Sunny, Anvil'in cansız bedeninin başında dikilmiş, sessizce uzaklara bakıyordu.
Savaş meydanı bir noktada ürpertici bir sessizliğe bürünmüştü.
Kılıç fırtınası dinmiş, ölü kuklalar denizi de tamamen haritadan silinmişti. Şimdi gölgeleri, ormanda hayatta kalan son Kabus Yaratıkları'nın ve buraya bizzat getirdiği birkaç Ulu varlığın işini bitiriyordu.
Savaş neredeyse son bulmuştu.
Ve onunla birlikte, savaşın kendisi de nihayete ermişti.
Dudaklarının arasından derin bir iç çekiş süzüldü.
Egemenler artık yoktu.
En azından ikisi tarih sahnesinden silinmişti.
Üçüncüsü ise hâlâ oralarda bir yerde, gizem perdesinin ardında saklanıyordu.
Ama bu, başka bir günün konusuydu.
Düşününce, artık yeni Egemenler biziz.
Sunny her şeyin bu kadar çabuk bitmiş olmasına bir an inanamadı. Bu savaş için neredeyse iki yıldır hazırlanıyordu. Nephis ve Cassie ise bu anı çok daha uzun süredir ilmek ilmek işliyordu. Egemenlerin gölgesi üzerlerinde öylesine ağır bir baskı kurmuş, her nefeslerini öylesine uzun süre esir almıştı ki her şeyin bittiği gerçeğini kabul etmek zordu.
Fakat belki de asıl mesele buydu.
Zaten Egemenleri ortadan kaldırmak için komplo kurmalarının yegane sebebi, onların yetersizliğiydu. Kazandıkları onca büyük başarıya rağmen, Anvil ve Ki Song, insanlığın bugün karşı karşıya olduğu dehşet verici sınavların karşısında aciz kalmıştı.
Kilden ayakları olan birer devdiler.
Kılıç Kralı denilen o deli, canına kıymak bile istemişti. En azından son anlarında Sunny'de bıraktığı izlenim buydu. Gerçi Anvil'in hayalindeki ölüm kesinlikle böyle değildi.
Egemenliğe giden yol uzun ve meşakkatli olmuştu ama savaşın kendisi ani ve ölümcüldü.
Bu bir zaferdi.
Ama...
Her şey onlar için ilk ne zaman ters gitmeye başlamıştı?
Aynı şey kendisinin ve Nephis'in de başına gelecek miydi?
Kesinlikle hayır.
En azından artık ellerinde ne yapmamaları gerektiğine dair acı bir örnek vardı.
Kazandık.
Sunny nihayet bu inanılmaz gerçeğin farkına varabildi.
Neredeyse imkansız görünmesine rağmen kurdukları komplo hedefine ulaşmıştı. Tiranlar yok olmuştu; o ve Nephis, onların tahtlarını ele geçirmek için en doğru konumdaydı.
Tek bir pürüz vardı...
Sunny öylece kıpırdamadan dururken bir kanat hışırtısı duyuldu ve Nephis hemen arkasına iniş yaptı. Yeniden insan formuna bürünmüştü; gerçek benliğinin o kor gibi yanan ihtişamından geriye kalan tek şey, gözlerinde parıldayan kör edici beyaz ışıktı.
Yüzü her zamanki gibi hareketsiz ve ifadesizdi, tüm duygulardan arınmıştı. Hissetme yeteneğini yine kaybetmiş olmalıydı. Belki de Tanrıkabri'nin üzerindeki o merhametsiz gökyüzünün kor beyaz uçurumunda Egemenlik mertebesine ulaşmanın getirdiği o korkunç sınav yüzünden, bu kez her zamankinden çok daha fazlasını yitirmişti.
Anvil'in cesedine bakarken en ufak bir tepki vermedi.
Bir süre sonra sessizliği bozdu:
"Bir şekilde... Onu öldüren kişinin ben olacağımı hayal etmiştim."
Sunny de aynısını hayal etmişti. Hatta Nephis'in son bir kez onunla yüzleşip geçmişiyle hesaplaşabilmesi için Kılıç Kralı'nı biraz daha hayatta tutmayı bile düşünmüştü.
İlk kez gerçekten yüzleşebilmesi için. Nephis, babasının katili olan Anvil'in karşısına daha önce hiçbir zaman gerçek duygularını gizleyen o hilekar maske olmadan çıkmamıştı.
Ve artık hiçbir zaman çıkamayacaktı.
