Savaş tarzı ne demekti?
Yolu yürüyen her savaşçıya göre bu sorunun cevabı değişirdi.
En alt seviye göz önüne alındığında, savaş tarzı, dövüşçüye meydanda ayakta kalabilecek kadar beceri kazandırmayı amaçlayan adımlar ve hareketler bütününden ibaretti. Savaşçıyı her türlü olası çatışma senaryosuna hazırlayan, eline o durumlardan sıyrılmasını sağlayacak araçlar veren bir pratikler silsilesiydi.
Dünyada sayısız savaş tarzı vardı. Kimisi kitlelere öğretilir, kimisi ise üstün yetenekli dövüşçülerin kişisel alışkanlıklarından ve kendilerine has reflekslerinden doğardı. Bazı tarzlar güce dayanır ve rakibi ezmeyi hedeflerdi. Bazıları hızı ve hassasiyeti öne çıkarırdı. Bazıları ise sarsılmaz bir savunma kurup kontratak yapmak için o mükemmel anı beklemeyi esas alırdı.
Derin bir kavrayışla inşa edilmiş sapasağlam savaş tarzları da vardı, dövüşün temel kurallarını hiç anlamadan alelacele uydurulmuş zayıf olanları da.
Fakat tüm bunlar gerçek bir savaş sanatının sadece en yüzeysel kısmıydı. İnsan, özünü kavramadan da bir savaş tarzını uygulayabilirdi ancak bu şekilde o tarzda ustalaşması asla mümkün olmazdı.
Daha yüksek bir seviyede ise savaş tarzı sadece hareketlerden ibaret olmaktan çıkıp biçimsel bir felsefeye dönüşürdü. Artık konu sadece beden değil, aynı zamanda zihindi. Bir tarzda gerçekten ustalaşmış birinin, dövüşü yöneten kurallar hakkında belli bir kavrayış seviyesine ulaşmış olması gerekirdi. Her bir hareketin neden var olduğunu ve neye hizmet ettiğini bilen biri, önceden belirlenmiş hamle kalıplarına köle olmazdı. Aksine, karşılaştığı her duruma anında doğaçlama bir karşılık üretebilirdi.
Eğer tüm hareketler doğaçlama yapılabiliyorsa, o zaman farklı savaş tarzları arasındaki fark neydi? Cevap felsefeydi. Doğaçlama gelişen bu hamlelerin şeklini ve yönünü belirleyen, onlara kılavuzluk eden o birleştirici ilke, yani düşünce ekolü ve baskın iradeydi.
İşte bu yüzden, hem bedenine hem de zihnine tamamen hükmeden ustalar arasında bile hâlâ amansız bir güçle, hızlı bir hassasiyetle ya da sabırlı bir temkinle dövüşenler, yani farklı bir iradenin izinden gidenler vardı.
Gerçek savaş ustaları onlardı.
Sunny çok uzun zaman önce onlardan biri, hatta en iyilerinden biri haline gelmişti.
Ancak artık bir aziz olduğu için önünde yepyeni bir ufuk açılmıştı.
Çünkü bedenin ve zihnin ötesinde, sadece seçilmiş az sayıda varlığın ulaşabileceği üçüncü bir aşama daha vardı.
Ruh.
Değişmiş...
Nephis ile çeliğin vahşi dansında çarpışırken Sunny hayretler içinde kalmaktan kendini alamadı. Nephis her zaman kılıç konusunda tam bir dahi olmuştu. Onu herkesten daha iyi tanıdığı için bu dövüşün zorlu geçeceğini zaten biliyordu.
Ne de olsa Nephis de tıpkı kendisi gibi tekniğini mükemmelleştirmek için dört koca yıla sahipti. Valor'un öncü şampiyonu olarak sayısız savaştan geçmişti. Ayrıca yükseliş gücüne de tamamen kavuşmuş, onu nefes almak kadar doğal bir şekilde kullanmayı öğrenmişti.
Bir aziz bambaşka bir kulvardı ve onlarla aşağısındakiler arasındaki fark sadece saf güçten ibaret değildi. Sunny bu uçurumu Nephis ile birlikte Zalim Diş'e karşı savaşırken zaten biraz olsun görmüştü fakat ancak kendisi de yükseliş mertebesine ulaştığında bunun asıl sebebini tam olarak kavrayabilmişti.
