Nephis üzerinde pek de dikkat çekmeyen sivil kıyafetler vardı... Gerçi Rüya Kapıları ortaya çıktıktan sonra moda o yöne evrildiği için kıyafetlerinde orta çağ esintileri seziliyordu. Eskiden sadece Köklü Aile mensupları, o da yalnızca özel günlerde böyle giyinirdi. Fakat artık Yeni Queensland’in zengin bölgelerinde pelerin, yelek ve gambeson giymiş insanlar görmek şaşırtıcı değildi.
Neph’in tertemiz kıyafet takımı, figürünü mükemmel şekilde saracak şekilde dikilmişti. Saf beyazlar içindeydi; yarım omuz pelerini altın sırmalarla işlenmişti. Pelerin, kalkan kullandığı kolunu örtüyor, kılıç kullandığı kolunu ise serbest bırakıyordu. Her haliyle büyük bir klanın prensesi nasıl olması gerekiyorsa tam da öyle görünüyordu; ağırbaşlı bir ölçülülükle ihtişamı harmanlayan, nefes kesici bir güzellik.
Varoşların kirli ve ıssız manzarasında buraya ait değilmiş gibi duruyordu. Ya da daha doğrusu... Onun yanındayken varoşlar yersiz duruyordu.
Nephis etrafına bakınırken, Sunny hareketlendi ve derin gölgelerin arasından sıyrılıp karanlık ile ışığın sınırında durdu.
"Leydi Nephis."
Kadın ona döndü, ardından birkaç adım atıp hafifçe eğilerek selam verdi.
"Lord Gölge, sizi beklettiğim için özür dilerim."
Sonra başını hafifçe yana eğip onu inceledi. Gözlerini kısa bir süre oniks zırhında gezdirdi, ardından ifadesiz maskesine dikti.
Kısa bir sessizlikten sonra Nephis sordu:
"Kıyafetlerinizin uyanık dünya için biraz uygunsuz olduğunu düşünmüyor musunuz?"
Sunny maskesinin ardında gülümsedi, ardından çenesini hafifçe kaldırdı.
"Neden? Bence oldukça iyi görünüyorum. Sizce de öyle değil mi?"
Bu soru onu irkiltmiş gibiydi. Elbette yüzündeki sakin ifadeyi bozmadı, şaşkınlığından tek bir iz bile dışarı sızmadı ama Bastion’da onunla vakit geçirdikten sonra Sunny, kadının duygularını okumayı yavaş yavaş yeniden öğreniyordu.
Nihayetinde konuştu:
"Farklı... göründüğünüz kesin. Sanırım."
Ses tonu dümdüzdü.
Sunny maskesinin ardında sırıttı, göz çukurlarındaki karanlık ise soğuk ve gizemli kalmaya devam etti.
Dürüst olmak gerekirse, maskenin yüz hatlarını gizlemesinden memnundu. Son zamanlarda Bastion’da Nephis ile çok vakit geçirmişti ve bu anların çoğu o kadar duygusal ve yoğundu ki, sakin bir maske takınmak yük ile işkence arasında bir yerlerdeydi. Duygularını dizginlemeye çalışmaktan ya da her şey ters gittiğinde onları saklamaktan yorulmuştu.
Mesafeli Gölge Lordu rolünü oynamak bir nebze olsun rahatlama sağlıyordu.
Başını salladı.
"Siz de göz kamaştırıcı görünüyorsunuz, Leydi Nephis."
Kadın ona garip bir bakış attı.
Sunny hafifçe gülmek istedi ama kendini tuttu. Bir önceki hatasını hatırlayarak, Ki Song’un kızının onunla kıyaslanamayacağını eklemeyi bir an düşündü. Ancak meseleyi derinlemesine tarttıktan sonra, Nephis’e onları hiç hatırlatmamanın daha bilgece olacağına karar verdi.
"Gidelim mi?"
Kadın lüks araca işaret etti ve yolcu kapısına doğru yürüdü.
Aracın içi de dışı kadar görkemliydi. Koltuklar gerçek Kabus Yaratığı derisiyle döşenmiş, kaplamalarda ve aksamlarda doğal ahşap kullanılmıştı. Hatta çeşitli içeceklerin bulunduğu soğutmalı bir bar ve ikramlarla dolu bir masa bile vardı.
Sunny bir anlığına soğutmalı bara bakıp yapısını incelemeye daldı. Tamamen elektrikli miydi yoksa büyü teknolojisi mi kullanılmıştı? Eğer öyleyse, ne tür bir büyüydü?
O düşüncelere dalmışken araç yumuşak bir şekilde hareket etti.
"Doğru ya, tam olarak nereye gittiğimizi sormayı unuttum."
Sanki zihnini okumuş gibi Nephis sakin bir tonla cevap verdi:
"Yaşlılar şartlarınızın çoğuna şaşırtıcı derecede açıktı. Yine de birkaç ayrıntının daha tartışılması gerekiyor. Valor Klanı’nın bir temsilcisiyle buluşup nihai anlaşmaya varacağız."
Sunny ona sessizce dik dik baktı.
Bu araç, çok özlediği Gergedan’dan çok daha küçüktü ama yine de çoğu sivil araçtan daha genişti. Bu yüzden aynı koltukta oturmalarına rağmen Nephis maalesef biraz uzaktaydı.
Biraz daha yakın otursa ölür müydü sanki?
Düz bir sesle sordu:
"Siz Valor Klanı’nın bir temsilcisi değil misiniz, Leydi Nephis?"
Kadın belli belirsiz gülümsedi.
"Öyleyim. Ancak klanı benden daha çok temsil eden insanlar var."