Bugün bu harap olmuş savaş meydanında hesaplaşmaya dair pek bir şey kalmamıştı.
Eğer kalmış olsaydı bile, Kralı öldüren ne Sunny ne de Nephis olurdu. Bu şeref, onun oğlu Mordret'e ait olurdu.
Aslına bakılırsa Sunny, Mordret'in son ana kadar ortalıkta görünmemesine epey şaşırmıştı. Hiçlik Prensi'nin savaş sırasında bir şekilde sahneye çıkıp kendi oyununu oynayacağından adı gibi emindi.
Belki de Gerçek Hisar'da işler ters gitmiş ve Mordret'in o ince elenip sık dokunmuş planlarını hayata geçirmesine engel olmuştu?
Gerçi bugün Lanetli bir İblis ile savaşmak zorunda kalacağını o bile tahmin edemezdi.
İç çeker
"Onu öldürmek... Beklediğimden daha kolay oldu."
Nephis ona doğru döndü ve bir an sessiz kaldı.
"Belki de ruhu zaten çoktan öldüğü içindir. Boş bedenlerin arasında pek vakit geçirmediğin için bilemezsin ama bazen onun gözlerine bakmak, annemin gözlerine bakmak gibi hissettiriyordu. Ürkütücü bir histi."
Sunny bir an duraksadıktan sonra sordu:
"Peki ya Kraliçe?"
Nephis düz bir ses tonuyla cevap verdi:
"Kraliçe amansızdı. Kraliçe çok güçlüydü. Son ana kadar... Savaştı."
Gözlerindeki o parlak ışık hafifçe söndü.
"Ama bir zayıflığı vardı ve o zayıflık yüzünden sonu geldi."
Demek Ki Song da ölmüştü.
Her şey gerçekten bitmişti. Başarmışlardı.
İşler beklediğinden de iyi gitmişti...
Neredeyse tam da umut ettiği gibi sonuçlanmıştı.
Neredeyse.
Sunny karanlık bir tebessümle gülümsedi.
"Senin de bir zayıflığın olup olmadığını mı merak ediyorsun?"
Nephis başını hafifçe yana eğerek gözlerini dikti, ifadesizce ona baktı.
"Herkesin bir zayıflığı vardır, Sunny. Benim de... Birkaç tane var."
Başını sallayarak onu onayladı.
"Nasıl... Hissediyorsun? Egemenler öldü. Ailenin intikamı alındı. Bu anı çok uzun zamandır bekliyordun ve işte sonunda geldi."
Nephis bir süre sessiz kaldı.
"Pek bir şey hissetmiyorum... Henüz. Sanırım daha sonra hissedeceğim. Şimdilik sadece içim rahat. Zor bir iş bitti. Önümüzde çok daha çetin işler var."
Sunny içini çekip bir adım geri çekildi.
Yapacakları o kadar çok şey, konuşacakları o kadar çok konu vardı ki.
Her şeyden önce, sadece ona sarılmak, onu kollarına almak ve öpmek istiyordu.
Nephis henüz bu sevinci hissedemeyecek olsa bile, kazandıkları zaferin mutluluğunu onunla paylaşmak istiyordu.
Fakat... Bugün onun dudaklarının yumuşak dokunuşunu hissetmek kaderinde yazılı değildi.
Bunun yerine, yüzüne yerleşen Dokumacı'nın Maskesi'nin soğuk temasını hissetti.
Siyah kılıcını havaya kaldıran Sunny, buruk bir şekilde gülümsedi ve buz gibi, duygudan yoksun bir ses tonuyla konuştu:
"Öyleyse, ölme vaktin geldi, Parlayan Yıldız."
Çok uzaklarda, onun karanlık lejyonu hayatta kalan son ucube yaratıkları zaten katletmişti. Ancak gölgeler onun ruhuna geri çekilmedi...
Aksine, hırpalanmış iki ordunun etrafını sararak askerlere dik dik bakmaya başladılar.
İnsan suretindeki gölgeler silahlarını kaldırdı. Canavarsı gölgeler ise pençelerini ve dişlerini biledi.
Nephis kaşlarını çattı.
"Bu ne demek oluyor?"
Sunny alaycı bir şekilde güler.
"Bu mu? Bu bir ihanet, hanımefendi. Senden af dilerdim ama asıl suç senin. Sadakati parayla satın alınabilen bir adama asla güvenmemen gerektiğini sana hiç kimse öğretmedi mi?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.