Kendi Geleceğime Mektup

Büyük Gün Kanadı'nın kasvetli ihtişamından uzaklarda, bundan birkaç gün önce Sunny, kibar bir tebessümün arkasına sığınarak Cassie'ye bakıyordu. Duygularını ele vermemeye özen gösteriyordu.

"Bu arada..."

Genç kadının ses tonu oldukça sıradandı.

"... Doğum günün kutlu olsun."

Saliseler içinde Sunny'nin maskesi çatlayıverdi.

Yüz ifadesi bozulmadı ama gözlerindeki bakış değişti. Bir an için gözleri her zamankinden çok daha derin, çok daha karanlık bir renge büründü. O gözlerde barınan ışık tanımaz derinlik, zararsız bir dükkân sahibinin taşıyamayacağı kadar devasa, soğuk ve kavranılmazdı.

Kalbinde fırtınalar koparken öylece kalakaldı. Ne diyeceğini bilemeyerek bir anlığına afalladı.

Gölgeler huzursuzca kıpırdandı.

Ancak kendini toparlaması uzun sürmedi.

"E, şey, teşekkür ederim. Ama nasıl bildin?"

Mantıksız ama çaresiz bir umut göğsünde tutuşmuş, sağduyusunu yakıp yıkmaya çalışıyordu. Birinin, herhangi birinin onu hatırladığına dair bir umut... Cassie'nin hatırladığına dair. Bu düşünce hem göz kamaştırıcı derecede tatlı hem de acımasızca yakıcıydı.

Fakat bu imkânsızdı. Kadersiz niteliği, koyduğu ismiyle, işini tam yapıyordu. Sunny bu nafile umudu bir kenara itti ve sarsılan ruh halini gizledi.

Yine de bugün doğum günü olduğunu nereden bilmişti?

'Belki... sadece belki...'

Cassie ona dönük duruyor, sessizliğini koruyordu. Yüzündeki gülümseme yavaşça söndü, yerini tuhaf ve ciddi bir ifadeye bıraktı. Gözleri mavi kumaşın arkasında gizli olduğu için Sunny kendini rahatsız hissetti ama bunu dışarı vurmadı.

Düşününce...

Hemen fark etmemişti ama Cassie biraz tuhaf görünüyordu.

Nasıl anlatmalıydı? Biraz... bitkin gibiydi.

Kör kâhinin nefes kesen güzelliğiyle gözü kamaşan bir yabancı bunu elbette fark edemezdi. Fakat Sunny'nin gözünde dengesi bozulmuş gibiydi. Her zaman derli toplu ve düzenli olan kıyafetleri hafifçe kırışmıştı. Soluk altın sarısı saçları bir şelale gibi dökülüyordu ama düzgünce taranmamış gibi duruyordu. Narin yüzünde yorgunluk izleri okunuyordu.

Daha da önemlisi, üzerinde daha önce hiç olmayan huzursuz bir gerginlik vardı. Sanki doğuştan gelen o sakin dengesini kaybetmiş, tam anlamıyla istikrarlı durmuyordu.

Sunny döneli beri kabilenin diğer tüm üyelerini uzaktan da olsa görmüştü ama Cassie'yi ilk kez görüyordu. Kör kâhin epey değişmişe benziyordu.

Genç kadın sonunda başını çevirdi ve görkemli mağazanın yemek salonunu inceliyormuş gibi birkaç adım attı.

"Çok tuhaf. Elime Sunless adında birini bulup doğum gününü kutlamamı isteyen bir not geçti. Üstelik kış gündönümünde. Bu not elime geçeli epey oluyor. Ama işin en tuhaf yanı ne biliyor musun? Notu gönderen... benim. Ve ben böyle bir şey yazdığımı hiç hatırlamıyorum."

Sunny sessiz kaldı, onun konuşmaya devam etmesini istiyordu. Bazen konuşmasını sağlamanın en iyi yolu sessizlik olurdu.

İçindeki o cılız umut ışığı tamamen sönmüştü. Cassie hatırlamıyordu... Ancak hatırlamayacağını önceden tahmin etmiş gibiydi. Bu yüzden Üçüncü Kâbus'tan önce bir araya gelmelerini sağlayacak bir düzen kurmuştu.

Sunny aniden nefesinin kesildiğini hissetti.

Cassie parmaklarını masalardan birinin üzerinde gezdirdi ve başını hafifçe eğdi.

"Sunless oldukça tuhaf bir isim, bu yüzden onu bulmanın zor olacağını düşünmemiştim. Fakat şaşırtıcı bir şekilde... öyle biri hiç var olmamış gibiydi. Ne hükümet veritabanlarında ne Akademi kayıtlarında ne de Büyük Klanlar'ın arşivlerinde. Belki bilmezsiniz Usta Sunless, ama bilgi konusunda oldukça donanımlıyımdır. Hatta bilgi toplama hususunda benden iyisi yoktur bile denebilir."