Bundan sonra her ikisi de bir süre sessiz kaldı. Araç varoşlardan çıkıp Yeni Queensland’in devasa bariyerlerini geçti; alışılagelmiş muayene prosedürlerini tamamen atladılar. Büyük Klanlar en ayrıcalıklı sınıfların bile çok üzerindeydi, bu yüzden onlarla bağlantısı olanlar pek çok kolaylıktan faydalanıyordu.
Tabii tüm bunlar biraz ironikti.
Lüks araç, Nephis’in giydiği sıcak tutan kıyafetler... Hepsi de onlar gibi insanların isteyerek sürdürdüğü bir maskeli baloydu. Aslında kadının kış soğuğunda pelerin giymesine gerek yoktu, çünkü hiçbir dünyevi soğuk bir Aziz’e huzursuzluk veremezdi.
Araca gelince... Nephis uçabilir, Sunny ise Gölge Adımı ile muazzam mesafeleri aşabilirdi. Dahası, her ikisi de bu aracın gidebileceğinden çok daha hızlı koşabilirdi. Dolayısıyla araç kullanmanın pek bir mantığı yoktu.
Birkaç dakika duraksadıktan sonra sordu:
"Neden bu kadar sıkı giyindiniz?"
Kadın ne demek istediğini anlamış gibi göründü ve hafif bir gülümsemeyle omuz silkti.
"İnsan hissetmeme yardımcı oluyor."
Sunny başını yana eğdi.
Haklıydı. Bu maskeli balonun basit bir rahatlıktan öte bir amacı vardı.
Ancak kendisi burada savaş zırhına bürünmüş halde oturuyordu. Tavrı ve eylemleri bu tür geleneklere aykırı görünüyordu... Peki, Nephis onun hakkında ne düşünüyordu? İnsan olmadığını mı, yoksa insan gibi hissetmeyi umursamadığını mı?
Sunny, yolcu tarafını sürücü kabininden ayıran bölmeye döndü. Arabayı kimin sürdüğünü göremese de gölgesini duyabiliyordu. Tanıdık bir gölgeydi; Ateş Muhafızları’ndan birine aitti.
Araç ayrıca düzgün bir şekilde zırhlanmıştı ve ses yalıtım malzemeleriyle donatılmıştı, bu yüzden muhtemelen özgürce konuşabilirdi.
Birkaç dakika tereddüt ettikten sonra sordu:
"Önceki konuşmalarımızdan birini düşünüyordum."
Nephis meraklı bir ifadeyle ona baktı.
"Öyle mi?"
Sunny kayıtsızca önüne bakmaya devam etti.
"Eğer birisi bir Hükümdar’ı öldürmek istiyorsa, kendisinin de bir Hükümdar olması gerektiğini söylemiştiniz. Farazi konuşuyorum elbette. Gerçekten başka bir yolun olmadığına mı inanıyorsunuz?"
Kadın sakin görünüyordu. Ama zaten hep öyle görünürdü.
... Tabii işin içinde Effie yoksa.
Uzun bir sessizliğin ardından Nephis bakışlarını kaçırdı ve başını salladı.
"Bu sadece bir gereklilik değil, aynı zamanda kabul edilebilir tek yol."
Sunny ne demek istediğini bildiği için bir şey söylemedi. Hükümdarlar... Gerçekten de arkalarını sağlama almışlardı.
Nephis içini çekti:
"Şu an iki Etki Alanı’nda yaşayan yüz milyonlarca sıradan insan var. Sayıları her geçen gün artıyor. Her yıl uykusuna yatanların sayısı da artıyor ama olması gerektiği kadar değil. Çünkü Hükümdar Kapıları’ndan biri aracılığıyla Rüya Âlemi’ne girenler, İlk Kabus’u yaşama zorunluluğundan korunuyorlar. Kendi Etki Alanlarının sınırlarını terk etmedikleri sürece, Büyü onları çağırmayacak."
İfadesi karardı.
"Peki, bir Hükümdar düşerse ve Etki Alanı çökerse ne olur? Tüm o sıradan insanlar anında Büyü tarafından ele geçirilir. Kayıplar korkunç olur ve Rüya Âlemi’ndeki filizlenen insan medeniyeti yok olur. Böyle bir sonuçtan kaçınmanın tek yolu, düşen kişinin yerini başka bir Yüce’nin alması ve yıkılanın harabeleri üzerinde yeni bir Etki Alanı’nın yükselmesidir."
Sunny’ye kasvetle baktı:
"Görüyor musunuz Lord Gölge? Bana bir Hükümdarla nasıl savaşacağımı sormuştunuz. Bir Hükümdarı öldürmek son derece zordur ama imkansız değildir... Asıl can sıkıcı olan, onu vicdanımın elvereceği bir şekilde öldürmek. Siz benzer endişeler taşımıyor olabilirsiniz ama... Bir yanım taşıdığınızı söylüyor. Yani anlayacağınız, sunduğunuz o farazi durumda Yüce bir varlığa dönüşmek sadece yapılması gereken değil, yapılması zorunlu olan şeydir. Başka türlüsünü ne kabul ederim, ne de edebilirim."
Konuşmasını bitirdiğinde araç durdu.
Nephis gülümsedi.
"Ama artık böyle korkunç konuları tartışmayalım. Geldik."
Sunny başıyla onayladı ve araçtan çıkmaya hazırlandı. O sırada umursamaz bir tavırla sordu:
"Kiminle buluşuyoruz?"
Nephis kapıyı açıp dışarı çıktı, ardından arkasına bakmadan konuştu:
"Söylememiş miydim? Kız kardeşimle buluşuyoruz..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.