Sadakat Şerefine

Sunny ve Morgan el sıkıştıktan sonra, pek de gizli sayılmayan bu toplantının resmi kısmı sona ermişti. Elbette tartışılacak daha pek çok ayrıntı vardı; İsimsiz Tapınak’a hangi birliklerin yerleştirileceği, konaklamalarının nasıl organize edileceği, iaşelerini kimin sağlayacağı, ilk haritalandırma keşfinin ne zaman başlayacağı ve daha binlercesi... Ancak tüm bunlar, daha sonraki bir tarihte ve bu kadar şaşaalı olmayan bir ortamda karara bağlanabilirdi.

Morgan koltuğuna yaslanıp şarap kadehini kaldırdı ve memnuniyet dolu bir gülümsemeyle konuştu:

"Kendi adıma söyleyeyim, bu durum bir kadehi hak ediyor. Yakında üçümüz omuz omuza savaşacağız, bu yüzden... sadık yoldaşların şerefine. Yolumuz açık olsun."

Nephis tek kelime etmeden şarabından bir yudum alırken, Sunny pişmanlık içinde masaya dik dik bakmakla yetindi.

Onu cezbeden şarap değildi; önünde usta şeflerin elinden çıkmış, abartılı derecede pahalı ve kuşkusuz sonsuz lezzetteki yemeklerle donatılmış gerçek bir ziyafet duruyordu.

Gelgelelim... yüzünde bir maske vardı. Bu yüzden, bu lezzetlerin hiçbirinin midesine inme şansı yoktu.

Kahretsin.

Morgan ona gülümseyerek baktı.

"İçmiyor musunuz, Lord Gölge?"

Sunny bir an kadına sessizce baktıktan sonra şarap kadehini eline aldı.

"Sadık yoldaşların şerefine."

Sunny yerinden kımıldamadı ama arkasındaki duvarda duran gölgesi, şarap kadehinin gölgesini kavradı. Gölge kadehi dudaklarına götürdü ve sanki içiyormuş gibi başını geriye attı. Ardından elini indirip eski konumuna döndü ve Sunny’nin duruşunu kusursuzca taklit etti.

Morgan kahkaha attı.

"Büyüleyici."

Sunny maskesinin ardında gülümsedi.

Gerçekten büyüleyiciydi. Üçü de sadakat şerefine kadeh kaldırıyordu ama her biri ihanet planları yapıyordu.

Morgan şimdilik nazik oynuyordu ancak savaş biter bitmez Gölgelerin Efendisi’ne bir ültimatom verecekti; ya itaat et ya da öl. Sunny, Valor Klanı için savaşacağına dair söz veriyordu fakat savaş nihayete ermeden onlara sırt çevirmeye niyetliydi. Nephis ise itaatkar bir evlat rolü keserken üvey babası olan Kılıç Kralı’nı öldürüp onun Alan’ını gasbetmeyi planlıyordu.

Morgan’ın bu kadeh kaldırma merasimi oldukça komikti. Sunny, Morgan’ın taleplerini bu kadar kolay kabul etmesi üzerine düşünerek kadehini bıraktı. Gerçekten de tek sebep onun Song tarafına geçmesini engellemek miydi?

Tanrımezarı’nda bir kale ele geçirmek, tüm savaşın gidişatını değiştirecek bir hamle olabilirdi. Valor, İsimsiz Tapınak’tan bu kadar kolay vazgeçmezdi. Tabi eğer...

Başını çevirip sessizce yemeğinin tadını çıkaran Nephis’e baktı.

Yapmış olamaz...

Yoksa yapmış mıydı?

Bir süre duraksadıktan sonra kayıtsız bir tonla sordu:

"Neden kalem üzerinde hak iddia etmekte ısrar etmediniz, Leydi Morgan?"

İnsanlar genelde bu tür durumlarda gerçeğin etrafında dolanmayı tercih ederlerdi ama içine kapanık, mesafeli ve tuhaf bir uyanmış aziz rolünü oynamanın da avantajları vardı. Eğer Sunny doğrudan konuya girmek istiyorsa, dilediği kadar açık sözlü olabilirdi.

