Yaralı varlık yere yığıldı, yırtık pırtık bir karanlık tül gibi zemine serildi. Bir an sonra karanlık dalgalandı, ardından içinden bir şey yavaşça yükseldi. Uzaktan bakıldığında, iğrenç bir suret parçalanmış örtüyü de peşi sıra yukarı çekerek yerden doğruluyor gibi görünüyordu.
Fakat işin aslı, bu tekinsiz figür karanlığın içinden çıkmıyordu. Doğrudan karanlığın kendisiydi; yeni bir biçime bürünüyordu.
Çok geçmeden, yüzlerce metre boyundaki korkunç bir canavar obsidyen kum tepesinin üzerinde dikiliyordu. Dört kudretli pençesinin sivri tırnakları kara toza gömülmüştü. Ağzı bir kurdun andırıyordu, arkasında ise parçalanmış bir pelerin gibi dalgalanan karanlık duyargalar havada süzülüyordu.
Koca canavar, ışıksız gözlerini Gölge Diyarı'nın ıssızlığına dikti, ardından burnunu kara göğe doğru kaldırıp yürek parçalayan bir feryat kopardı.
Uzaktan bile olsa, bu feryadın dalgası üzerine çarptığında Sunny ruhuna saplanan künt bir acı hissetti.
Ah...
Gözlerini çevirdi, bu dehşet verici yaratığın hangi Kademe ve Sınıfta olduğunu anlamaya çalıştı. Doğası neydi? O da mı bir gölgeydi, yoksa bambaşka bir şey mi? Yozlaşma'nın aşağılık laneti ona da bulaşmış mıydı?
Sunny, gölgeler haricinde herhangi bir şeyin Ölüm Diyarı'na girebileceğinden, ya da en azından burada bir süre dayanabileceğinden emin değildi. Belki Mahkumiyet gibi muazzam güçteki yaratıklar dayanabilirdi ama onların da sayısı son derece azdı.
Bu durumda mantıken, karanlık süzülenler ya Mahkumiyet'in gölgesi gibi ölülerin gölgeleri olmalıydı ya da kendisi gibi gölge varlıkları.
Yine de...
İçinde Sunny'yi dehşete düşüren, tedirgin eden bir şeyler vardı. Acaba Kabus Yaratıkları olabilirler miydi? Emin olamıyordu.
Ölüm, Yozlaşma'ya karşı bir silah olarak yaratılmıştı ve Yozlaşma'ya uğrayanlar ölerek bundan arınıyordu. Dolayısıyla Kabus Yaratıkları'nın gölgeleri Gölge Diyarı'na girdiklerinde saftı. Eğer gölge varlıkları ölülerin gölgelerinden doğuyorsa, bugüne dek Yozlaşma'ya boyun eğmiş bir tanesini bile görmemiş olmasının sebebi belki de buydu.
Aynı şekilde Rüya Âlemi'nde hiç gölge varlığıyla karşılaşmamış olmasının nedeni de bu olabilirdi. Ne de olsa binlerce yıllık ıssızlığın ardından, o korkunç enginlikte yalnızca Yozlaşma ile çarpılmış olanlar cirit atıyordu; yani Kabus Yaratıkları.
Bununla birlikte, hiç kimse ilksel boşluğun murdar etkisinden bütünüyle muaf değildi, tabii Nephis hariç. Dokumacı bile Yozlaşma'ya maruz kaldığında kolunu kesmek zorunda kalmıştı; bu yüzden Sunny, gölge varlıklarının yozlaşamayacağı fikrine hayatını ortaya koyacak kadar güvenemezdi.
Karanlık süzülenin ta özüne gözlerini diktiğinde...
Görmeyi hiç beklemediği bir şeyle karşılaştı.
Hiçbir şey görmedi.
Parıldayan ruh çekirdeklerinden yayılan bir ışık yoktu. Korkunç düğümlerden yayılan aşağılık bir yozlaşma da bulunmuyordu.
Yalnızca karanlık vardı.
