Geçmişin Yankıları

Sessiz, tekinsiz bir dehşetti bu; Kai’nin hiç alışık olmadığı türden. Yeni bir korkuyla tanışmak, yeni bir dost edinmek gibiydi adında, neredeyse eğlenceli bir yanı vardı.

Doğrusunu söylemek gerekirse Kai korkak bir adamdı. Hayatı boyunca korkularının altında ezilmişti… Önce başarısızlık, utanç, yalnızlık ve reddedilme korkusu; ardından ölüm, ızdırap, kayıp ve felaket korkusu.

En çok da pişmanlık korkusu.

Sadece zaman geçtikçe korkularını yok saymayı öğrenmişti. Öyle ki insanlar onu doğuştan cesur biri sanma gafletine düşerdi. Ama değildi; neredeyse gözünü karartacak derecede korkusuz görünen dostları ve yoldaşları gibi hiç değildi.

Effie’yi ele alalım örneğin…

Morgan’ın bu garip halini fark ettiğinde gerilmedi bile. Aksine, sanki tek derdi dökülmesinden korkmakmış gibi, iç geçiren bir ifadeyle yahni tenceresine bakıyordu. O sırada eli hemen yanındaki mızrağın sapına doğru kaymıştı.

Ya da Jet. Ruh Biçici, bir kayaya rahatça yaslanmış, olduğu yerde çakılı duruyordu. O kadın her yerde nasıl böylesine rahat görüneceğini gerçekten biliyordu… Buz mavisi gözleri Morgan’ı dikkatle süzüyordu ama yüzündeki ifade sakin ve gevşektı. Hatta biraz eğleniyor gibiydi.

Aether ile Kan Dalgası bu tuhaflığı sezmemiş gibiydi ama en azından Naeve normal bir insan gibi davranıyordu. Prensese sakıncalı bir bakış fırlatarak kaskatı kesilmişti.

İç rahatlatıcı bir durumdu.

Kai ise etrafta yansıma yapacak bir yüzey olup olmadığını görmek için çaktırmadan çevreye bakındı. Zihninin ilk olarak Ötekiler’e gitmesi şaşırtıcı değildi; neticede o yaratıklardan birinin bir insanın biçimine büründüğü bir olay zaten yaşanmıştı.

O zaman felaketi sadece Kai sayesinde atlatmışlardı. Sahte beden saatlerce yanlarında kalmış, Aether gibi davranmıştı… O sıralar bilmeseler de yaratık, birileri onu her gördüğünde, ona her seslendiğinde ve onu bir şekilde gerçek bir insan olarak her kabul ettiğinde daha da güçleniyordu.

Tek mesele şuydu: Ne söylerse söylesin, dudaklarından dökülenler ne gerçekti ne de yalan. Kai devriyeden döndükten hemen sonra bu garip, tekinsiz uyumsuzluğu duyumsamıştı; can kaybetmek yerine sadece oluk oluk kan dökerek Öteki’yi yok etmeyi işte böyle başarmışlardı.

Aether ise tüm bu süreçte uyumuş, savaş bittiğinde dışarıda birinin kendi yüzüyle gezindiğini ancak öğrenebilmişti.

Eğer Morgan’ın yerini de bir Öteki aldıysa…

Etrafı beş kişiyle sarılıydı ve en az bir saattir bu böyleydi. Eğer bu şey de öncekiyle aynı şekilde işliyorduysa, varlığı çoktan korkunç bir seviyede kabul görmüş demekti.

Kai kalbinin delicesine çarptığını hissetti, sonra derin bir nefes alıp sakinleşti.

Hayır, durum bu değildi. Az önce tuttuğu balığın iyi olduğunu bildiğini söylemişti… Bu sözler gerçekti, yani önceki Öteki’nin hissettirdiği o yapaylıktan farklıydı.

Tabii belki de o ilk yaratık henüz bir insanın niyetini taklit edecek seviyeye ulaşmamıştı.

Şimdikinin aksine.

Morgan, Kai’ye kuşkuyla bakıp başını salladı.

"Ben Öteki değilim."

Kai’nin irkildiğini görünce kıkırdadı.

"Yüzünden okunuyordu."

İlk cümle gerçekti ama ikincisi yalandı. Kai bir an duraksadı, ardından yoldaşlarına dönüp hafifçe başını salladı.

Effie elini mızraktan çekip esnemesini kapatmak için kullandı.

"Şey..."

Morgan onayladı.

"Evet, hazır. İstediğiniz kadar alın."

Yedi kişi yahniyi paylaştı; büyük bölümü tabii ki Effie’nin kasesine gitti. Hırsla atıştırdılar. Tam bir ay boyunca, her allahın günü Hiçlik Prensi ile savaşmak iştah açmak için birebirdi.

Effie mest olmuştu.

"Vay vay vay. Baharatı tam kıvamında! Tam sevdiğim gibi... Yok ya, cidden ben bile daha iyisini yapamazdım!"