Morgan bu soru karşısında eğlenmiş göründü.

Nephis’e bir bakış attıktan sonra tatlı bir sesle konuştu:

"Cevap verebilirim ama söylediklerimi başkasıyla paylaşırsanız kan dökülür."

Bu bir tehdit gibi bile tınlamıyordu, sadece bir gerçeği dile getiriyor gibiydi.

Sunny kolay kolay kan dökecek biri değildi, bu yüzden etkilenmedi. Beklentiyle Morgan’a bakmaya devam etti ancak onun yerine Nephis cevap verdi:

"Tanrımezarı’nda bir kale ele geçirmek gerçekten de son derece önemli. Yarışı kazanmayı başaran taraf, hükümdarının gücünü düşmanın üzerine salan ilk taraf olacak. Böyle bir olayın ne kadar mühim olduğunu anlatmama gerek yok. Ama... İsimsiz Tapınak olmasa bile Valor bu konuda hayati bir avantaja sahip."

Sunny, işin nereye varacağını sezerek maskesinin altında kaşlarını çattı.

Nephis şarabından bir yudum daha alıp sakince devam etti.

"O avantaj... benim. Ve Fildişi Kule’m. İnsanlık tarafından fethedilen kaleler arasında hareket edebilen tek kale."

Sunny ona kasvetli bir bakış fırlattı.

Kısa ve soğuk bir sessizliğin ardından sordu:

"Sen aklını mı kaçırdın?"

Nephis gülümsedi.

"Sanki bana bunu daha önce de sormuşlar gibi hissediyorum."

Sunny başını iki yana salladı.

"Fildişi Kule’yi Tanrımezarı’nın göklerine mi taşımayı planlıyorsun? Canına mı susadın, küle mi dönmek istiyorsun?"

Kız bir an duraksadı, sonra omuz silkti.

"Bu gerçekleşmeden önce onu yere indirmeye çalışacağım. Her halükarda, kalenizi kendinize saklamak istediniz Lord Gölge, bedeli de buydu. Artık İsimsiz Tapınak sizin olabilir, Kılıç Alanı’nın ise Tanrımezarı’nda tutunma şansı var."

Morgan kıkırdadı.

"Küçük kız kardeşim haklı. Söylememe gerek yok herhalde, Song planlarımızın ayrıntılarını öğrenmemeli. Ağzınızın sıkılığına güveniyorum, Lord Gölge."

Sunny bu durumun getireceği sonuçları düşünerek bir süre sessiz kaldı.

Lanet olası aptallar...

Demek Nephis bunu onun için kabul etmişti?

Onun adına pazarlık yapmak Neph’in mi yoksa Cassie’nin mi fikriydi? Neden bu kadar düşüncesizce davranıyorlardı?

Bazı şeyleri yeniden tartması gerekecekti. Bölgenin ölümcül doğası göz önüne alındığında, Fildişi Kule’nin Tanrımezarı’ndaki varlığı imkansız görünüyordu; bu yüzden bu ihtimali daha önce ciddiye almamıştı.

Song Klanı’nı çok tatsız bir sürpriz bekliyor gibi görünüyor.

Sunny sessizce düşüncelere daldı.

Bir şeyler söylemek üzereydi ki o anda yer altı odasının huzurlu atmosferi aniden yankılanan gıcırtılı bir zil sesiyle bozuldu. Ses iki yönden geliyordu ve görmezden gelinmesi imkansızdı.

Sunny kaşlarını çattı, bu sesi tanımıştı.

Gerçekten mi? Şimdi mi?

Masanın diğer ucunda Morgan bir an durakladı, ardından zarif bir hareketle ceketinin iç cebinden şık bir iletişim cihazı çıkardı. Aynı anda Nephis de yeleğinin düğmelerini açıp kendi cihazını çıkardı.

İkisi de sessizce ekranları inceledi. Birkaç saniye sonra Nephis cihazını Sunny’ye gösterdi.

