Buz Üstünde Ölüm Dansı

Rain buzun üzerine adım atmaya hazırdı ki içinden bir ses adeta çığlık attı. Belki arkasından gelen seslerdeki o belirsiz değişim, belki de rüzgarın akışındaki o ufacık sapmaydı buna sebep olan.

Belki de bilinçaltı, etrafında doğal olmayan bir şekilde süzülen gölgeyi fark etmişti.

Sebebi ne olursa olsun, bedenini yere atmadan önce salise bile tereddüt etmedi. Deneyimli bir savaşçı asla içgüdülerinin kölesi olmazdı ama onları görmezden gelmeyi de aklından geçirmezdi.

Nihayetinde bir savaşçının içgüdüsü; sayısız antrenman saatinin ve zengin muharebe tecrübesinin bir ürünüydü. Onu hayat kurtaran bir araca dönüştürmek için kan, ter ve gözyaşı dökülmüştü.

Rain hamlesini yaptı ama tam o anda böğrüne kör edici bir acı saplandı.

Havada kendi ekseni etrafında dönüp buzun üzerine çakıldı ve yuvarlanarak darbenin etkisini kırmaya çalıştı. Bir an sonra zaten ayaklanmıştı; elindeki kargıyı düşmanıyla kendi arasında bir kalkan gibi tutarak geriye doğru kaydı.

Dudaklarının arasından boğuk bir inilti döküldü.

Avcı, o ucube savaş baltasını çeviriyordu; ağır, yeşil bıçağına birkaç damla kan bulaşmıştı.

Kahretsin.

Rain hasarı kontrol etmek için kısa bir an aşağıya göz attı. Ciddi bir şey yoktu; balta sadece sıyırıp geçmiş, kaburgaları boyunca uzun bir kesik bırakmıştı. Fakat bir parça daha yavaş olsaydı, baltanın darbesi onu bir kütük gibi ikiye yarardı.

Yine dikiş işi çıktı…

Biraz saçmaydı ama aldığı yaradan ziyade üzerindeki kıyafeti onarmak zorunda kalacağı için canı sıkılmıştı. Bedeni, üzerindeki bu eski püskü kıyafetten çok daha dirençliydi sonuçta.

“Seni piç…”

Bu sözler ağzından çıkar çıkmaz iblis bir adım öne atıldı.

Aniden etrafı derin bir sessizlik kapladı. Avcı, zırhlı botlarını kara gömerek geniş düzlüğe girdi. Aynı anda Rain, bu devasa figürün karşısında geriye doğru çekildi.

Korkunç bir yırtıcı ve onun çaresiz avı gibiydiler; yırtıcı ölümcül bir atılım için hazırlanıyor, av ise kendini kurtarma ümidiyle boş yere dikenlerini dikleştiriyordu. Elindeki ağır kargı normalde Rain’e güven verirdi ama donmuş ormanın bu dehşet verici ustası karşısında, kargı sanki kırılgan bir söğüt dalından farksızdı.

Hadi, biraz daha yaklaş.

Onu bataklığın derinliklerine çekmesi gerekiyordu.

Ancak Rain’in sinirini bozacak şekilde, bu hilkat garibesi buzun üzerine adımını atar atmaz durdu. Miğferinin içindeki o karanlık, alaycı bir tavırla hareketlendi ve baltasını kaldırıp ona doğrulttu.

Lanet olsun sana!

İblis en az kendisi kadar zekiydi. Görünüşe bakılırsa, hain bataklığı gizleyen o ince buz tabakasının kendisi için ne büyük bir tehdit oluşturduğunu hemen anlamıştı.

Rain aslında bunu bekliyordu.

Karanlık bir gülümsemeyle geriye çekilmeye devam etti, her geçen saniye aradaki mesafeyi açıyordu.

