Sıradan nezaket cümlelerinin ardından, asıl pazarlık vakti gelip çatmıştı. Ancak Sunny’nin kendini çok fazla zorlamasına gerek yoktu; işin büyük bir kısmını zaten Nephis ve Cassie halletmişti. Ona sadece bu çabaların meyvesini toplamak kalıyordu.
Yine de içinde hafif bir burukluk hissetti.
Bu manzara, Valor ile son pazarlık yaptığı zamanı anımsatıyordu. O gün de Büyük Klan’ı temsilen gelen kişi Morgan’dı. Sunny o zamanlar henüz bir Usta’ydı; Gece Tapınağı’ndaki hadise yüzünden ailenin gözünde mimlenmişti ve ne pahasına olursa olsun onların hizmetkârı olmaktan kaçınmaya çalışıyordu.
Kaderin cilvesi işte, devran dönmüştü.
Bugün ise aksine, Valor’ın safına katılmaya çalışıyordu. Fakat şartlar tamamen farklıydı.
Eskiden Büyük Klan’ın karşısındaki konumu umutsuz denecek kadar aşağıdaydı, bu yüzden pazarlık şansı neredeyse hiç yoktu. Şimdi ise, en azından görünürde, Valor’ın ona olan ihtiyacı, onun onlara olan ihtiyacından çok daha fazlaydı. Haliyle tüm kozlar elindeydi ve şartlarını dilediği gibi dikte edebiliyordu.
Morgan şarabından bir yudum alıp gülümsedi.
“Pekâlâ, Gölge Lordu, durumu netleştirelim. Yaklaşan savaşta Kılıç Etki Alanı ile ittifak kurmaya niyetlisiniz. Bizim tarafımızda savaşacak ve ordularımıza elinizden gelen en iyi şekilde yardım edeceksiniz. Bu arada, kız kardeşimin Tanrımezarı’ndan döndüğündeki hayranlığına, hatta büyülenmiş haline bakılırsa, yetenekleriniz gerçekten görülmeye değer olmalı.”
Yanında oturan Nephis, ifadesini zerre bozmadan duruyordu.
Yine de Sunny, onun kadehinin sapını daha sıkı kavradığını fark etti ve maskesinin ardında sırıttı.
Morgan devam etti:
“Ancak babama sadakat yemini etmeyi reddediyorsunuz. Ayrıca Hisarınızın tek sahibi olarak kalmakta ısrarcısınız ki bu çatışma ortamında elinizdeki en değerli varlığın o olduğunu biliyorsunuzdur. Dahası, Valor Klanı’nın bütünüyle bir anlaşma değil, sadece kız kardeşimle kişisel bir sözleşme yapmaya yanaşıyorsunuz. Doğru mu anladım?”
Sunny başıyla onayladı.
“Kesinlikle.”
Morgan tekrar güldü.
“Ah, gerçekten… Eğer gerçeği bilmeseydim, küçük kız kardeşim hakkında pek de masum olmayan düşünceler beslediğinizi sanırdım, Gölge Lordu. Öyle bir niyetiniz… yok, değil mi?”
Sunny istifini bozmadan yanıtladı:
“Şu an için hayır.”
Nephis ona sakin bir bakış attı. Morgan cevap veremeden, Sunny aynı mesafeli tonda ekledi:
“Duyduğuma göre Valor Klanı, Gece Hanedanı’na bir evlilik ittifakı teklif etmiş ama o genç Aziz sizi reddetmiş, Lady Morgan. Söylentiler doğru mu merak ediyorum.”
Kullandığı kelimeler ucu açık, yoruma müsaitti. Reddedilen Valor Klanı mıydı, yoksa bizzat Morgan mı?
Kadının gülümsemesi keskinleşti, ses tonu asık bir hal aldı:
“Söylemeliyim ki… meşhur bir münzeviye göre oldukça iyi haber alıyorsunuz, Gölge Lordu.”
Şu ana dek, varlığından haberdar olacak kadar güçlü olan herkes onun kimliğini merak ediyor olmalıydı. Gölge Lordu kadar güçlü biri yoktan var olmuş olamazdı; özellikle de Soylu Klanlar, onun alelade biri olduğuna asla inanmazdı. Soy ağacına ve kökenlere haddinden fazla değer veriyorlardı ki kendi başarıları düşünülürse bu pek de haksız sayılmazdı.
Sunny’nin bildiği kadarıyla, geçmişi hakkındaki en popüler teori, zamanında Melez lakabıyla tanınırken de kulaklarını tırmalayan o iddiaydı: Gece Hanedanı’nın kurucusu Gecegezen ile skandal bir bağı olduğu. Bazıları onu Şarkı Etki Alanı’ndan sürülmüş biri sanıyor, bazıları ise Kılıç Etki Alanı’ndaki bir Soylu Klan’ın piç oğlu olduğundan emin görünüyordu.
Dünyanın gerçeklerine daha hâkim olanlar ise onun gizemli üçüncü Hükümdar Asterion tarafından gizlice yetiştirildiğinden, belki de onunla aynı yok edilmiş uç fraksiyondan geldiğinden şüpheleniyordu.
Sunny, mümkün olduğunca çok spekülasyon yapmalarını istiyordu. Hayal güçleri ne kadar vahşileşirse, gerçekten o kadar uzaklaşacaklar ve aynı zamanda zihinlerindeki imajı o kadar derinleşecekti.
Morgan başını sallayıp gülümsedi.
“Her neyse… Önemli değil. Babama sadakat yemini etmenize gerek yok. Hisarınızı da kendinize saklayabilirsiniz. Elbette karşılığında bazı tavizler vermenizi bekleyeceğiz.”
