ve Omurga Okyanusu Hisarı’nın koruyucusu arasında yaşanacak ölümcül bir üçlü hesaplaşmayla belirlenecekti.
O koruyucu her ne haltsa...
Büyük ihtimalle, Hisar’da yuvalanmış olan o kabus yaratığı bu savaşın nihai galibi olacaktı.
Dişlerini sıkarak vücuduna saplanmış okları çekip çıkardı ve ufaladı. Ok uçlarına sürülmüş zehrin bedenini felç etmek için verdiği amansız savaşı hissedebiliyordu.
Yukarıdan denize düşen devasa canavara ait kopmuş bir anten, tonlarca suyu yerinden oynatarak güçlü bir akıntı yarattı ve onu geriye savurdu.
'Zaman kaybetmeye niyetim yok, şimdi sırası değil...'
Kanatlarını kapatan Revel, yukarı doğru yüzmeye başladı.
Bir süre sonra, dün gece sığındıkları ölü tanrının omurgasındaki o çatlağa ulaştı. Kanatlarını serbest bırakıp hırpalanmış bedenini içeri sürükledi, pürüzlü zemine yığılarak derin bir nefes aldı. Aşkın fizyolojisi hasarlı etini onarmak için zaten çalışıyordu ancak o muazzam dayanıklılık bile vücudundaki birikmiş hasarla başa çıkmakta zorlanıyordu.
Çok geçmeden, kovuğun içinde soluk bir ışık yandı ve Moonveil’i gördü.
Kız kardeşi duvara yaslanmış oturuyor, elleriyle karnındaki korkunç yarayı bastırıyordu. Hafifçe gülümsedi.
"Av nasıl geçti?"
Revel yorgun bir tavırla başını salladı.
"İki gemi kaybettiler. Ama hâlâ dört azizleri var."
Bir an tereddüt etti, ardından kısık bir sesle ekledi:
"Özümü biraz yeniler yenilemez yola çıkacağız. Hisar’a sadece birkaç saatlik yolumuz kaldı..."
Moonveil içini çekti.
"Sence koruyucuyu yenmeyi, kılıç azizlerini öldürmeyi ve orayı ele geçirmeyi başarabilecek miyiz?"
Revel yavaşça nefes verdi.
"Belki... Belki de hayır. Zaten buna mecbur değiliz. Seishan ve Hel’in yaptığını yapacağız. Ben düşmanı oyalayacağım, sen de Geçit'i bulup üzerinde hak iddia edeceksin."
Kız kardeşinin kaşları çatıldı.
"...Ve seni burada ölüme mi terk edeceğim?"
Revel bir an onun yüzünü inceledi, sonra hafifçe güldü.
"Tanrım, gerçekten çok kan kaybetmişsin galiba. Ne düşünüyorsun sen, budala? Hisar’ı ele geçirdiğin an, orası Annemizin Diyarı’nın bir parçası olacak. Ve orası onun bölgesine dahil olduğunda, kılıç azizlerinin de o koruyucunun da icabına bizzat kendisi bakacak. Benim tek yapmam gereken o zamana kadar hayatta kalmak."
Moonveil bir süre sessiz kaldı.
Sonunda kısık bir sesle mırıldandı:
"Bunu gerçekten başarabilir misin? Seni uyarıyorum... Ölmeyi aklından bile geçirme, Revel. Çok kızarım. Eğer ölürsen bir daha gözüme gözükme."
Revel hırpalanmış bedeninde ne kadar az güç kaldığını hissederek sessiz kaldı.
En sonunda gülümsedi.
"Peki madem. Sen öyle istiyorsan..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.