Şehir yavaş yavaş uyanırken Sunny kahvesini bitirdi ve arkasına yaslanıp o son huzurlu anların tadını çıkardı. Pek fazla müdavimi yoktu ama olanlar da yetiyordu. Yakında gelmeye başlarlar, bu da önündeki birkaç saat boyunca epey meşgul olacağı anlamına gelirdi.
Ancak ondan önce…
Kendi gölgesine bir göz attı, bakışları bir anlığına uzaklara daldı.
Ardından kulağına tanıdık bir ses fısıldadı:
Ulu bir iblisi katlettin.
Gölgen güçleniyor.
Bu kendi sesiydi.
Sunny, sol bileğindeki siyah bileziğe parmaklarını sürttü ve yavaşça soluğunu dışarı verdi. Bu bilezik bir süre önce kendi elleriyle yaptığı bir ekipmandı… Büyü’nün en basit işlevlerinden bazılarını taklit eden kaba bir kopyaydı sadece. Leşlerini ilan etmek de bu işlevlerden biriydi.
Yerinde hafifçe kıpırdandı.
“Bu… beklediğimden de iyi gitti.”
Az önce ulu bir iblisi öldürmüştü.
Aslında teknik olarak bunu yapan diğer benliğiydi. Avatarları, gölge kontrolünün menzil sınırlarına tabi değildi, bu yüzden aralarında devasa bir mesafe vardı.
Sunny şu anda aynı anda üç farklı yerdeydi. Asıl bedeni burada, Bastion’daydı; kasvetli gölgenin eşliğinde huzurlu bir hayat sürüyordu. O gölgeyi yanında tutmuştu ki insanlar neden gölgesiz gezdiğini sorgulamasın. İkinci benliği, mutlu gölgenin vücut bulmuş haliydi ve Rain’e göz kulak oluyordu. Son avatarı ise kibirli gölge tarafından canlandırılmış, rüya âleminin en tehlikeli bölgelerinden birinde, çok uzaklardaydı.
Kibirli, arsız, ürkütücü ve deli olanlar bir aradaydı. Aziz, İblis, Yılan ve Kabus da onlara eşlik ediyordu. İlk ikisinin aksine üçüncü Sunny huzur nedir bilmiyordu. Üçü arasında en büyük gücü o kullanıyor, günlerini ebedi bir karanlıkta, dehşet verici ucube yaratıklarla çarpışarak geçiriyordu.
Elbette bu üçü aslında tek bir kişiydi. Yani Sunny tüm bu süre boyunca hem Bastion’da sakin bir sabahın tadını çıkarıyor hem Rain’e refakat ediyor hem de aynı anda o ulu iblisle savaşıyordu.
Ancak yıllar içinde zihnini bölümlere ayırma konusunda o kadar ustalaşmıştı ki en azından üç ayrı hayat yaşıyormuş gibi davranabiliyordu.
“Nihayet geberdi demek.”
Ucubeye ininde saldırmak için neredeyse bir ay süren titiz bir hazırlık yapmıştı. Sunny ağır yaralar almayı bekliyordu ama savaş iyi sonuçlanmıştı. İblisin ölümüyle birlikte tapınağın yakın çevresinde ona meydan okuyacak kimse kalmamıştı.
Sunny bir an duraksadı, sonra rünleri çağırdı. Önünde tanıdık sembollerden oluşan bir alan belirdi… Rünlerin kendisi aynı olsa da görünümleri biraz farklıydı. Sonuçta bu düzeneği tamamen kendisi tasarlamış; büyüyü kendi belleğine, algısına ve siyah bileziğe bağlamıştı. Bu yüzden rün alanının görünüşünü ve hissini kendi zevkine göre değiştirme özgürlüğünü kullanmıştı.
Rünlerde şunlar yazılıydı:
İsim: Sunless.
Gerçek İsim: —
Rütbe: Üstün.
Sınıf: Dehşet.
Gölge Özü: [6/7].
Gölge Parçası: [1591/6000].
