Reading About Nothing

BAŞLIK: Dokumanın Kayıp Parçaları

İlgisini çeken ikinci kısım o kadar da edebi değildi ama Sunny’nin iştahını çok daha fazla kabartmıştı. Çünkü orada diğer iblislerden, en çok da o gizemli Kader İblisi’nden bahsediliyordu.

Rünlerde şunlar yazılıydı:

Tanrılar tüm canlıları yarattı ama yarattıkları her canlı ilahi bir soy taşımıyor. Sadece tanrılardan doğanlar ve onların soyundan gelenler bu güce sahip. Peki tanrılar neden biz yedimizin soy üretmesini yasakladı? Neden yalnızlığa mahkum edildik?

Boşlukta uyuyan Unutulmuş Olan’ın soyundan geldiğimiz için mi?

Boşluk nerede, Kapı nerede? Dokumacı oraya nasıl girdi ve ne gördü?

Dokumacı neden tanrıların iradesine karşı gelip bir soy yaratmaya karar verdi?

Kan, kemik, et. Ruh, töz, zihin. Ve gölge.

Tanrılar bu günahı keşfedecek ama keşfedemezler.

Çünkü Dokumacı bir soy yaratmış olsa da bir soya sahip değil. O soy kaybedildi ve kaybedilecek, bu yüzden de hiçbir zaman Dokumacı’nın elinde olmadı. Hiç var olmamış bir şey için kimse cezalandırılamaz.

Bir parça hayale gitti, bir parça korku içinde kayboldu. Bir parça huzura gitti, bir parça karanlıkta yitti. Bir parça kedere gitti, bir parça çürümeye yüz tuttu. Ve son parça, bir hırsız tarafından çalındı.

Dokumacı’nın başkaldırısı kendisi gibi ele avuca sığmaz. Ama benimki farklı olacak.

Sunny gözlerinde macera ateşiyle bir süre rünlere dik dik baktı.

En küçük kardeş olan Nether, kendisi ile en büyükleri olan Dokumacı arasındaki farkı tartıyor gibiydi. İkisi de tanrılara başkaldırmaya karar vermişti ama yolları farklıydı.

Tanrılar tüm canlıları yarattı ama sadece onlardan doğanlar ilahi bir soy taşıyor...

Görünüşe göre Dokumacı ikincisinin, Nether ise birincisinin peşinden gitmişti.

Ama daha da önemlisi...

Dokumacı’nın soyu.

Sonunda Dokuma’nın geri kalan parçalarını öğrenmişti. Zaten Kan Dokuması, Kemik Dokuması ve Ruh Dokuması’nı bulmuştu. Geriye Et, Zihin, Töz ve Gölge Dokumaları kalıyordu.

Gölge Dokuması!

Acaba bunu içine çekmek, Kan Dokuması’nın arsızca yuttuğu Gölge Tanrısı’nın soyunun yerini doldurur muydu?

Ve eğer yedi parçanın hepsini toplamayı başarırsa, Dokumacı’nın kırık soyu kendini tamamen onarıp ona tüm gücünü bahşeder miydi?

Sunny, Dokuma’nın neden bu kadar çok parçaya ayrıldığını nihayet anlamıştı. Dokumacı, kaderin dokusuna saçarak onun varlığını tanrılardan gizlemişti.

Parçalarının kaybolması zaten kaderinde vardı, bu yüzden Dokumacı onlara hiçbir zaman sahip olmamış gibiydi. Keder içinde kaybolmaya mahkum olan parça, Sunny’nin Unutulmuş Olan’ın mezarının yakınında bulduğu Ruh Dokuması’ydı. Çürümeye mahkum olan parça ise burada, Abanoz Kule’de bulduğu Kemik Dokuması’ydı.

Bir hırsız tarafından çalınmaya mahkum olan parça ise Uğursuz Hırsız Kuş’un dölünü öldürdüğü için Kabus Büyüsü’nün ona verdiği Kan Dokuması’ydı.

Nether bu rünleri kazıdığı sırada Unutulmuş Olan henüz hayattaydı, Dokumacı ise kolunu kaybetmemişti. Demek ki Kader İblisi bu olayları çok önceden görmüştü... Belki de kaderin dokusuna uzanıp Dokuma’nın parçalarını onun iplerine bizzat bağlamıştı.

Tanrıların gözlerinden kaçmak için insanın yaratıcı olması gerekiyordu.

Peki ya diğer dört parça nereye gitmişti? Sunny rünlere tekrar baktı.

Bir parça hayale gitti, bir parça korku içinde kayboldu. Bir parça huzura gitti, bir parça karanlıkta yitti...

Birkaç dakika düşündükten sonra döndü ve iblislerin kalelerinin gösterildiği haritaya gözlerini dikti.

Hayal, korku, huzur, karanlık. İmgelem, Dehşet, Sükunet, Alınyazısı?

Dokuma’nın geri kalan dört parçası Bastion, Ravenheart, Fırtına Denizi ve Yeraltı Dünyası’nda bir yerlerde miydi?

İçini birden Bastion’a gidip bunu kendi gözleriyle görme arzusu kapladı.

Ancak... Bu arzu hızla söndü.

Bastion’a, Ravenheart’a ve Fırtına Denizi’nin dalgaları üzerinde süzülen Gece Hanedanı’nın o devasa kalesine geri dönmek, insanlığın kaynayan kazanına yeniden atlamak demekti.

Sunny oradan daha yeni kaçmıştı. Neden geri dönsün ki?

Yeraltı Dünyası daha iyi bir seçenekti... Ama aynı zamanda intihar demekti. Sunny henüz Boş Dağlar’ın derinliklerine inecek durumda değildi. Yükseliş’ten sonra gücü patlama yapmış olabilirdi ama gerçek karanlık, gölgelerin doğal düşmanıydı. Orada, o sarp zirvelerin altında, karanlığın hüküm sürdüğü bir diyar vardı...

