Sunny, gücü kendisininkini fersah fersah aşan düşmanlarla karşı karşıyaydı. Rütbeleri ve sınıfları neydi, hatta bu kavramlarla tanımlanabilirler miydi emin değildi; ancak hem Karanlık Varlıklar hem de o belirsiz katil, şimdiye dek karşılaştığı çoğu hasımdan çok daha tehditkâr görünüyordu.
Kendi güçleri kısıtlanmamış olsaydı belki onlara açıktan saldırmaya cesaret edebilirdi, fakat Gölge Âlemi yapabileceklerini sınırlandırırken rakipleriyle doğrudan bir çatışmaya girmekten çekiniyor, tedirgin oluyordu.
Yine de sorun değildi.
Amacına ulaşmanın pek çok dolaylı yolu da vardı. Tek yapması gereken, gizemli okçudan feyzalmak ve elindeki tüm kaynakları birer araç olarak kullanmaktı. Ne de olsa araçlar, kişinin gücünü normalde imkansız olacak kadar büyük bir etkiyle yönlendirmesini sağlayan birer güç çarpanıydı.
Tıpkı Valor Hanedanı'ndan Morgan’ın çok uzun zaman önce, Kara Kafatası Savaşı’ndan önce söylediği gibiydi. Özünde savaş basitti; her şey güçten ve gücün uygulanışından ibaretti. İlki önemliydi fakat asıl belirleyici olan ikincisiydi.
Örneğin o gizemli okçu, topladığı hurdalarla ürettiği ve bütün o dehşet verici gücünü okun ucu kadar küçücük bir noktaya odaklamasını sağlayan oklar olmasaydı bu denli ölümcül olamazdı.
Gelgelelim ortalıkta Sunny’nin kullanabileceği pek fazla şey yoktu. Gölge Âlemi ıssız bir diyardı; sonsuzluğa uzanan kara tepelerden başka hiçbir şey bulunmuyordu.
Daha doğrusu, az önceye kadar öyleydi.
Lânet’in gölgesi, Sunny’nin onu kovaladığı noktadan tek bakışta bütünüyle görülemeyecek kadar devasa, adeta yürüyen bir dağ gibi ilerlerken, duyuları çok ileride bir şey fark etti. Karanlık, çorak toprakların tekdüze ıssızlığından farklı olan ve bu yüzden bir ihtimal vadeden bir anomaliydi bu.
İlerideki o tuhaf ve anıtsal şekli sezdiğinde ne olduğunu anladı ve derin bir nefes aldı.
Kalkanını çoktan elden çıkarmıştı. Somutlaşan gölgeler yaşayan varlıkların gölgeleri kadar hızlı aşınmıyordu belki ama biçimlerini korumak yine de baştan kaybedilmiş bir savaştı. Yavaş yavaş ufalanıyor, sonunda karanlıkta eriyip ölüm diyarıyla bir oluyorlardı.
Burada Gölge Tezahürü’nü kullanmak tamamen imkansız sayılmazdı, ancak yaklaşımını değiştirmesi gerekiyordu. Gölgeleri bir kez somutlaştırıp bırakmak yerine, sürekli dağılan yapıyı etraftaki karanlığı ve dolayısıyla kendi özünü yakıt olarak kullanarak durmaksızın yeniden inşa etmek zorundaydı.
Neyse ki ruhuna kesintisiz bir ruh özü seli akıyordu, bu yüzden harcayacak bolca kaynağı vardı.
Şaşırtıcı bir hızla tepenin yamacına doğru koşarken bir an gözlerini yumdu. Nephis’in gökten indiği o ışıltılı figürünü, ardında beyaz bir ışık halesi gibi parıldayan güzel kanatlarını hatırladı.
Revel’ın iblisvari çehresini ve Yok Olan Göl’de verdikleri o amansız savaşı da hatırladı.
Varlıklarının özünü dikkatle süzmek için Gölge Dansı’nı kullanışını anımsadı.
Ardından dik kumulun zirvesine ulaştığında gözlerini açıp havaya sıçradı. Siyah tozların oluşturduğu ıssız boşluğun üzerinde süzülürken, gölgeler etrafında harekete geçti ve karanlık bir pelerin gibi bedenini sardı.
