Görkemli Pazaryeri’ne geri döndüğünde Sunny, yemek salonunun tam ortasında öylece kalakalmıştı. Yüzü buz kesmişti.
Bastion sokakları çoktan karanlığa gömülmüş, etrafı huzurlu bir sessizlik sarmalamıştı.
Bir süre sonra başını eğip kasvetli gölgesine baka kaldı.
“Tüm bunları… hayal etmedim, değil mi?”
Gölge de ona bakıp omuz silkti. Yine de garip bir şekilde keyfi yerinde görünüyordu.
“Belki de?”
Hayır… Nephis az önce kesinlikle buradaydı. Tabağı hâlâ masanın üzerindeydi ve bardağı neredeyse ağzına kadar su doluydu.
Sadece burada olmakla kalmamış, üstelik Sunny şimdi onun için ruh bağlı bir kılıç yapmaya söz vermişti.
Yüzü yavaş yavaş soldu.
“...Ben ne yaptım?!”
O an her şey son derece mantıklı ve kurnazca gelmişti. Sadece Neph’in yardımıyla Bağlı büyüsünü kopyalama hırsını gerçekleştirmekle kalmayacak, kız aynı zamanda kendi rızasıyla Transandant savaş sanatının sırlarını ona açacaktı.
Bu siparişten kazanacağı yüklü miktardaki parayı saymıyordu bile. Ama şimdi, Sunny tam bir panik içindeydi!
Neden onunla vakit geçirmek için bu kadar ısrar etmişti ki? Mütevazı bir dükkân sahibinin yapması gerekenin tam tersini yapmıştı! Tek görevi Nephis’ten mümkün olduğunca uzak durmak ve sakin, huzurlu bir hayat sürmekti.
Şimdiyse, sadece birkaç gün içinde Sunny bir şekilde hem Nephis hem de Cassie ile birbirine dolanmıştı. Nasıl olduysa olmuştu işte.
“Planın bir parçası bu değildi!”
Ama aslında… o kadar da kötü değil miydi?
Mevcut durum planlarına ne kadar aykırı olsa da Sunny kendini gülümserken buldu.
Aslına bakılırsa, yaşadığı paniğe rağmen o da en az kasvetli gölgesi kadar neşeliydi.
Hatta bu neşe o kadar fazlaydı ki Ravenheart’taki ikinci kopyası şu an mutlu bir melodi mırıldanıyordu… Bu da Rain’in ona tuhaf tuhaf bakmasına neden oldu.
Sunny mırıldanmayı aniden kesti.
“...Hadi buyur.”
Yapacağını yapmıştı bir kere!
Ertesi sabah Sunny, uykulu halinden pek sıyrılamamış olan Aiko’ya Değişen Yıldız’ın dün akşam geç saatte dükkâna uğrayıp bir Hafıza siparişi verdiğini söyledi.
Minyon kız bir an ona baka kaldı, sonra kısık bir sesle sordu:
“Hadi canım? Başka kim geldi? Noel Baba da uğradı mı?”
Bu yabancı ismi duyan Sunny kaşlarını çattı.
“Aziz Claus mu? O da kim? Kılıç Diyarı’nda yeni bir Transandant mı var?”
Aiko sadece başını sallayıp uzağa baktı.
“Boş ver. Yani diyorsun ki hem Cassie hem de bizzat Değişen Yıldız Görkemli Pazaryeri’ni ziyaret etti, ama ikisi de seninle baş başa vakit geçirmek için benim gitmemi bekledi. Doğru mu anladım?”
Sunny birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
“Yani, kulağa biraz tuhaf geliyor ama evet. Temelde durum bu.”
Kız başıyla onayladı.
“Tabii. Neden olmasın? Şaşırmamam gerekirdi aslında.”
Bu noktada Sunny bozulmaya başlamıştı.
“Sorun ne? Sevineceğini sanmıştım! Yakında bir yığın ruh parçası alacağız!”
Aiko esnedi.
“Evet… harika. O zaman bana sağlam bir bonus vermeyi unutma.” Ses tonu onu yalnız bırakmasını söylüyordu ama Sunny’nin geri adım atmaya niyeti yoktu.
“Gerçekten doğru! Pastamı bile övdü!”
