Rain, yamacında durduğu tepeden şehrin büyük kısmını görebiliyordu.
Kuzgun Kalbi üç farklı bölgeye ayrılmıştı.
Bunların en büyüğü, tüten yanardağın karanlık eteğine yayılmıştı. Volkanın yaydığı sıcaklık, insanları dondurucu soğuktan koruyordu. Milyonlarca sıradan insan burada yaşamaktaydı. Evlerin çoğu siyah taştan inşa edildiği için tüm şehir sanki dağın bir parçası gibi duruyor, ilahi bir varlığın elinden çıkmış devasa bir oymayı andırıyordu.
İkinci bölge, dipsiz bir uçurumun üzerinden uzaklardaki karlı dağa doğru uzanan ihtişamlı bir taş köprünün üzerine kurulmuştu. İlk bölgeye kıyasla çok daha küçük olsa da azımsanamayacak bir büyüklüğe sahipti. O köprü, Kuzgun Kalbi'nin Uyanmış sakinlerinin çoğuna ev sahipliği yapıyordu; nitekim sert soğuğa ve köprü boyunca esen güçlü rüzgarlara yalnızca onlar dayanabiliyordu.
Ve son olarak, büyük köprünün karşı ucunda obsidian camdan yontulmuş gibi duran muhteşem bir saray yükseliyordu. Hava açık olduğunda Kuzgun Kalbi'nin her yerinden görülebilen bu saray, karanlık ve ruhani güzelliğiyle bakanların nefesini kesiyordu.
Kraliçe Song ve klanı burada yaşıyordu. Uyanış dünyasına açılan Kapı da tam olarak buradaydı.
Düş Kapısı ise sarayın tam karşısında, sıradan insanların yaşadığı bölgenin arkasındaki volkanın yamacında yer alıyordu. Daha iyi bir yaşam vaadine kapılan yeni yerleşimciler ve erzak sevkiyatları neredeyse her gün bu kapıdan şehre giriş yapıyordu.
Rain birkaç dakika şehrin manzarasının tadını çıkardı, ardından kapıya doğru seğirtti. Bir an önce sığınağına varıp sıcak battaniyesinin altına girmek için sabırsızlanıyordu.
Tam o şehre dönerken, dışarı çıkmaya hazırlanan birkaç tanıdık yüz gördü. Kapının önünde toplanmış bir grup genç Uyanmış bulunuyordu. Hepsi efsunlu zırhlar kuşanmış, hafıza silahları taşıyordu. Genç adamlar arasında gözlerini ondan ayıramayanlar vardı.
Rain iç çekti.
'Yine mi bu tipler...'
Öğretmeni tek kelime etmedi fakat gölgesinden yayılan o belirgin aşağılamayı neredeyse teninde hissedebiliyordu.
Genç Uyanmışlar'dan biri Rain'e el sallayıp gülümsedi:
"Rain! Avdan mı dönüyorsun?"
Muhabbetten kibarca kaçmanın bir yolunu arayarak duraksadı. Ne yazık ki zihni bomboştu.
Sonunda Rain kendini zorlayarak isteksizce gülümsedi:
"Şey... evet. Son zamanlarda çiftliklerden birine musallat olan Karabasan Yaratığı'nın izini sürdüm. Bir Taş Solucanı'ydı... Öldürdüm, bitti."
Genç adam, Rain'in anlamlandırmakta zorlandığı bir ifadeyle gözlerini ona dikti.
'Neden sürekli bana baka kalıyor ki? Delinin tekiyim işte, biliyorum! Tiksintini bu kadar belli etmene gerek yok!'
Daha da sinir bozucu olanı, adamın son derece yakışıklı olmasıydı... Bütün Uyanmışlar gibi...
O da eskiden kendisi gibi Kuzgun Kalbi'ne taşınan sıradan insanlardan biriydi fakat geçen yıl İlk Karabasan'a meydan okumuştu. Aşağı yukarı aynı yaşta olduklarından birbirlerini eskiden biraz tanırlardı. Ancak şimdi statüleri ve sosyal konumları arasında devasa bir uçurum vardı.
"Yüzümde bir şey mi var?"
Genç Uyanmış öksürerek bakışlarını rahatsız bir tavırla başka yöne çevirdi.