Derken o gölge pelerini, zifiri karanlık bir çift kanada dönüştü; kuzguni tüyler, girdap gibi dönen özün gümüşi ışığında parıldıyordu.
Kanatlar çırpındıkça ıssız ovanın üzerinde güçlü bir fırtına koptu ve Sunny muazzam bir hızla ileri fırladı.
Sanırım işe yarıyor.
İnsan bedeni kanatlarla uçmaya pek elverişli değildi. Ne de olsa insanlar kuş değildi; kemik yapısına varana dek tüm anatomileri farklıydı. Nephis ve Revel gibi kimselere kanatları Görünüşlerinin mistik gücüyle bahşedilmişti, bu sayede göklerde doğal bir zarafetle süzülebiliyorlardı.
Fakat Sunny farklıydı.
Görünüşünün yardımıyla fazladan uzuvlar somutlaştırma ve onları kontrol etme konusunda oldukça ustaydı; altı eliyle karmaşık öz iplikleri örebilmesi de bu sayesindeydi. Ayrıca uçan yaratıkların kabuklarını nasıl oluşturacağını biliyor, karga formuna da son derece aşina olduğu için kanatlı varlıkların anatomisine yabancılık çekmiyordu.
Yine de kabukları gerçek canlıların suretine sadık kalarak inşa etmek, şimdi yaptığı gibi farklı parçaları birleştirip tuhaf bir hilkat garibesi yaratmaktan her zaman daha kolay ve etkiliydi. Çevik bir karga formuna bürünme tercihini kullanamadığı için bu yola başvurmuştu.
Buna rağmen deney başarıyla sonuçlanmıştı. Somutlaşan uzuvları kontrol etme tecrübesini, karga formuna olan aşinalığını ve Nephis’in kısmi Dönüşüm sırasındaki uçuşuna dair derin bilgisini birleştirerek bir çift kudretli kanatla uçmayı kendi kendine öğrenmeyi başarmıştı.
Kara kanatları rüzgârı hırsla yararken, Sunny şaşırtıcı bir hızla ileriye doğru süzüldü. Karga formunda bolca vakit geçirmiş olmanın verdiği rahatlıkla dengesini ve yönünü korumakta hiç zorlanmıyordu; Lânet’in devasa gölgesini ve onu tüketme hakkı için savaşan figürleri hızla geride bırakıp öne atıldı.
Tam o sırada, gizemli okçunun Lânet’in bedeninden kopardığı o karanlık gezgin, yırtık pırtık dev bir tül gibi yere serildi. Uçsuz bucaksız gövdesi dalgalandı, yeniden savaşa süzülmeye hazırlandı. Dokunaçları kopmuş olsa bile yaratık ağır yaralanmış gibi görünmüyordu, zaten çoktan ziyafet çeken kardeşlerine katılmayı aklına koymuştu.
Fakat bir an sonra Lânet’in gölgesinin devasa ayağı üzerine indi, dünyayı titretti ve toprağı yardı. Karanlığın yaratığı anında yok oldu, eriyip elementel bir karanlık birikintisine dönüştü.
Sunny devasa gölgeyi arkasında bıraktı.
Uçarak ilerlerken, obsidyen tozlarının kapladığı sessiz arazinin üzerinde bir hayalet gibi kaydı; kanatlı figürü kara gökyüzünün karanlığından ayırt edilemiyordu.
Yakında, uzakta devasa bir şekil belirdi.
Fildişi rengiyle karanlık tepelerin ıssızlığında hemen göze çarpıyor, bir düzine kilometre veya daha fazla uzanıyordu.
İlk bakışta oldukça iticiydi, devasa bir kırkayağı andırıyordu. Kıvrılan beyaz bir gövde siyah tozların üzerinde hareketsizce yükseliyor, devasa uzunluğu boyunca simetrik çiftler halinde sayısız uzuv uzanıyordu.
Ancak bu bir kırkayak değildi. Aksine...
Büyük bir yılanın kemikleriydi. Kıvrılan beyaz gövde onun omurgası, sayısız uzuv çifti ise kaburgalarıydı. Çok ileride bir yerde, devasa kafatası siyah tozların üzerinde duruyor, kısmen toprağa gömülmüş halde yatıyordu.
Sunny’nin hedeflediği şey tam olarak buydu.
Kanatlarını toplayıp karanlık bir tebessümle yere doğru süzüldü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.