En azından birinin keyfi yerine gelmişti…

Nihayet tencerenin dibi göründü.

Çöken sessizlikte Kai ciddi bir tonla konuştu:

"Bugün dolunay illüzyonlarla kaplı Hisar’ın üzerinde doğacak. Bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz Lady Morgan; kardeşiniz kesinlikle yine gelecek ve bu seferki saldırısı çok daha dehşet verici olacak."

Prenses sakince başını salladı, Kai’nin tahmin ettiği gibi hiç de endişeli görünmüyordu.

Bu noktada Morgan’ın elindeki tüm gizli kozlar tükenmiş olmalıydı, bu yüzden Kai onun bu özgüveninin nereden geldiğini gerçekten anlayamıyordu.

Bu durum biraz sinir bozucuydu.

Valor’un güzel prensesini bir süre sessizce süzdü, vurdumduymazlığı karşısında afallamıştı.

Yiğidi öldürüp hakkını vermek gerekirse, Morgan pek de sakin görünmüyordu. Daha çok… Umursayamayacak kadar hırpalanmış ve yorgun gibiydi. Nasıl olmuş da birkaç saat içinde bu kadar değişmişti?

Boğazını temizleyip Jet’e baktı.

Bu kez ona onay veren Jet oldu.

Kai devam etti:

"İşte bu yüzden kendi aramızda bunu konuştuk. Onu durdurmak için geçici bir çözüm bulduğumuzu düşünüyoruz."

Morgan, can alıcı kızıl gözlerinde o tanıdık eğlenceli parıltıyla ona baktı.

"Öyle mi?"

Jet içini çekti, ardından öne eğilip elini kaldırdı. Çok geçmeden elinde, ışıltılı kıvılcımlardan oluşan bir kasırganın dokuduğu muazzam bir kum saati belirdi.

Kum saatini birkaç saniye süzdükten sonra tembelce konuştu:

"Bu elimdeki, üçümüzün çok da uzun olmayan bir süre önce... Epey zahmetli bir savaşta kazandığı Dördüncü Aşama bir Yüce Hatıra. Eninde sonunda çökecek olmamızı engelleyemez belki ama bize bir gün daha kazandırabilir ve umuyoruz ki Mordret’in bir sonraki hamlede nasıl bir strateji izleyeceğini açığa çıkarır."

Aether, hafifçe sersemlemiş bir ifadeyle kadına baktı.

"Azize Jet… Bir Yüce İblis mi öldürdünüz?"

Kadın sırıttı.

"Üçümüz birlikte hallettik elbette. Ne oldu? Siz hiç Yüce İblis öldürmediniz mi?"

Genç Aziz yavaşça başını salladı.

"Kuzenim Naeve bir keresinde Yüce Canavar katletmişti. Ama hayır… Ben Yüce Ukubetleri sadece Üçüncü Kâbusumda, uzaktan gördüm."

Effie başını yana eğdi.

"Neden bahsediyorsun sen? Daha iki gün önce, göl sığlaştığında Yüce seviye bir canavar öldürdük ya. Bu yahnideki et kimindi sanıyorsun?"

Aether birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.

"Ha… O şey Yüce Rütbede miydi? Kusura bakmayın. Fark etmemişim."

Avcı kadın ona birkaç saniye dik dik baktı, sonra başını geriye atıp kahkahayı bastı.

"Tanrılar aşkına… Geçmişte bir iki Yüce İblis katletmediğine emin misin? Belki de yüceliklerini fark edememişsindir."

Genç Aziz biraz kızarır gibi oldu ve kafasını başka yöne çevirdi.

Jet gülümsedi.

"Her neyse. Bu Hatıra biraz özel. Sadece bir kez kullanılabilir ama…"

Morgan arkasına yaslanıp yüzünü buruşturdu.

"Ama bir günün kendini bir kez tekrar etmesini sağlayabilir. Evet, biliyorum."

Doğruyu söylüyordu. Gerçekten de biliyordu.

Kai kaşlarını çattı.

Sonra gözleri ardına kadar açıldı.

Taşı arkasına bakmadan yakalaması… Görünüşü ve konuşma tarzı.

Hatta yahni tadı bile.

Birden gülümsedi.

"Lady Morgan… Kum saatini zaten kullandınız, değil mi?"

Prenses ona uzun uzun baktı, ardından içini çekti.

"Bir bakıma."

Mesele birdenbire anlam kazanmaya başlamıştı. Kai heyecanlandı.

"Yani bu günü ikinci kez mi yaşıyorsunuz?"

Morgan yavaşça başını salladı.

Bir süre sessiz kaldı, sonra kasvetli bir tonla konuştu:

"Hayır. İkinci değil."

Kısa bir an için herkes sustu.

Sonra Effie inanmaz bir edayla burnundan soludu.

"İnanamıyorum… Bunun başıma ikinci kez geldiğine inanamıyorum!"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.