İblisler zekiydi ama tüm Kabus Yaratıkları gibi onlar da tamamen çıldırmıştı. Rain isterse arkasını dönüp savaştan çekilebilirdi. Peki, bir Avcı eline düşürdüğü bir insan ruhunun kaçıp gitmesine izin verir miydi?

Hiç sanmıyordu.

Nitekim donmuş bataklığın kıyısında iblisin parmakları seğirdi. Rain’in tenini ürperten sessiz bir bakışın ardından vahşi bir hırıltı koyuverdi.

Bir canavarın hırlayan ağzını andıran miğferin içinden yükselen bu ses, tehditkârdan da öteydi.

Rain’in ağzı bir anda kurudu.

“… Gerçekten mi? Vay canına, gel al beni o zaman.”

İblis baltasını yere vurarak toprağı titretti ve bir adım daha attı.

Buz tabakası çatlamaya başlarken altlarından yankılı, melodik bir ses yükseldi.

Kendini hazırladı.

Bir sonraki an, Avcı akılalmaz bir hızla ileri atıldı. Devasa gövdesi havayı yırtarken rüzgar uğuldadı, o korkunç balta ölümcül vuruşu indirmek için havaya kalktı.

Her şey çok hızlı oldu.

İblis tam ilerlerken ayağı buzun içine gömüldü ve bir anda aşağı doğru çöktü. Sanki bir patlama olmuşçasına siyah sular ve buz parçaları havaya uçuştu; Rain bataklığın sarsıldığını hissetti.

Yüzüne soğuk su damlaları çarptı.

Elbette sadece suyun Avcı'yı yavaşlatmaya yetmeyeceğini biliyordu.

Sıradan bir insan, suyun ağırlığına karşı mücadele ederken çaresiz kalırdı ancak uyanmış bir iblis, böylesi bir yükü hiç çaba sarf etmeden üzerinden atacak kadar güçlüydü. Kıyıdan bu mesafede su ancak Avcı'nın beline geliyordu, bu yüzden kısa bir duraksamanın ardından ilerlemeye devam etti.

Yine de…

Burası bir göl ya da nehir değildi. Ayaklarının altında zemin yoktu, sadece kadim bataklığın o hain balçığı vardı. Bu hilkat garibesi batma tehlikesinin üstesinden gelmeyi başarsa da… Şimdilik… Hızı yine de kesilmişti.

Dahası, o buzun içine düştüğü anda Rain çoktan harekete geçmişti.

Avcı daha dengesini toparlayamadan, kargasının ağır ucu miğferine darbeyi indirmişti bile.

Bu saldırıda gözünü hırs bürümesine izin vermedi. Deneyimli dövüşçüler arasında açgözlülük; kibir ve kötü şansın hemen ardından gelen üçüncü en büyük ölüm sebebiydi. İblisin yüzüne sert bir darbe indirdikten sonra Rain hemen geri çekildi ve uzağa sıçradı.

Tam zamanında yapmıştı; bir salise sonra iblisin baltası az önce durduğu yeri ıslık çalarak yalayıp geçti ve buzu parçalara ayırdı.

Bu saldırı, sıradan birinin görüp tepki verebileceğinden çok daha hızlıydı. Rain tehlikeyi önceden sezip geri çekilmeseydi, oracıkta can verirdi.

Yan tarafı soğuk bir acıyla yanıyordu ama bu acı zihnini daha da keskinleştiriyordu. Kalbi düzenli bir tempoyla atıyor, tüm vücuduna kan pompalıyordu. Kasları canlanmış gibiydi; bedeni hafif, tetikte ve enerji dolu hissediyordu.

Bu, o kadar yüksek bir odaklanma ve farkındalık haliydi ki çok uzun sürmesi imkansızdı.

“Bakalım hangimiz gerçek iblismiş…”

Kargasını savuran Rain sırıttı ve çatlayan buzun üzerinden uzaklaştı; gözleri çoktan bu çıldırmış ucube bir darbe daha indirmek için açık aramaya başlamıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.