Gölgelerin Efendisi uyanık dünyayı terk edip rüya aleminde yaşamaya başladığı için doğal olarak bir cihaza sahip değildi.

Sunny ekrana baktı, ne göreceğini zaten biliyordu.

Ekranda acil durum bildirimi yanıp sönüyordu:

ACİL DURUM UYARISI

ACİL DURUM UYARISI

YAKININIZDA KAPI HAREKETLİLİĞİ TESPİT EDİLDİ

TAHMİNİ VARAL SÜRESİ: ~37 dakika

DERHAL TAHLİYE EDİN!

Otuz yedi dakika...

Kabus Zinciri’nin sona ermesinin ardından Obel Ölçeği çok daha güvenilir hale gelmişti ancak eski istikrarına tam olarak kavuşamamıştı. Otuz yedi dakika, Rain’in okulunun yakınında bir kapı açıldığı zamanki süreden çok daha fazlaydı ama yine de harika bir sonuç sayılmazdı.

Nephis bildirime tıkladı ve ekranda etki alanını gösteren bir harita açıldı. Bir başka dokunuşla yeni bir mesaj belirdi:

TÜM UYANMIŞLARIN DİKKATİNE

ACİL MÜDAHALE TALEP EDİLİYOR

Kapı Kategorisi: 2 (%61 olasılık), 3 (%34 olasılık), DAHA YÜKSEK (belirsiz).

Saldırı Timi Varış Süresi: 14 dakika 44 saniye.

Sunny hafifçe içini çekti.

En azından bu sefer hükümet güçleri kabus kapısı inmeden çok önce orada olacaktı. Felaket kontrol altına alınacak ve sivillerin tahliye edilmesi için bolca vakit kalacaktı.

Ardından Sunny, Morgan’a şüpheyle baktı.

...Bunun olacağını biliyor muydu?

Mantıken bilmesi imkansızdı. Ama yine de her şey biraz fazla tesadüfiydi. Buluşma için bu kadar halka açık bir yer seçmesi kuşkusuz planlıydı; Morgan, Gölgelerin Efendisi’nin Valor’un yanında yer aldığına dair Song’a net bir mesaj göndermek istiyordu.

Bunu duyurmanın, onunla yan yana bir kapıyı temizlerken görülmekten daha iyi bir yolu olabilir miydi?

Üstelik bu, onun gücünü ölçmek için de iyi bir fırsattı.

Bakışlarını hisseden Morgan ekrandan başını kaldırdı ve çaresizce gülümsedi.

"Ah, ne kadar zahmetli. Endişelenmeyin Lord Gölge... kargaşa bitene kadar burada kalabiliriz. Restoran en üst düzey savunma sistemleriyle donatılmıştır ve uyanmış muhafızlar çalıştırır."

Arkasına yaslandı ve rahat bir tavırla ekledi:

"Ya da bilirsiniz... çağrıya yanıt verip hükümetin kapıyı kontrol altına almasına yardım edebiliriz. Bugün misafirimsiniz, karar sizin."

Sunny onun tarafından oynatılıyormuş gibi hissederek kadına soğuk bir bakış fırlattı.

Ancak cevap veremeden Nephis dudaklarını bir peçeteyle sildi ve ayağa kalktı.

Cihazını sakladı, yeleğinin düğmelerini ilikledi ve sakince Morgan’a baktı.

"Ben gidiyorum."

Morgan güldü.

"Küçük kız kardeşim her zamanki gibi hepimize örnek oluyor. Pekala, o halde ben de geliyorum."

Sunny içini çekti ve masadaki onca yemeğe pişmanlık dolu bir bakış attı.

Acaba gizlice bir gölge mi bıraksaydı? Onlar gittikten sonra tüm bu lezzetleri gölge mi aşırsaydı?

Bu düşünceden vazgeçerek sandalyesini geri itti ve o da ayağa kalktı.

Sesi yine kayıtsızdı:

"...Gidelim o halde."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.