Minyon kız sessizce tavana doğru süzüldü. Sunny kafa karışıklığı içinde ona baka kaldı.
“Ne yapıyorsun sen?”
Aiko alaycı bir tavırla cevap verdi:
“İçkileri kontrol ediyorum. Daha dün envanter sayımı yaptım, ben gittikten sonra ne kadar mideye indirdiğini anlamayacağımı sanma sakın…”
Sunny kollarını iki yana açtı.
“Patronunla böyle mi konuşuyorsun?!”
Kız burun kıvırdı.
“Özür dilerim. Ben gittikten sonra ne kadar mideye indirdiğini anlamayacağımı sanma sakın, patron.”
Başını iki yana sallayan Sunny, birkaç küfür mırıldanarak sabah müşterileri için hazırlıklara girişti.
Birkaç gün durağan bir huzurla geçti. Görkemli Pazaryeri’nde pek bir hareketlilik yoktu, bu yüzden Sunny sadece Ateş Muhafızları’nın onunla iletişime geçmesini bekledi.
İşin komik tarafı, Gölgelerin Efendisi de aynı durumdaydı. Valor klanının yaşlıları onunla nasıl pazarlık yapacaklarını tartışmakla vakit öldürüyorlardı, bu yüzden beklemekten başka yapacak bir şeyi yoktu.
Sadece Ravenheart’taki kopyası meşguldü; zira o ve Rain, Uyanmış canavarı avlamak için plan yapmanın ilk aşamalarındaydılar.
Birkaç gün daha geçti ve Sunny, yemek salonundan gelen tabak sesleriyle irkildi. Ocaktan başını kaldırıp ellerini sildi ve neler olduğunu kontrol etmeye gitti.
Mutfaktan çıktığında karşılaştığı manzara, Aiko’nun yüzüstü yere yapışmış olduğuydu. Girişte yeni bir müşteri duruyordu; güneş ışığı omuzlarından süzülüyor ve narin figürünü aydınlatıyordu.
Müşteriler sessiz bir hayranlık içinde ona baka kalmıştı.
Nephis ise bu sırada gözlerinde hafif bir şaşkınlıkla yere bakıyordu:
“Aiko… iyi misin?”
Yine sivil kıyafetler içindeydi; bu kez o suçlu yazlık elbiseyi şık beyaz bir pantolon ve üzerine oturan siyah bir bluzla değiştirmişti.
Minyon kız boğuk bir küfür mırıldanarak yavaşça yerden kalktı.
“Ah, evet… Gayet iyiyim Leydi Nephis. Şey… sizi buraya getiren nedir?”
Aynı soru Sunny’nin de kafasındaydı. Cassie’nin onunla telepatik olarak iletişim kurmasını ya da belki de Ateş Muhafızları’ndan birinin bir davetiye getirmesini bekliyordu. Nephis’in bizzat gelmiş olması oldukça tuhaftı. O kadar boş vakti mi vardı?
Aslına bakılırsa… muhtemelen vardı, Valor klanı yaşlılarının bir karar vermesini bekliyordu. Tıpkı Gölgelerin Efendisi’nin beklediği gibi. Ama bu yine de neden Görkemli Pazaryeri’ne geldiğini açıklamıyordu.
İçten içe dumura uğrayan Sunny, Nephis’in göremeyeceğinden emin olarak yanlarına yürüdü ve Aiko’ya kibirli bir bakış attı.
Ardından hoş bir ifadeyle kıza döndü.
“Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Müessesemizi bu kadar yakında tekrar ziyaret etmenizi beklemiyordum, leydim.”
Nephis bir an sessiz kaldı, sonra mesafeli bir tavırla konuştu:
“Geçen sefer başladığımız tartışmaya devam etmek için buradayım. Ah, bir de…”
Yüz ifadesi yine o sarsılmaz ciddiyetini koruyordu.
“Biraz susadım. Bana biraz çay ikram eder misiniz? Ve yanında yiyecek bir şeyler… pasta olabilir…”
Sunny’nin gülümsemesi bir an için sarsıldı.
İçini çekti.
“Korkarım şu an pastamız yok. Ama!” Çenesi hafifçe havaya kalktı.
“Vaffel’larımın uğruna ölünecek kadar iyi olduğu söylenir. Lütfen buyurun, oturun… birazdan yanınızda olacağım.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.