Sayısız Kabus Yaratığı'nın ruhunda gördüğü o iğrenç karanlık değil, bu canavarca yaratığın içinde herhangi bir şeyi görmesini imkansız kılan soğuk ve geçit vermez bir karanlıktı bu.
Hakiki karanlık.
Sunny bir an donakaldı, afallamıştı.
Karanlığın varlıkları mı?
Eskiden dünyaya bakışı oldukça basitti. İnsanlar vardı, Kabus Yaratıkları vardı ve hepsi bundan ibaretti. Ancak Sunny Rüya Âlemi'ni gezip daha fazlasını gördükçe, dünyanın bu kadar basit olmadığını anlamıştı.
Bir yerlerde başka türde varlıklar da vardı. Hiçlikte var olan Kaos Yaratıkları, yani Boşluk Varlıkları bulunuyordu. Gizemli nefilim gibi hem kutsal hem de murdar olan, bu yüzden iki tanıma da uymayan varlıklar vardı. İçi Boş Dağlar'ın üzerindeki sisin içinde karşılaştığı hiçlik varlıkları da mevcuttu.
İnsanlar dışında ilahi varlıklar da vardı, Rüya Âlemi'nin kadim insanlarının dediği gibi soylu yaratıklar. Bunların arasında kendisi gibi gölge varlıkları da bulunuyordu.
O halde Gölge Yaratıkları varsa, Karanlık Yaratıkları'nın da var olması gayet doğal değil miydi?
Tıpkı Nephis'in İkinci Kabusu'nda karşılaştığı dehşet gibi.
Eğer karanlık süzülenler gerçekten hakiki karanlıktan doğmuş varlıklarsa, Sunny'nin aklında iki soru beliriyordu; daha doğrusu üç soru.
Birincisi, kutsal mıydılar yoksa murdar mı? Ne de olsa hakiki karanlık, katledilen bir Boşluk Varlığı'nın kanından doğmuştu. Yani bu yırtıcı dehşetler ikisi birden olabileceği gibi hiçbiri de olmayabilirdi. Hatta Kabus Yaratıkları gibi sadece Boşluk'un etkisiyle yozlaşmış değil, doğrudan Boşluk'tan doğmuş bile sayılabilirlerdi.
İkincisi, Gölge Diyarı'nda ne arıyorlardı? Gölgeler ile hakiki karanlık ezeli düşmanlardı, bu yüzden burada karanlığın varlıklarını görmek garipti. Hele ki Mahkumiyet'in gölgesini avlamaya, onu parça parça yutmaya çalıştıklarını görmek hepten tuhaftı.
Kendileri ölmeden Ölüm Diyarı'na nasıl girebilmişlerdi ki? Sunny emin değildi ama burasının Gölge Diyarı'nın sınır boyları olduğuna dair şüphesi giderek güçleniyordu.
Ve nihayet, üçüncü ve en önemli soru...
Onları nasıl öldürecekti?
Eğer karanlık süzülenler gerçekten hakiki karanlığın varlıklarıysa, onları katletmek Sunny'ye beklediği gölge parçacığı kazancını getirmeyecekti. Yine de onları öldürmek zorundaydı; sırf kendi yok etmek istediği Mahkumiyet'in gölgesini onların yok etmesine engel olmak için bile olsa bunu yapmalıydı.
Bu iş çok zor olacak.
Bu yaratıkların ne kadar güçlü olduğundan bile emin değildi ama içinden bir ses korkunç derecede güçlü olduklarını fısıldıyordu. Lanetli bir Tiran'ın gölgesinin onların takibinden kaçmak için ne kadar çabaladığına tanık olmak, ihtiyacı olan tek kanıttı.
Bir de şu gizemli okçu vardı.
Sunny savaşı dikkatle izlemesine rağmen şimdi bile onu göremiyordu. Bakışlarının her türlü gölgeyi delebildiği düşünülürse, bu durum gerçekten çok garipti.
Okçudan, karanlık süzülenlerden bile daha çok çekiniyordu.
Kahretsin.
Zırhının altından bir ışık zerresinin daha süzüldüğünü gören Sunny, dişlerini sıkarak öne atıldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.