inin Neşesi

"Ah. Sonunda temiz hava!"

Jest, öleceği ormana bakarken gülümsedi. Hayatının kısa bir süre içinde korkunç ve acınası bir şekilde son bulacağına dair en ufak bir şüphesi yoktu.

Dudakları hafifçe titredi.

Cidden mi... Yine mi aynı saçmalık?

Gerçek dünyaya daha yeni uyum sağlamayı başarmış, canavarlara karşı savunulan güvenli bir topluluğa nihayet kapağı atmıştı. O savunmayı yapanlara bugünlerde ne diyorlardı?

Doğru ya... Uyuyanlar.

Jest de bir Uyuyan olduğu için oraya davulla zurnayla kabul edilmişti. Ne yazık ki Yadigar kullanamayan ve işe yarar bir gücü olmayan kusurlu bir Uyuyan’dı. Hala tüfek ve süngü tutabiliyordu ama bu yetenek ona pek bir puan kazandırmıyordu.

Lanet olsun...

Yadigarlar demişken! Meğer bir de onlar varmış. Görünüşe göre herkes Kabus sırasında ya da hemen sonrasında en az bir tanesine sahip oluyordu. Jest, diğer Uyuyanların havadan ölümcül silahlar çağırdığını görene kadar Yadigarların varlığından habersizdi; işte o an, Kusur denilen şeyin aslında ne anlama geldiğini idrak etmişti.

Efsunlu eşyaları kullanamıyor olmak, efsunlu eşyaların gerçekten var olduğunu öğrenmeden önce büyük bir sorun gibi görünmemişti. Ama artık varlıklarını bildiği için gerçeği inkar edemiyordu.

Sadece hapı yutmamıştı... İki kere yutmuştu.

Diğer Uyuyanların işe yarar Yönleri vardı ve Yadigar kullanabiliyorlardı; hatta bazen ikincisi birincisinden bile daha önemli olabiliyordu. Her iki özellik de canavar avlamalarına olanak tanıyordu, ki Jest bunu yapamıyordu.

Bu da dolaylı yoldan canavarlardan çıkan parıltılı kristalleri toplamalarına, onları soğurarak güçlenmelerine imkan veriyordu.

Uyuyanların canavar öldürmek için güce ihtiyacı vardı ve canavar öldürerek güçleniyorlardı... Ancak Jest zayıf olduğu için canavar öldüremiyordu, canavar öldüremediği için de zayıf kalıyordu.

Eğer bu durum gülünç değilse, neyin gülünç olduğunu zaten bilmiyordu.

Her halükarda, topluluk için pek bir faydası yoktu.

İnsanlar —Kabus’u hiç tecrübe etmemiş olanlar bile— ona kısa sürede küçümseyerek bakmaya başlamıştı. Ne de olsa karşılığında pek bir şey vermeden besleniyor ve korunuyordu. Yapabildiği en iyi şey üs içindeki ıvır zıvır işleri halletmekti; kışladaki bir işçiden pek farkı yoktu.

Bu da ayrı bir komediydi.

Yine de onu henüz kapı dışarı etmemişlerdi; kuşkusuz o şahane kişiliği ve muazzam mizah anlayışı sayesinde. Hayatı son birkaç aydır büyük ölçüde güvende ve nispeten rahattı.

Nispeten.

...Kış gündönümünden öncesine kadar.

O lanetli günde Jest, yatağında uzanmış, elindeki kıymetli antikaya gözü gibi bakıyordu. Bir müzede canavarlardan saklanırken bulduğu, gerçek kağıttan bir kitaptı bu.

O kitap onun hayata tutunma dalıydı. Yıpranmış haline rağmen Jest her boş vaktinde sararmış sayfaların üzerine eğilirdi. Kapaktaki şen şakrak başlık, Karanlık Zamanlar öncesinden kalma bir bilgeliğin içinde saklı olduğunun ipucunu veriyordu...

Gülmekten Karnınıza Ağrılar Girecek! Sizi Partinin Neşesi Yapacak Yüz Harika Fıkra!

Kadim kitabın adı buydu.

Jest tam da o yüz karşı konulamaz fıkradan en güzel olanına gelmek üzereyken, birdenbire güçlü bir esneme nöbetine tutuldu.

Aslında bu pek de tuhaf sayılmazdı...

