Korkunç Gece Yarısı canavarı sürüsü, Adsız Tapınak'ın kapılarından adeta devasa bir sel gibi taştı. Karanlığın içinde beliren biçimsiz ve ürkütücü gövdeleri, açlıkla yanan sayısız kırmızı gözün çılgın aleviyle parladı.
Vahşi çığlıklardan yükselen dehşet verici koro dünyayı sarstı.
Bir an sonra, sayısız pençe tılsımlı çelikleri parçaladı, sayısız diş cansız bedenlere saplandı. Özgürlüğüne kavuşan bu yüce canavarların arasında vahşi hayvanları andıranlar da vardı, hiçbir kalıba sığmayan tarif edilemez yaratıklar da. Rüya lanetinin prangalarından kurtulan bu uğursuz mahluklar; içlerindeki açlığın, öfkenin ve ruhlarında sonsuz kabusların bıraktığı o ürpertici izlerin esiri olmuştu.
Ölü kuklalar, havada süzülen kılıçlar ve lanetli ormanın kadim yırtıcıları... Üç ordu, paramparça olmuş savaş alanında çarpışarak ardında yıkım bırakan dehşet verici bir şiddet dalgası başlattı.
Sunny bir egemen değildi ancak onun yarattığı canavar ordusu, diğer iki yüce gücün ordularından pek de geri kalmıyordu. Elbette sayıca kraliçenin kuklalarından ve kralın kılıçlarından çok daha azdılar. Fakat her bir korkunç canavar, yüce liderlerin tekil hizmetkarlarından katbekat daha güçlüydü. Bu yüzden başlattıkları kıyım insanın kanını donduracak cinstendi.
Sıradan bir yükselmiş olan Sunny'nin egemenlere kafa tutabilmesinin altında yatan basit bir hile vardı...
Onların aksine, kendi yarattığı ordu üzerinde hiçbir kontrolü yoktu.
Kabus, bu canavarları uyutmak için koca bir yıl uğraşmıştı. Fakat şimdi serbest kaldıklarında, Sunny'nin bu gözü dönmüş yaratık sürüsünü dizginleyecek zerre kadar gücü yoktu. Onu da en az düşmanları kadar iştahla mideye indirebilirlerdi. Bu yüzden kendi canavarından uzak durması en mantıklısıydı.
Belki de bu kadar yakınında böylesine dehşet verici canavarları serbest bırakmamak daha akıllıca olurdu ama artık ok yaydan çıkmıştı bir kere.
Her şeye rağmen yapması gerekeni yapmıştı. Bu yaratıklar, kukla denizini ve kılıç fırtınasını en azından bir süre oyalayacak, ona ve Nephis'e egemenlerle bizzat hesaplaşmak için zaman kazandıracaktı.
Tabii egemenler onlardan önce davranıp işlerini bitirmezse.
Ne heyecan verici ama...
Anvil, tüm o ürpertici kudretiyle Sunny'nin üzerine çökmek üzereydi. Saliseler kalmıştı. Ancak garip bir şekilde Sunny'nin içinde ne bir korku ne de bir endişe vardı. Sadece merak ediyordu.
Yüce bir güce karşı nasıl bir varlık gösterecekti?
İlk kez bir titan olarak gerçek gücünü iliklerine kadar hissediyordu. Asıl bedeni ve onu saran oniks zırhı, yedi gölgesinin birden gücüyle besleniyordu. Kendini tek bir avuç içi darbesiyle koca dağları un ufak edebilecek kadar güçlü hissediyordu. Hızı, dayanıklılığı, direnci... Hepsi gölgelerin kucağında adeta devasa bir güce ulaşmıştı.
Üstelik gölge diyarının parçası da onu besliyor, fiziksel sınırlarını daha da öteye taşıyordu. Özü, hem kendi elementinin en saf haliyle çevrelenmiş olmasından hem de yılansı canavarın aşağıdaki kızıl ormanda verdiği savaştan dolayı ruhuna adeta bir nehir gibi akıyordu.
Sunny ne kadar güçlendiyse, Anvil da bir o kadar baskılanmıştı.
Acaba bir şansım var mı?
İlk saldırı şimşekten bile hızlı geldi. O kadar hızlıydı ki Sunny hamleyi gözleriyle göremedi, sadece gölgelerin hareketinden sezebildi. Zaman yavaşlayıp durma noktasına geldi. Nephis'in göz kamaştıran ışığını yansıtan kar taneleri, gece gökyüzündeki soğuk yıldızlar gibi havada asılı kaldı.