Sunny orada neredeyse çaresiz kalırdı. Kör, zayıf ve müttefiksiz.

Bir Ölüm Bölgesi’ne meydan okuduğunu hayal edebilirdi ama Yeraltı Dünyası’na asla.

Boş ver o zaman.

Büyük bir hayal kırıklığıyla başını çevirdi ve o kısma bir daha bakmamaya çalıştı.

Belki bir gün. Gelecekte.

İlgisini çeken üçüncü kısım ise tesadüfen Boş Dağlar ile ilgiliydi.

Ama... Garip bir kısımdı.

Rünlerde şunlar yazılıydı:

Boşluk’u ne zapt edebilir? Hiçbir şey.

Tanrılar boşluğu çevrelemek için hiçbir şeyi kullandı ve arzu kafesini onun üzerine yerleştirdi.

Kafesin ince olduğu yerlerde, hiçbir şey dikişlerden sızar. Yeraltı Dünyası da hiçbir şey ile sarmalanmış böyle yerlerden biridir.

Sis gibidir.

Ancak...

Sisin içinde kimse var olamaz.

Hiçbir şey Boşluk’u zapt edemez ve onun içinde kimse yaşamaz.

Kimseden sakınırım, hiçbir şeyden korkarım.

Sunny okudukları karşısında tamamen şaşkına dönmüştü, ilk başta yanlış çevirdiğini düşündü. Ama üzerinden bir kez daha geçtikten sonra çevirinin doğru olduğunu teyit etti.

Nether felç mi geçiriyordu yazarken?

Rünleri birkaç kez daha okudu, şaşkınlığı daha da arttı.

Hayır, o saçma sapan şeyler yazacak biri değildi.

Öyleyse bu satırların bir anlamı olmalıydı. Ama hiçbir şey ne anlama geliyordu?

Sunny bu soru üzerinde birkaç gün kafa yordu, ta ki zihninde zayıf bir fikir belirene kadar.

Ya hiçbir şey... Gerçekten somut bir şeyse?

Her şeyin yokluğu değil de, hiçbir şeyin varlığıysa.

Bunu düşünmek bile kafasını ağrıtmaya yetmişti.

Ama bu tam da tanrıların parmağının olacağı bir işe benziyordu. Sonuçta bu varlıklar fikirlerle ve kavramlarla hareket ediyor, koskoca evreni var ederek şekillendiriyorlardı.

Eğer hiçbir şey Boşluk’u zapt edebiliyorsa... Tanrılar gidip onu zapt etmek için kelimenin tam anlamıyla hiçbir şeyi kullanmış olabilirlerdi. Boşluk’u, Boşluk Varlıkları’nın geçemeyeceği bir hiçbir şey tabakasıyla sarmalamışlardı; çünkü onları hiçbir şey durduramazdı. Ve varoluş kafesini de bu tabakanın üzerine indirmişlerdi.

Bu tam tanrılara yakışır bir hareket olurdu, değil mi?

Yine de o hiçbir şey evrene sızıyor gibiydi...

Sis gibi.

Boş Dağlar her zaman tuhaf bir sisle kaplı değil miydi?

Sunny, Boş Dağlar’ın eteklerinde bir sis selinden nasıl kaçtıklarını hatırlayarak gözlerini faltaşı gibi açtı. O zamanlar nedenini bilmeden ondan yayılan korkunç bir tehdit hissetmişlerdi.

Eğer o sis kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey ise... Onları yuttuğunda varoluştan silinirler miydi?

Sunny, Kül Tepe’de sisten çıkıp gelen ve gözlerini açmasını isteyen o tekinsiz yaratığı da hatırladı.

Onun içinde kimse yaşamaz...

Hiçbir şeyden doğan ve onun içinde yaşayan gerçek varlıklar mı vardı yani?

Sırtından aşağı bir ürperti indiğini hissetti.

Alınyazısı İblisi... Hiçbir şeyden sakınır, kimseden korkardı.

Nether aslında hiçbir şeyden çekindiğini ve o sisin içinde yaşayan varlıklardan korktuğunu mu itiraf ediyordu?

Hadi oradan.

Sanki dünya yeterince korkunç değilmiş gibi!

Sunny zaten Kabus Yaratıkları’yla uğraşmaktan yorulmuştu. Bir de tanıdık canavarlardan sonsuz kat daha korkunç olan Boşluk Varlıkları vardı... Şans eseri onlar tanrılar tarafından kilitli tutuluyordu.

Şimdi bir de Hiçbir Şey Yaratıkları mı çıkmıştı? Kimseler mi?

Yok... Bunu kesinlikle kaldıramazdı.

Uykumu alma vaktim geldi.

Başını iki yana sallayıp Abanoz Kule’nin beşinci seviye katından ayrıldı ve odasına döndü.

Çeviri... Büyük ölçüde tamamlanmıştı.

Hangi kısımları anlayabildiğini, hangilerini kavrayamadığını ve hangilerinin Boşluk’tan çok fazla bahsettiğini, yani ne pahasına olursa olsun onlardan kaçınması gerektiğini zaten belirlemişti.

Aşağıdaki Gökyüzü’nde kalmanın bir anlamı kalmıyordu artık.

Belki de bir sonraki durağını düşünmeye başlamanın vakti gelmişti.

Yarın düşünürüm.

Sunny tam uykuya dalmadan önce nereye gideceğini merak etti ve aklına ani bir düşünce geldi.

Artık dünyanın hafızasında var olmadığıma göre, ben de bir Hiçbir Şey Yaratığı mıyım? Bir kimse...

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.