Eğer günün tam ortasında olmasalardı.

Yüzündeki ifade dondu ve dudaklarında titrek bir gülümseme yavaşça çiçek açtı.

Hayır... Hayır!

En son böyle aniden esnemeye başladığında kendini Kabus’un içinde bulmuştu.

Ve işte Jest, sadece birkaç saat sonra, yeniden o yabancı dünyadaydı.

Gerçi bu seferki his farklıydı. Bugünlerde zihninin içinde bazen duyduğu o tuhaf ses de onu yeni kelimelerle karşılamıştı.

Üstelik çırılçıplaktı.

Bu da ne?

Geçen sefer en azından üstünde kıyafetleri vardı!

Soğuktan titreyerek, sıska ve morluklarla dolu vücudunu rüzgardan korumaya çalıştı. Etrafını saran çarpık ağaçlara endişeyle baktı. Nereye baksa bu ağaçlardan başka bir şey yoktu ve güneş ışığı yukarıdaki yoğun yaprak örtüsünü zar zor delip geçiyordu.

Burada yaprakların tekinsiz hışırtısı ve dalların meşum gıcırtısından başka neredeyse hiçbir ses yoktu. O tekinsiz sessizlik sinirlerini bozuyordu.

Jest dudağını ısırdı ve fısıldadı:

"Silah yok... Kıyafet yok... Ormanın ortasında..."

Bir süre sonra titrek bir sesle ekledi:

"Çıplak bir adam ve... Odun falan filan?"

Dudaklarının arasından boğuk bir gülüş kaçtı.

Yerden bir taş parçası alan Jest, titreyerek yürümeye başladı.

...Başka bir insanı bulması çok uzun sürmedi.

Kendisinden pek farkı olmayan genç bir adam, sırtını ağaca yaslamış yatıyordu... En azından ilk başta öyle görünmüştü. Ancak Jest yaklaştığında, adamın vücudunun aslında o pürüzlü gövdeye gömüldüğünü, sanki ağaç tarafından yutulduğunu dehşetle fark etti. Koyu renkli kabuğun üzerine süzülen kanları, ağaç açgözlülükle içiyordu.

Kalın bir kök gencin beline dolanmıştı ve vücudundan ince dallar fışkırıyor, üzerlerinde kırmızı çiçekler açıyordu.

Genç adam zaten yarı ölüydü... Yine de hala hayattaydı ve acı çekiyordu.

Jest bunu ancak göz göze geldiklerinde ve diğer genç konuşmak için çabalayarak ağzını açtığında anladı.

"Yardım... et..."

Jest irkilerek geri çekildi.

Arkasını dönüp kaçmaktan başka bir şey istemiyordu ama bir şey onu durdurdu.

Belki merhametti. Belki de gencin üzerindeki kanlı deri zırhı görünce hissettiği hasetti.

Her neyse, Jest dişlerini sıktı.

"...Tamam dostum. Tamam, sana yardım edeceğim. İş bende."

Titreyerek bir adım öne çıktı...

Ardından tüm gücünü toplayıp elindeki keskin taşı gencin kafasına indirdi.

Zavallı adam için yapabileceği tek şey buydu.

Gözlerindeki ışık nihayet sönene kadar birkaç darbe daha vurdu ve Jest dehşet içinde geriledi.

Çalmak istediği deri zırh, bir kıvılcım yağmuru içinde yok olup gitti.

Ve ağacın kökleri hareketlendi, ona doğru uzanmaya başladı.

Panik içinde arkasını dönüp koşmaya başladı Jest...

O koşarken, zihninde yaşayan ses bir kez daha konuştu.

Uyuyan'ı katlettiniz...

Aynı anda Jest tuhaf bir şey hissetti.

Sanki içine bir şeyler akmıştı ve bu varlığa tepki veren vücudu incelikle değişiyordu.

Daha güçlü, daha çevik ve yok edilmesi daha zor bir hale geliyordu.

Koşarken gözleri parladı.

Demek... Güçlenmenin başka bir yolu daha varmış.

Sadece canavarları öldürmek değildi mesele.

İnsan öldürmek de gayet iyi iş görüyordu.

Buna karşı ne hissetmesi gerektiğini tam olarak bilmiyordu.

Zaten bu işin en komik tarafı da bu değil miydi?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.