Yorgun Hacı

Rain, ekipman seçiminde her zaman hafif olanlara öncelik verirdi; buna rağmen sırtındaki yük hiç azalmıyordu. Üzerindeki giysiler ve zırh, yayı, ok kılıfı, fırlattığı mızrak, kılıcı, kemerindeki av bıçağı ve çizmesine gizlediği diğer bıçak... Dahası, sırt çantasında ve çantasına asılı halde duran bir sürü şey vardı. Vahşi doğada avlanmak ve hayatta kalmak için ne gerekiyorsa hepsini yanında taşıyordu.

İhtiyacı olduğunda tüm bu eşyaları tek bir zihin hareketiyle çağırıp sonra tekrar yok edebilmek harika olurdu elbette. Ama ne yazık ki Rain Anıları kullanamıyordu. Başka birinin çağırıp eline tutuşturduğu Anıları bile doğru dürüst kullanması imkânsızdı. Çünkü ruhunda bir öz yoktu ve kâbus büyüsünün bir taşıyıcısı değildi.

Taş solucanının derisi ve azı dişlerinin getirdiği ilave ağırlığın altında ezilen Rain, kendini berbat hissediyordu.

Kuzgunyürek'in dağların tepesine kurulmuş olması da hiç yardımcı olmuyordu hani. Şu anda derin bir kanyonun dibindeydi; şehri besleyen çiftliklerin yer aldığı, dağ sırasının eteğindeki o nispeten düzlük alandan çok da uzakta sayılmazdı. Önünde uzun ve zorlu bir tırmanış vardı.

Mızrağını değnek gibi kullanan Rain, yavaş adımlarla kanyondan dışarı doğru ilerledi. Şansına, fiziği son derece iyi durumdaydı... Hatta mükemmel bile denebilirdi. Narin ama dayanıklı vücudu, yıllar süren amansız antrenmanlarla temperlenmişti. Sıradan bir insanın ulaşabileceği sınırların tam uç noktasındaydı.

Eskiden özel mürebbiyelerle yoğun bir şekilde çalışmıştı. O zamanlar fiziksel durumunun harika olduğunu sanıyordu... Meğer hiçbir şey bilmiyormuş. Öğretmeninin sert ama bir o kadar da akılcı rehberliği sayesinde bedenini bambaşka bir seviyeye taşımıştı. Genç vücudu güçlüydü, dirençliydi ve bir kedininki kadar kıvraktı.

Seçkin sporcular bile onun neler yapabildiğine tanık olsalar kıskançlıktan küplere biner, imrenmekten kendilerini alamazlardı... Yine de bunun bir önemi yoktu. Herhangi bir uyanmış, yarım yamalak bir tokatla bile onu fırlatıp atabilirdi.

"Ah... Her neyse!"

Rain bazen öğretmenine kızıyordu; sırf ilk kâbusa meydan okumasını yasakladığı için. Ama aynı zamanda ona minnettardı da. Kendi adına değil, anne ve babası adına.

Ailesi kâbus büyüsü yüzünden zaten bir çocuklarını kaybetmişti. Eğer tek başına olsaydı Rain, bir uyanmış olma şansı uğruna hayatını seve seve riske atardı... Ancak annesiyle babasına aynı acıyı tekrar yaşatma düşüncesine katlanamıyordu.

Bu yüzden öğretmeninin, kâbusa meydan okumasına gerek kalmadan uyanmasına yardım edeceğine dair verdiği söz, zifiri karanlık bir denizin ortasındaki küçücük bir ışık huzmesi gibiydi.

Her ne olursa olsun... Berbat bir havada, ağır bir yükle dağlara tırmanmak ne kadar zor ve yıpratıcı olsa da buna çoktan alışmıştı.

Rain yükselmeye devam ederken öğretmeni de yanında yürüyor, avın üzerinden tekrar geçiyordu. Kız iyi iş çıkarmıştı; taş solucanını hiç yara almadan öldürmeyi başarmıştı ama yine de daha iyi yapılabilecek ya da farklı şekilde halledilebilecek şeyler vardı.

"Belki de taş solucanından söktüğümüz bıçakları satmamalıyım. Bir dahakine onları çukurun dibine kazık gibi dikebilirim."

"Mantıklı bir fikir ama tuzaklara fazla güvenme. Bu sefer piç doğrudan çukura koştu ama bir dahakine bu kadar şanslı olamayabilirsin. Solucan çukurun etrafından dolansaydı ne yapacaktın?"

"İkinci çukura çekmek için geri çekilecektim tabii ki. Hem zaten gerçekten şans mıydı bu? Yamacı inceleyip solucan deliklerini buldum, pusu kuracak yeri seçtim ve ikisinin arasına çukurlar kazdım. Canavarlar aptaldır, bu yüzden düşman beni en kısa yoldan avlamaya çalışacaktı. Evet, karşımızdaki bir canavardı... Biraz daha zekiydi belki ama yine de oldukca aptaldı."

"Şansın ne olduğunu sanıyorsun velet? Şans öyle kendiliğinden tepene düşmez, onu sen yaratırsın. İnan bana, bunu en iyi ben bilirim! Eskiden dünyadaki en şanslı insandım. En şanssız olanı da..."

Çok geçmeden Rain, yağan küllerden sıyrılacak kadar yükseğe tırmandı. Kavurucu sıcak yerini amansız bir soğuğa, siyah kurum ise el değmemiş bembeyaz bir kara bıraktı. Şiddetli bir rüzgâr çıktı; iliklerine kadar titretip onu az kalsın yamaçtan aşağı fırlatıyordu.