Gerçek ismi Ariel’in Mezarı’nda kaybolmuştu ve kaderden sürgün edildiği sürece bir başkasını kazanamazdı. Gölge parçalarına gelince… Son dört yıldır çok yavaş artan o zavallı sayıyı görmek Sunny’nin biraz moralini bozuyordu. Ama bu konuda elinden bir şey gelmezdi.
Aziz olduktan sonra sayısız kâbus yaratığı katletmişti. Döktüğü kan Bastion’ı çevreleyen gölü doldurmaya yeterdi… Sorun şuydu ki ruhu sadece yozlaşmış ve ulu ucube yaratıkları öldürdüğünde güçleniyordu; bunları bulmak kolay değildi, onlardan sağ kurtulmak ise daha da zordu.
Bu yüzden topu topu bin kadarını öldürebilmişti. Elbette birinin, Sunny’nin sadece bin tane yozlaşmış ve ulu kâbus yaratığı öldürdüğü için hayal kırıklığına uğradığını duyması, suratına bir tokat patlatması için yeterliydi. Ancak onun için bu durum, yakın zamanda bir dev olamayacağının işaretiydi; en azından avlayacak gölge yaratıkları bulamazsa.
Maalesef Sunny bunca yıl boyunca tek bir tane bile bulamamıştı. Görünüşe göre gölge yaratıklarının nesli Kıyamet Savaşı sırasında ya da hemen sonrasında tamamen tükenmişti. Düşününce, İblis hariç, yozlaşmış bir gölge yaratığıyla hiç karşılaşmamıştı. Acaba hiç mi yoklardı, yoksa henüz bulamadığı çok uzak bir yerlerde mi kalmışlardı?
Başını iki yana sallayarak tekrar rünlere baktı.
Ekipmanlar: [Gümüş Çan], [Kuklacı Örtüsü], [Sıradışı Kaya], [Sonsuz Pınar], [Dokumacı Maskesi], [Gölge Feneri], [Gölge Koltuğu], [Fahiş Fiyatlı Semer], [Dokumacı İğnesi], [Puslu Pelerin], [Pratik Bilezik], [Cevher İnci].
Burada şaşırtıcı bir şey yoktu. Sunny geçimini ekipman üreterek sağlıyordu ama garip bir şekilde kendisi için çok fazla parça yapmaya acele etmiyordu. Gücü onlarda aramasına gerek yoktu çünkü zaten muazzam bir güce sahipti. Oniks Pelerin ve Ruh Yılanı ile ihtiyaçlarının çoğu karşılanıyordu.
Bu Sunny’nin gelecekte kendisine yeni ekipmanlar dövmeyi planlamadığı anlamına gelmiyordu. Sadece yaratmak istediği şeyler aceleye getirilemeyecek kadar iddialıydı ve dükkânını açalı henüz bir yıl olmuştu.
Şimdilik kendisi için hazırladığı tek ekipman, yok edilen öz incisinin geliştirilmiş bir versiyonu olan Cevher İnci ve Büyü’nün zavallı bir taklidi olan Pratik Bilezik’ti. Ayrıca Ananke’nin Pelerini üzerinde de biraz oynamış, bu süreçte ismini Puslu Pelerin olarak değiştirmişti.
Cevher İnci ve Pratik Bilezik sadece kolaylık içindi ama sonuncusu onun için hayati önem taşıyordu. Ne de olsa Bastion’da sıradan bir usta gibi davranarak yaşamasını sağlayan Puslu Pelerin’di. Eğer insanlar bu mütevazı dükkân sahibinin aslında bir aziz olduğunu öğrenirse… işler karışırdı.
Sunny tekrar rünlere döndü.
Yankılar: —
Gölgeler: [Oniks Aziz], [Ruh Yılanı], [Kâbus], [Gölge İblis], [Harikulade Taklitçi].
Harikulade Taklitçi, Sunny’nin en yeni gölgesine verdiği isimdi; değiştirilmiş Açgözlü Kasa ve Keskin Taklitçi’nin gölgesinden yaratılmıştı. Üçüncü avatarına göndermek yerine Bastion’da yanında tuttuğu tek gölge buydu.