"Y-yok, hayır... Şey, biz de devriyeye çıkıyorduk. Neyse, seni görmek güzel... Ah! Şey... o üzerindeki Taş Solucanı derisi mi? Aslında biraz pul satın almayı umuyordum. Yarın... yarın buluşalım mı dersin? Harcayacak biraz birikmişim var da..."
Rain ona tuhaf bir bakış attı.
Adamın üzerinde tepeden tırnağa efsunlu bir zırh vardı. Görünüşe göre yüksek dereceli bir Uyanmış Hafızası'ydı. Taş Solucanı pulunu ne diye istesindi ki?
Bakışındaki imayı fark eden adam tekrar öksürdü.
"Ah! Bir arkadaşım için. Bir arkadaşıma lazımdı da."
'Mecnun midir nedir...!'
Rain omuz silkti.
"Devriyeye çıkmıyor muydunuz? En az bir hafta dönmezsiniz. Üzgünüm, evimin mezbaha gibi kokmasını istemiyorum, o yüzden deriyi yarın pazarda satacağım."
Genç adamın gözleri açıldı.
"Ha... Doğru ya..."
Kafasını iki yana sallayan Rain, adama hafifçe başıyla selam verip yanından uzaklaştı.
Ancak uzaklaşırken Uyanmışlar'ın kendi aralarındaki fısıltılarını duyabiliyordu:
"Kimdi o? Neden üstünde çöp gibi şeyler var, hiç mi Hafızası yok?"
"Bilmiyor musun? O Deli Rain! Karabasan Yaratıkları'nı avlamaya çıkan sıradan bir kız."
"Ne? Olamaz..."
"Valla öyle. Bu yıl Uyanmış olduğun için bilmezsin. Kuzgun Kalbi'nde bayağı nam salmıştır. Hepimizin toplamından daha fazla mahluk öldürdüğünü söyleyenler bile var... Halen nasıl hayatta kaldığını kimse bilmiyor ama kız yaşıyor işte."
"Yazık lan, kız zır deliymiş..."
"İkiniz de kessin sesinizi!"
"Evet, kapatın çenenizi! Kıza deli deyip durmayın!"
"Duyabilir..."
Rain, arkasında bıraktığı sinir bozucu fısıltılardan uzaklaşarak yoluna devam etti.
Şehir kapılarından geçerken dudaklarını büzüp öğretmenine dert yandı:
"Bu tipler neden sürekli gözünü bana dikip duruyor, sorun çıkaracak yer arıyor ki? Beni kendi halime bırakamazlar mı?"
Öğretmeni hayret dolu bir ses tonuyla karşılık verdi:
"Zaten bilmiyor musun?"
Rain kaşını kaldırdı.
"Neyi?"
Uzun bir sessizlik oldu, ardından öğretmeni kıkırdadı.
"Sana baka kalıyorlar çünkü çok güzelsin! Benim küçük kız kardeşinden daha güzeli var mı bu dünyada!"
Rain kendini tutamayarak kahkahayı bastı. Etraftaki birkaç kişi ona tuhaf tuhaf baktı.
'Doğru ya. Yolun ortasında kendi kendime konuşmak pek akıl karı değil... Özellikle de millet zaten deli olduğumu düşünürken...'
Rain alaycı bir tavırla kafasını salladı.
"Kim, ben mi? Kuzgun Kalbi'nde binlerce kadın Uyanmış var ve hepsi benden kat kat güzel. Uyanmış bir adamın dönüp de bana ikinci kez bakacağını hiç sanmıyorum."
Elbette... Sıradan insanların standartlarına göre fena sayılmayacak bir görünüşü olduğunu biliyordu. Ancak Uyanış'ın bir insanın bedeni üzerindeki etkisi tartışılmazdı.
'Ah... Hepsinin cildi pamuk gibi, pürüzsüz. Elleri nasır tutmamış. Benim gibi feleğin çemberinden geçmiş bir yontulmamışın onlarla yarışması imkansız...'
Gölgelerin içinden öğretmeninin hafifçe alay ettiği duyuldu.
"Tanrılar aşkına. Ne kadar da mankafansın kızım sen?"
Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra aniden soluğu kesildi.
"... Bir dakika. Yakışıklı adamlar kafesi!"
Tekrar uzun bir sessizlik oldu ve ardından derin bir iç çekiş duyuldu.
"Kesinlikle kardeşiz..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.