Kavgacı bir edayla sövüp sayan Rain, titreyerek paltosunu sırt çantasından çıkardı. İçindeki sıcaklığa sığınıp kürk kapüşonunu kafasına geçirdi. Palto da avladığı uyanmış canavarın derisinden yapılmıştı; bu yüzden onu dağların ölümcül soğuğundan korumaya fazlasıyla yetiyordu.

Yüzünü muhafaza etmek için yüksek yakasını ilikledi, yükünü sırtlayıp öğretmenine dönüp baktı.

Birkaç metre ötede duruyordu, üzerinde hafif zırhından başka hiçbir şey yoktu. Yine de soğuktan rahatsız olduğuna dair en ufak bir belirti göstermiyordu. Bu durum, Rain'in öğretmeninin bir tür lanetli tayf olduğuna dair inancını daha da pekiştirdi.

Gözleri tuhaf bir şekilde kasvetliydi.

Öğretmeninin baktığı yöne dönünce, kar fırtınasının içinde yavaşça ilerleyen karanlık bir karaltı fark etti. Rain bir an için gerildi ama yaklaşanın bir insan olduğunu görünce rahatladı.

Bir an sonra sert rüzgâr dindi, tipi de tıpkı başladığı gibi aniden bıçak gibi kesildi.

Elini sallayıp yabancıya doğru adımladı.

"Hey! Kayıp mı oldun?"

Ancak havadaki eli öylece donakaldı. Bir şeyler ters gidiyordu...

Öğretmeni neden gölgelerin arasında kaybolmamıştı? Etrafta başka insanlar varken asla kendini göstermezdi.

Yaklaşan yabancıyı tam olarak seçebildiğinde mızrağı çoktan havaya kalkmıştı.

... Bu, kendisinden üç dört yaş küçük, genç bir kızdı. Daha çocuk sayılırdı yani. Tıpkı öğretmeni gibi üzerinde sadece hafif bir zırh vardı; o da yırtılmış ve donmuş kanla kararmıştı. Ten öyle solgundu ki bir cesedin teni gibi morarmış görünüyordu. Adımları yavaş ve hantal idi.

Gözleri donmuş bir cam gibiydi, içinde tek bir ışık kırıntısı bile yoktu. Yüzü buzdan oyulmuş bir maskeyi andırıyordu.

Ölmüştü.

"Rahatsız etme onu."

Öğretmeninin sesi kasvetliydi. Rain suskunlaştı, mızrağını indirdi ve ölü kızın geçmesine izin vermek için bir adım geri çekildi. Dudaklarının arasından hafif bir iç çekiş firar etti.

Yürüyen ceset yaklaştıkça, soğuk bedenini kaplayan o korkunç yaralar daha net seçiliyordu. En sonunda bakmaya dayanamayan Rain, kafasını çevirip gizlice gözlerini ovuşturdu.

Ölü kız, yanlarından geçerken hiçbir tepki vermedi. Morarmış solgun yüzü kıpırtısızdı. Dönerek yağan karın içinde yavaşça gözden kayboldu. Birkaç an sonra rüzgâr ayak izlerini sildi; sanki hiç var olmamış gibi.

Rain ve öğretmeni karlı yamaçta yapayalnız kaldı.

İçini çekti.

Kış dönümü daha yeni geçmişti...

"O... Bu yılın uykucularından biri miydi?"

Başını salladı adam.

"Bir kaleye ulaşmaya çalışırken ölmüş olmalı. Bu yüzden Kraliçe onu yanına aldı."

Rain bir süre sessiz kaldı, sonra tekrar içini çekti.

Kraliçe Song ölümün üzerinde hakimiyet kurmuştu; bu yüzden onun hakimiyet bölgesinde ölen her şey onun tarafından alınıyordu. Yürüyen ölü hacıları karların arasında görmek nadir bir olay değildi. Bazıları için yolculuk uzun, bazıları içinse kısaydı. Kuzgunyürek'e ulaştıklarında sarayın altındaki buz mağaralarına girer ve Kraliçe'nin hizmetkârı olurlardı.

Kraliçe Song yaşayanların kraliçesiydi ama aynı zamanda ölülerin de kraliçesiydi. Kılıç Bölgesi'ndeki insanların ona alaycı bir tavırla Solucanların Kraliçesi demelerinin sebebi buydu.

Bu lakap saçmalıktan ibaretti elbette. Soğuğun sadece ölülerin dayanabileceği kadar şiddetli olduğu Buz Salonları'nda tek bir solucan bile yaşayamazdı.

... Rain, alınan kızın kaybolduğu yöne bakakaldı. Onu takip etmeli miydi, diye düşündü. Bir hacıyı takip etmek daha güvenliydi çünkü kâbus yaratıkları onlardan uzak durma eğilimindeydi.

Ama sonunda yoluna devam etmeye karar verdi. Ölü kızı görmek içini çok fazla ürpertmişti.

Çünkü hayatını kaybeden uykucu, Rain'e öğretmeninin isteklerine karşı gelerek kâbus büyüsünün bir taşıyıcısı olma konusundaki kendi küstah arzularını hatırlatmıştı. Eğer öyle yapsaydı...

Kendisi de karların içinde donmuş halde yürüyerek mi son bulacaktı?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.