Sunny maskesinin altında kaşlarını kaldırdı.
Morgan’ın taleplerine boyun eğeceğini tahmin etmişti ama bu kadar kolay olacağını beklememişti.
Anvil’i kralı olarak kabul etmemesi yutulması kolay bir lokmaydı. Şu an Kılıç Kralı’nın onun sadakatinden ziyade gücüne ihtiyacı vardı; Sunny, savaş bitene kadar Kılıç Etki Alanı’nın bir parçası olmadan bağımsızlığını koruyabilirdi. Bu çok da sorun değildi; zira savaş bittiğinde ve Anvil dünyayı fethettiğinde, dikbaşlı bir Azizi boyun eğmeye zorlamak ya da onu ortadan kaldırmak bir sorun teşkil etmeyecekti.
Eğer savaş kaybedilirse zaten ölmüş olacaktı, dolayısıyla sorun da kalmayacaktı.
Ancak Hisar meselesinde Valor’ın Adsız Tapınak’ın mülkiyeti için daha sıkı dövüşeceğini düşünmüştü. Sonuçta bu, savaş daha başlamadan Kılıç Etki Alanı’nı Tanrımezarı’nın derinliklerine yaymak için kaçırılmayacak bir fırsattı.
Herhalde hizmetlerimi Şarkı Klanı’na sunmamdan gerçekten çekiniyorlar, diye düşündü.
Ya da işin içinde başka bir bit yeniği vardı. Bunu sonra Cassie’ye sorması gerekecekti.
Şimdilik ise…
Sunny sessizce Morgan’a baktı, ardından hiçbir duygu belirtisi göstermeden konuştu:
“Bunu duymak güzel. Ne gibi tavizler?”
Kadın, parmaklarını birbirine kenetleyip çenesini ellerine yaslayarak ona baktı.
“Kız kardeşimin size bildirdiği gibi, savaş her iki klanın da ölü tanrının omuzlarında kaleler inşa etmesiyle başlayacak. Oradan göğüs kafesine doğru daha derinlere ilerleyecek, yavaş yavaş Tanrımezarı’nı fethedecek ve Oyuklar’daki Hisarları arayacağız. Bu süreçte elbette düşmanı oyalamak için birbirimizle amansızca savaşacağız.”
Sunny, devam etmesi için başıyla işaret verdi.
“Hisarın mülkiyeti sizde kalsa da orayı Valor Klanı birliklerinin kullanımına açmanız gerekecek. Kısacası, orada Uyanmış ve Ustalardan oluşan, nispeten küçük ama seçkin bir birliğin garnizon kuracağı ikincil bir kale oluşturacağız. Elbette çapalarını oraya yerleştirmeleri ve Geçit’ten faydalanmaları gerekecek… ama anlaşmamız gereği hiçbir Aziz olmayacak.”
Gülümsedi.
“Tanrımezarı’nın derinliklerinde işlevsel bir üsse sahip olmanın ne kadar büyük bir avantaj olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Sadece keşif sürecimizi hızlandırmakla kalmayacak, aynı zamanda Şarkı Klanı’na iki koldan baskı yapma fırsatı bulacağız; bu da onları yan hatlarını korumak için önemli bir güç ayırmaya zorlayacak… Tabii ikmal yollarının kesilmesini istemiyorlarsa.”
Sunny bunu bir an düşündü ve onayladı.
“Kabul edilebilir.”
Morgan devam etti:
“İkincisi, Azizlerimize Oyuklar boyunca güvenli geçitler oluşturmalarında yardım etmeli ve yerel topografya hakkındaki bilginizi paylaşmalısınız; ele geçirilmemiş Hisarların muhtemel yerleri, güçlü Kabus Yaratıklarının avlanma bölgeleri ve Tanrımezarı’nda yaşayan ubelerin genel özellikleri dahil. Bu bilgilere önceden sahip olmak, savaş çabalarımıza şüphesiz büyük katkı sağlayacaktır.”
Sunny başını yana eğdi.
Oyuklar’a girmek tehlikeliydi ama kaçınılmazdı. Böyle bir şart bekliyordu zaten.
“Kabul ediyorum.”
Kadın gülümsedi ve şarap kadehini alıp kırmızı dudaklarına götürdü.
“Ve son olarak, bir müttefikten beklenecek diğer her şey. Düşmana karşı genel savaşlara katılacak, cephenin size düşen kısmından sorumlu olacaksınız ve saire. Sizin gibi bir savaşçının rüştünü ispat etmekten çekinmeyeceğine güveniyorum.”
Sunny maskesinin ardında gülümsedi.
“Kimseye bir şey kanıtlama derdim yok ama peki. Bu şartlar bana uyar.”
Morgan başıyla onaylayıp elini uzattı.
“Keşke herkesi ikna etmek bu kadar kolay olsa. O halde gelecekte sizinle çalışmayı dört gözle bekliyorum, Gölge Lordu.”
Sunny onun elini tutarken içinde hafif bir hayal kırıklığı hissetti.
Bu kadar mıydı? Biraz sönük kalmamış mıydı?
Burada dünyayı yeniden şekillendirecek, tüm insanlığı kaosa sürükleyecek ve potansiyel olarak yok edecek bir savaştan bahsediyorlardı.
Yine de konuştukları kelimeler ne kadar da sıradandı.
Ama öte yandan, belki de insanlığın kaderi her zaman gösterişli odalarda, kapalı kapılar ardında, çok az insan arasındaki bu kuru konuşmalarla belirlenmişti.
Gülümsedi.
“Ben de geleceği dört gözle bekliyorum.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.