Anvil'ın lanetli kılıcı, etrafındaki alanı bile bükerek uğursuz bir alamet gibi üzerine indi...
Sunny, donup kalmış zamanın içinde süzülerek usta bir kılıç ustası edasıyla sıyrıldı hamleden.
Yana doğru bir adım atıp kendini ileri fırlattı. Bu hızda hava bile önüne çekilmiş bir duvar gibiydi. Sunny o duvarı kolayca yarıp uzun kılıcını Anvil'ın korumasız yüzüne doğru savurdu.
Egemenin gri gözlerinde soğuk bir küçümseme belirdi.
Ah... Hata yaptım.
Anvil'ın kılıcı eylemsizlik yasalarını hiçe sayarak anında yön değiştirdi; yukarıdan aşağıya inen darbe, ani bir dönüşle yatay bir şlakk sesine dönüştü. Kılıcın düz tarafıyla vurdu. Darbenin şiddetiyle oniks zırhın yüzeyinde çatlaklar oluşurken Sunny sendeleyerek geriye savruldu. Karnından yukarı yayılan künt bir acıyla ağzına kan tadı geldi.
Kılıç ustalığının kuralları vardı. Ayak hareketleri, insan anatomisi, gücün uygulanışı... Ancak Anvil, kendi koymadığı hiçbir yasaya boyun eğmeyen, tüm kuralları yıkan bir güce hükmediyordu. Metalin bizzat kendisine yön verebildiği için kılıcını istediği yöne, istediği hızda hareket ettirebiliyordu.
Bedeni de tamamen çelik bir zırhla kaplı olduğu için ayak hareketlerini izlemenin hiçbir faydası yoktu.
"Sana kılıç ustalığı neymiş göstereyim, solucan..."
Anvil'ın umursamaz sesini duyan Sunny hafifçe gülümsedi.
Hadi oradan.
Bir sonraki an, üzerine çelikten bir fırtına gibi sayısız darbe indi. Sayılamayacak kadar çoktular ve her biri yüce bir gücün yıkımını taşıyordu. Anvil'ın saldırısı öylesine amansız ve baskındı ki sanki gökyüzü Sunny'nin üzerine çöküyordu.
Kralın elindeki lanet saçan kılıç en tehlikelisiydi ancak etrafında süzülen diğer altı bıçak da ondan aşağı kalmıyordu. Sunny darbelerden kaçıp sıyrılmaya çalışırken ayaklarının altındaki kemik yığınları çatırdayarak eziliyor, hemen ardından bedeline hedef alan ıskalamış darbelerin yıkıcı gücüyle havaya uçuyordu.
Sunny'nin siyah uzun kılıcı birkaç darbeyi savuşturup diğerlerini engelledikten sonra ortadan ikiye biçildi ve gölge dumanına dönüşerek dağıldı. Neredeyse aynı saniyede elinde yeni bir kılıç belirdi. Hemen ardından gölgelerden dört kol daha filizlendi ve her biri kendi kılıcını kavradı.
Bu amansız saldırı dalgasından her nasılsa sağ çıkmayı başarmıştı. Üzerine yağan ölümcül çelik yağmurunun aslında sadece tek bir kalp atışı kadar sürdüğünü fark edince içi ürperdi.
Ve kaçamayacağı son bir saldırı dalgası daha geliyordu. Kılıçları kırılmış, gölgeden kolları kopmuştu.
Lanetli kılıç, kalbini delip geçmek üzere doğrudan üzerine atıldı.
Tam göğsüne saplanacakken Sunny aniden gölgelerin içinde eriyip yok oldu. Bir salise sonra Anvil'ın hemen arkasında belirdi ve egemenin sırtına amansız bir darbe indirdi.
Bu adamın da tüm düşmanlarına solucan demesi ne garip.
Sunny, dokumacı maskesinin ardında sırıttı.
"Kılıç ustalığını sana ben göstereyim mi?"
Anvil, yeteneğini kullanarak havada dengesini sağlayıp yönünü dönerken, etrafındaki altı ölümcül kılıç çelikten bir kalkan gibi çevresini sardı. Sunny ise duruşunu değiştirerek akıcı ve ne zaman ne yapacağı kestirilemeyen bir dövüş tarzına geçti. Bu, hayatında öğrendiği ilk tarzı.
Nephis'in Kırık Kılıç'tan miras aldığı, kendisinin de Nephis'ten öğrendiği o kadim tarzı.
Anvil'ın gözleri karardı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.