Sunny başını hafifçe yan yatırdı.

Ah, bilmez olur muydu hiç?

"Bu gerçekten de tuhafmış."

Sesi hoş ve son derece sakindi.

Genç kadın gülümsedi.

"Sunless adında biri Bastion'a ayak bastığınız bu yıla kadar iki dünyada da var olmamıştı. Doğal olarak meraklandım. Ben de hakkınızda biraz araştırma yaptım. Umarım sakıncası yoktur."

Sunny tereddüt etti. Sakıncası olsa bile aklı başında hiçbir Uyanmış, Song of the Fallen'a, yani Büyük Valor Klanı'nın en önemli azizelerinden birine çıkışmaya cesaret edemezdi.

Cassie etrafı süzüyormuş gibi başını sağa sola çevirdi.

"İtiraf etmeliyim ki oldukça büyüleyici bir adamsınız. Sadece gökten zembille inmiş gibi görünmekle kalmıyorsunuz, dükkânınızı Yükselmiş bir İblis'in içine inşa etmişsiniz. Ne kadar da yaratıcı."

Sunny gerildi.

Aslında... bu bir sürpriz değildi. Cassie'nin Gizli Yetenek'i tüm canlıları bir dereceye kadar sezmesini sağlıyordu. Harikulade Taklitçi de bir istisna değildi. Dükkâna yaklaşır yaklaşmaz onun ne olduğunu anlamış olmalıydı.

Yine de hiç istifini bozmadan Yükselmiş bir İblis'in boğazından içeri adım atmıştı. Kendine güveninden miydi yoksa umursamazlığından mı? Sunny emin olamadı.

Hafifçe öksürdü.

"Ah. Şey, neden olmasın ki? Evim sizinki gibi uçamıyor belki ama en azından yürüyor. Bayağı kullanışlı."

Asıl önemli soru şuydu... Genç kadın ona baktığında ne görüyordu? Dokumacı'nın Maskesi çok uzaklarda, Tanrı Mezarı'ndaydı. Sisli Pelerin varlığını gizleyebilse de kehanetleri engelleme konusunda onun kadar güçlü değildi.

Yine de Sunny endişelenmedi. Cassie'nin yeteneklerinin kader iplerini sezme ve o ipler titrediğinde bunu anlama becerisine dayandığından neredeyse emindi. Artık kendisiyle bağlantılı hiçbir kader ipi kalmadığına göre, genç kadının gücü ona sökmezdi.

Cassie, Sunny'nin düşüncelerini doğrularcasına sakince konuştu:

"Sana baktığımda ne hissettiğimi biliyor musun peki? Hiçbir şey. Tamamen boş bir karaltı gibisin."

Sunny kaşını kaldırdı.

"Doğum gününde bir erkeğin duymak isteyeceği türden bir şey değil bu, Azize Cassia."

Genç kadın onun sözlerini duymamış gibi aynı tonla devam etti:

"Ama bu mükemmel. Tam da aradığım şey bu. Ah, Usta Sunless... Bu söylediklerime hiç şaşırmadığına bakılırsa yeteneklerim hakkında tuhaf derecede bilgi sahibisin. Her ihtimale karşı söyleyeyim... Eskiden geleceği görebiliyordum."

Sunny bu sözler karşısında şaşırarak bir an duraksadı.

"... Eskiden mi?"

Cassie başıyla onayladı.

"Evet. Üçüncü Kâbus'tan sonra bu yeteneğim tamamen altüst oldu. Sadece benimki de değil... Kadere yüksek yatkınlığı olan tüm Uyanmışlar geleceği sezme yetilerini kaybetmeye başladı. Zaten sayıca çok fazla değiliz. Sanki kaderin kendisi bir kaosa sürüklenmiş gibi."

Sunny kendini zorlayarak sahte bir tebessüm takındı.

"Ne korkunç."

Genç kadın zihni başka yerdeymiş gibi bir süre sessiz kaldı. Sonra, sesinde belli belirsiz bir rahatlama ile konuştu:

"Evet. Gerçekten çok korkunçtu. Dört yıldır hiçbir sonuca ulaşamadan bunun sebebini bulmaya çalışıyordum. Bu yüzden kendime gönderdiğim anlaşılan o mektup, bana yardım edebileceğini düşündürdü. En azından benim delirdiğimi düşünmeyecek birini..."

Cassie durakladı, ardından ona doğru dönerek gergin bir sesle sordu:

"Usta Sunless... Sana dünyada insan şeklinde bir boşluk olduğunu söylesem tepkin ne olurdu?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.