Deep Grey Sky

BAŞLIK: Kül Rengi Gökyüzünün Altında

İki yüce gücün arasındaki o yıkıcı savaş, ölü tanrının göğüs kemiği üzerinde toplanan iki büyük orduyu dehşete düşürmüştü. Askerler şaşkın, askerler hayran, askerler korku doluydu…

Ancak bu ilahi çarpışmanın yarattığı kıyametvari gazaptan etkilenenler yalnızca onlar değildi.

Çok aşağılarda, Alacakaranlık kuşağının loşluğunda uzanan o kadim orman da çalkalanıyordu. Karanlıkta barınan kabus yaratıkları, iki hükümdarın çarpışmasındaki o akılalmaz öfkeden huzursuz olup harekete geçmişti. Savaşın artçı şokları dipsiz yarıklara kadar ulaşmış, hilkat garibelerini çılgına çevirmişti. Ormanın kendisi bile bir tehlikeyi hissetmiş gibi canlanmıştı.

Ya da belki de bir ziyafeti.

Hükümdarlarla bizzat yüzleşmek zorunda kalacağını bilen Sunny, onların dövüşünü pürdikkat izliyordu. Yine de duyu sınırları çok uzaklara ulaşıyor, derinliklerde olup bitenleri de gözden kaçırmıyordu.

Bu yüzden, o anda derin yarıklarda neler döndüğünü kemik düzlüğünde bilen tek kişi muhtemelen kendisiydi.

Hükümdarların ne yaptığını ilk fark edenlerden biri olması da bu yüzdendi.

"Deli herifler…"

Kral ve Kraliçe, koca kemik düzlüğünü kırmayı başarmıştı. Aslında Anvil'in daha önce buranın tepesinde bir yarık açtığını düşününce buna şaşırmaması gerekirdi… Fakat o zaman, lanet ile olan savaşta bu durum büyük bir çaba, hazırlık ve muazzam bir büyü ayini gerektiren bilinçli bir eylemin sonucuydu.

Bu kez ise ölü tanrının kemiği, sadece iki ölümcül gücün savaş alanı olmanın getirdiği yüke dayanamayarak kırılmıştı.

Üstelik hasar ufak bir çatlakla da sınırlı değildi; devasa göğüs kemiğinin kuzey ucu, kırılmış bir camı andıran sayısız çatlak ağıyla sarılmıştı.

Ve tüm bu çatlaklar, çılgınca bir hareketlilikle kaynayan derinliklere açılıyordu.

Kadim orman son zamanlarda güneş ışığından mahrum kalmıştı. İnsan orduları onu yerin altına sürmüş, sürünen sarmaşıkları yakıp durarak bu ekosistemin gelişmesini sağlayan döngüyü baltalamıştı.

Kızıl istila yeryüzüne yayılamayınca kadim orman beslenememişti; sonuçları henüz tam olarak görülmese de yakında durum çok vahim bir hal alacaktı. Orman açtı, haliyle onun gölgesinde yaşayan dehşet verici yaratıklar da açlıktan kırılıyordu.

İşte bu yüzden, derinliklerin tepesi sayısız çatlaktan yarıldığında, hem orman hem de o hilkat garibeleri yüzeye doğru hücum etti.

"Kahretsin."

"Kalkın! Savaşa hazırlanın!"

Sunny'nin fısıltısıyla Rain hemen doğruldu. Çevresindeki kraliyet lejyonunun savaşçıları da sarsılan zemine rağmen ayağa kalkmaya çalışıyordu. Seishan'ın sesi, kıyameti andıran savaş gürültüsünün arasından yükseldi:

"Formasyon! Çatlaklara dönün! Ateş!"

Ama artık çok geçti.

Birkaç salise önce çatlaktan uzanan tek bir sarmaşık, şimdi yüzlercesine dönüşmüştü. Pürüzlü yarığın her noktasından, kadim ormanın dokunaçları karanlıktan sıyrılıyor, güneşin ağarttığı kemik yüzeyine tutunuyordu.

Üstelik etrafta birden fazla yarık vardı.

Kızıl istila dalgası, derin kesiklerden fışkıran ve durmaksızın akan köpüklü bir kan gölünü andırıyordu.

Elbette sarmaşıklar sadece gelecek olanın habercisiydi; ormanın derinlikleri güneşli yüzeye bağlamak için uzattığı devasa köprülerdi.

Bir an sonra, en yakın yarığın kenarında iğrenç bir kafa belirdi ve büyük bir canavar koca gövdesini kemik düzlüğüne doğru itti.

Rain gözlerini dikmiş, dehşet içinde canavara bakakalmıştı; sonra titreyen elleriyle yayını gerdi.

Tabii ki fırlattığı ok, yaratığın karanlık postuna çarpıp tek bir çizik bile bırakmadan yere düştü.

Kılıç Ordusu'nun safında durum daha da vahimdi.

Onların düşmanı devasa göğüs kemiğinin kenarına daha yakındı, bu da altlarındaki yarıkların daha sığ olduğu anlamına geliyordu. Aslında Şark Ordusu'nun konumu kısmen derinliklerin üzerindeydi, geri kalanı ise sağlam kemiğe basıyordu.

Kılıç Ordusu o kadar şanslı değildi. Daha güneyde konumlandıkları için, altlarında o korkunç ormanın karanlık boşluğundan başka bir şey yoktu. Bu yüzden daha fazla dehşetle yüzleşeceklerdi; üstelik her yönden kuşatılacaklardı, oysa Şark savaşçıları en azından arkadan gelecek saldırılardan güvendeydi.

Gerçi bunun bir önemi yoktu. İki tarafın da bu kızıl dalganın gazabından yara almadan kurtulması imkansızdı, tabii eğer kurtulabilirlerse.

"Ne yapmalıyım?"

Gölgelerin Efendisi olarak Sunny bu kaosun tam ortasındaydı. Savaşçıların yardımına koşabilir, elinden geldiğince çok kabus yaratığı katledebilirdi…

Ancak hükümdarlara saldırmak için en mükemmel anı beklemek zorundaydı. Çok acele ederse biri diğerini öldürüp sınırsız bir güce ulaşacaktı; yeterince beklemezse de ikisi de henüz gücünü tüketmemiş olacaktı ki bu durumda her ikisiyle birden savaşmak intihar demekti.

Dikkatinin dağılmasına izin veremezdi.

Tren büyüklüğünde bir kırkayak derin bir çatlaktan sıyrılıp bir düzine uyanmış askerin tepesine dikildiğinde, tüm karnı yarılıp dipsiz, iğrenç bir ağza dönüştü. Sunny küfrederek gölgelerin içine daldı.

Bir salise sonra gölgelerden sıyrılıp kılıcıyla havayı yardı. Kırkayağın kalın kırmızı kabuğu temiz bir şekilde kesildi ve devasa gövdesinin üst üçte birlik kısmı koptu.

Kesilen parça sağır edici bir gürültüyle yere düştü… ve kıvranarak ilk kurbanını yutmak için aceleyle hareketlendi.

Geri kalan gövde ise üst kısmını kaybetmiş olmasını hiç umursamadan çatlaktan çıkmaya devam ediyordu.

Sunny dehşet içinde yaratığa baka kaldı, bir salise kaybetmişti.

Etrafında, sayısız kabus yaratığı yüzeye tırmanıyordu ve birçoğu bu dev kırkayaktan daha az ürkütücü değildi.

Gözlerini daha da kararttı.

Kılıcından süzülen bir damla kara kan, aşınmış kemiğe düşüp dağıldı.

"Lanet olsun her şeye…"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.