İnsan yükseliş yolunda ne kadar ilerlerse, ruh özü üzerindeki kontrolü de o kadar incelikli hale geliyordu. Ustalar zaten dövüş sırasında bedenlerini bilinçli ve etkili bir şekilde güçlendirmek için bu özü kullanmakta son derece becerikliydiler fakat azizler bu ilkel öz tekniklerini tamamen yeni bir seviyeye taşıyabiliyorlardı.
Bu yüzden, kapsamlı bir öz tekniği, gerçekten yüce bir savaş sanatının ayrılmaz bir parçasıydı. Her yükselmiş savaşçının kendine has bir yönü olduğu için de her öz tekniğinin tek bir kullanıcıya özel olarak tasarlanması gerekiyordu. Böyle bir teknikte uzmanlaşmanın yarattığı fark gerçekten göz kamaştırıcıydı ve sadece bu bile azizleri savaş alanında çok daha ölümcül kılıyordu.
Ama hepsi bu kadar değildi.
Her yükselmiş savaş sanatı benzersiz olduğu ve tek bir kullanıcıya göre şekillendiği için atılması gereken bir adım daha vardı. O da her yeteneği dövüş tekniğiyle kusursuz bir şekilde harmanlayarak bütünü tamamlamaktı.
Yükselmiş bir savaş sanatı; bedenin, zihnin ve ruhun dövüş tekniğiyle tamamen bütünleşmesini gerektirirdi.
Gerçek adını kaybetmek Sunny'nin gölge dansında ustalaşmasını çok daha zorlaştırmıştı. Bu yüzden son dört yıldır kendini tamamen kişisel ve yükselmiş bir savaş sanatı geliştirmeye adamıştı. İlkelerini çoktan belirlemişti ve şimdi bu ilkeleri güçlü rakiplere karşı dövüşerek çelik gibi dövüyordu.
Ve bu süreçte...
Bir sonraki ustalık seviyesinin ne olabileceğine dair küçük bir ipucu yakaladığını hissetti.
Azizler kendi içlerine kapalı, dünyadan bağımsız varlıklar değillerdi. Ruhları bedenlerinden daha genişti; dünyayla ve dünyayı yöneten temel kanunlarla temas halindeydi. Dünyanın bazı yönleri onları kucaklarken, bazı yönleri ise dışlardı. İşte bu yüzden yükselmiş varlıklar, kendi elementlerinde oldukları sürece dünyanın ruh özünü emebiliyorlardı.
Sunny için bu element gölgeydi. Aziz Tyris gibi biri için gökyüzü, belki de fırtına bulutlarıydı. Nephis gibi biri içinse... Tahmin bile edemiyordu. Işık olabilir, alev olabilir ya da diğer varlıkların ruhlarında özlem uyandırmak gibi daha soyut bir şey olabilirdi.
Bu yüzden... Beden, zihin ve ruhtan sonra gelen şeyin dünya olduğunu tahmin ediyordu. Dünyanın kendisini savaş sanatına dahil etmek, onu muhtemelen en üstün savaş sanatı yapardı. Tabii bu noktada buna hâlâ bir savaş sanatı denip denemeyeceğinden, hatta böyle bir şeye nasıl ulaşılacağından bile emin değildi.
Her halükarda, diğer yükselmiş savaşçıların dövüş tarzlarına tanık olmak ve bunları bizzat deneyimlemek için yanıp tutuşuyordu. Onlardan bir şeyler öğrenmek, belki de bu üstünlük yoluna dair daha fazla şey kavramak istiyordu.
İşte bu yüzden Nephis ile dövüşmek onun için bulunmaz bir nimetti.
Yani... Sırf onu özlediği için bu çarpışmayı uzatıyor falan değildi. Kesinlikle değildi.
İnsanlığın en önde gelen kılıç dahisi, kendi kazanımlarını çalmasına bu kadar cömertçe izin verirken neden bu düelloyu erkenden bitirsin ki?
Anladım... Şimdi anlıyorum. Hayır, aslında hiçbir şey anlamıyorum...
Neredeyse göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşen saldırı yağmurunu savuşturan Sunny, aynı zamanda bu saldırıların bir sonraki hamlesini belirlemesine izin vermemek için canını dişine takıyordu. Nephis'in anında kurduğu sayısız tuzaktan kaçınırken onun hareketlerini, özünün akışını ve gölgesinin aldığı biçimi dikkatle izledi.
Çok geçmeden, kendine bir şeyi itiraf etmek zorunda kaldı.
Bu kız son dört yıldır neyle uğraşıyordu böyle? Bu... Bu da ne? Gerçekten anlaşılması imkansız!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.