Sebebi ise ona ihtiyaç duymasıydı. Aslında şu an tam yanındaydı…
Dükkânının bulunduğu o mütevazı tuğla kulübe aslında bir kulübe değildi. Kartpostal gibi görünen bir ev şekline bürünmüş Harikulade Taklitçi’nin ta kendisiydi. İçerisi ayrı bir boyuttaydı, bu da Sunny’nin yerin altında pek çok şeyi gizlemesine olanak sağlıyordu.
Evi ayrıca yürüyebiliyor, yüzebiliyor, şekil değiştirebiliyor, davetsiz misafirleri yutabiliyor ve ruh sikkeleri üretebiliyordu. Diğer yeteneklerinin yanısıra.
Sunny, varlığı kader dokusundan silindikten sonra evini kaybetmişti; bu yüzden yeni evinin, gittiği her yerde onu takip edebileceğinden emin olmuştu.
Hafifçe gülümseyerek rünlere bir kez daha göz attı.
Şunlar yazılıydı:
Özellikler: [Gölgelerin Efendisi], [İlahiyat Alevi], [Kan Dokusu], [Kemik Dokusu], [Ruh Dokusu], [Oniks Kabuk], [Kadersiz].
Gölgelerin Ustası, üstünlük aşamasına geçtiğinde Gölgelerin Efendisi’ne dönüşmüştü. Açıklaması ise gayet özdü…
Gölgeler seni hükümdarları olarak tanır.
Bununla birlikte tüm yetenekleri güçlenmiş ve gelişmişti. Gölge kontrolünün menzili artık kırk kilometrenin üzerindeydi ve duyu menzilini de bir o kadar uzağa yayabiliyordu. Belirsiz bir gölge formunda süresiz olarak kalabiliyor ve her bir gölge adımıyla muazzam mesafeler katedebiliyordu. Vahşi gölgeleri dönüştürebildiği formların derinliği ve karmaşıklığı da muazzam ölçüde artmıştı.
Kısacası… Sunny’ye bir yarı tanrı demek mübalağa olmazdı.
Daha doğrusu, üçüncü avatarına yarı tanrı demek. Sunny’nin bu versiyonu ise sadece kafe işleten ve zaman zaman ekipman satan, yardımcı bir veçheye sahip mütevazı bir ustaydı. İnsanların onun hakkında söyleyebileceği tek şey… zararsız olduğuydu.
Kafe işletmekten bahsetmişken, müşteriler yakında damlardı.
Sunny gülümsedi ve rünlere son bir kez baktı.
Veçhe: [Gölge Köle].
Veçhe Rütbesi: İlahi.
Doğuştan Gelen Yetenek: [Gölge Bağı].
Usta: —
Veçhe Yetenekleri: [Gölge Kontrolü], [Gölge Adımı], [Gölge Tezahürü], [Gölge Enkarnasyonu].
Veçhe Mirası: [Gölge Dansı].
Kusur: [Vicdan Rahatlığı].
Alanının en sonunda bir satır daha vardı. Şöyle yazıyordu:
… Hisar: Adsız Tapınak.
Bu kelimeler Sunny’nin Adsız Tapınak denen bir hisara bağlı olduğu anlamına gelmiyordu.
Oraya sahip olduğu anlamına geliyordu. Kendi fethettiği ve hak iddia ettiği hisarıydı.
Üçüncü avatarı oradaydı ve o ulu iblisi öldürmek zorunda kalmasının sebebi de buydu. Bir hisarın efendisi olduktan sonra Sunny bölgesine epey düşkün hale gelmişti.
Tapınağının civarında hiçbir kâbus yaratığının yaşamasına izin yoktu çünkü orada zaten bir uç yırtıcı yaşıyordu. Ölüm bölgesinin şuna dönüşeceği an için hazırlanıyordu…
Neyse, her neyse. Bu üçüncü avatarının derdiydi. Bu Sunny’nin onunla hiçbir işi yoktu.
Rünleri dağıtıp ayağa kalktı ve gerindi.
Dükkânı açma vakti gelmişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.