Çok geçmeden ayrıldılar.
...Kısa bir süreliğine tabii.
Sunny kadınlar hakkında pek bir şey bilmiyor olabilirdi ama Nephis'i hemen o an randevuya çıkarmaya çalışmaması gerektiğini bilecek kadar tecrübesi vardı. Ne de olsa kadınların kendilerine has, gizemli adetleri ve ritüelleri vardı. Üstünü başını temizlemesine, o ev kıyafetlerinden sıyrılıp üzerinde daha şık duracak bir şeyler giymesine fırsat vermeden onu bir yere davet etseydi, tüm kadın sülalesinin nefretini kazanırdı.
Gerçi üzerindeki o hafif kıyafetler bile onu fazlasıyla çekici göstermeye yetiyordu. Pek açık saçık sayılmazlardı ama vücudunun her bir...
"Aklını bulandırma!"
Her halükarda, bu kısa ayrılık onun da işine gelmişti. Nephis hazırlanmak için Fildişi Adası'na dönerken, Sunny de alelacele birkaç şeyi yoluna koymaya çalıştı. Yaklaşık bir saat sonra, bir elinde o tanıdık piknik sepetiyle nehir kıyısındaki iskelede bekliyordu.
Burada, Hisar'da emrine amade iki bedeninin olması tam bir kutsamaydı. Aksi takdirde asla zamanında hazırlanamazdı. Sadece plan yapmakla kalmamış, aynı zamanda romantik bir kaçamak için enfes bir yemek de hazırlamak zorunda kalmıştı. Bedenlerinden biri şehrin içinde ve dışında koştururken, diğeri mutfakta ter döküyordu.
Neyse ki her şeyi tam zamanında yetiştirmeyi başarmıştı.
Sunny, içindeki hafif heyecanı bastırmaya çalışarak, bulutların arasında süzülen Fildişi Kule'nin o zarif siluetine bakmaktan kendini alamadı. Neredeyse gökyüzünden, güneş ışıklarından bir pelerinle süzülerek inen güzel bir figür görmeyi bekliyordu... Ancak buluşacakları yer yüzünden, Nephis çok dikkat çekmemeyi tercih etmişti.
Yıldız Kovanı tüm o göz alıcı ihtişamıyla kalabalık bir caddeye inseydi, yaratacağı tantana hiç de azımsanacak gibi olmazdı. Bu yüzden sıradan bir insan gibi bir ara sokaktan çıkıp yürüyerek yanına geldi.
Tabii yine de büyük bir yankı uyandırdı. Bir Aziz, öylece görmezden gelinebilecek biri değildi... Hele ki Nephis sıradan bir Aziz hiç değildi. Üzerinde sade, beyaz bir yazlık elbise vardı, hiçbir takı takmamıştı ama yine de göz kamaştırıyordu. Yoldan geçenler onun güzelliği karşısında büyülenmişti, gayriihtiyari birçok baş ona doğru dönmüştü.
Sunny, bugün bu güzelliğin sadece kendisi için olduğunu bilerek kalbinin teklediğini hissetti.
Nephis yüzünde hafif bir tebessümle yaklaşırken, kulağına hafif ve melodik bir çınlama çalındı. Sunny ona randevunun adresi hakkında pek bir şey söylememişti, sadece suyla bir ilgisi olacağını belirtmişti. Bu yüzden Nephis, Büyük Nehir'de suyun üzerinde rahatça hareket edebilmek için kullandığı o tanıdık gümüş halhalları çağırmıştı.
Sunny ona bakarken gülümsemeden edemedi.
Nephis yanına gelip durdu ve hafif bir tonla sordu:
"Eee, Usta Sunless... Beni nereye götürüyorsun?"
Bir an tereddüt etti.
Uyanık dünyada dışarıda kış hüküm sürüyor, karlı sokakları amansız bir soğuk kasıp kavuruyordu. Ama burada, Hisar'da hala yazdı. Tüm şehir kavurucu bir sıcağın altında kavruluyordu.
İnsanlar gölgede o kızgın güneşten kaçacak bir sığınak arıyor, serinletici içeceklerin hayalini kuruyordu. Tabii ki Aziz olarak hem Sunny hem de Nephis bu bunaltıcı havayı görmezden gelebilirlerdi... Ama bu, vücutlarını serinletmenin o tazeleyici hissinin tadını çıkarmayacakları anlamına gelmiyordu.
Gülümsedi.
"Bir sahile."
Nephis başını hafifçe yana eğdi.
"... Bir sahile mi?"
Sunny başıyla onayladı.
"Kulağa biraz aptalca gelebilir... Ama aslında hep bir sahile gitmenin hayalini kurmuştum. Sadece, büyüdüğüm yerde hiç sahil yoktu... Aslında uyanık dünyada geriye hiç sahil kaldı mı ondan da pek emin değilim."
Bir an duraksadı ve ardından gülümseyerek ekledi:
"Ama Hisar'dan çok uzak olmayan bir yerde bir sahil olduğunu öğrendim. Bu yüzden... Benim bir düşümü gerçeğe dönüştürmekten herhalde rahatsız olmazsın, Leydi Nephis?"
Nephis ona hafif bir keyifle baktı.
"Nasıl reddetmeye cüret edebilirim ki? Hayal kurmaktan vazgeçtiğini söylediğini hatırlıyorum. Neyse ki kendine yeni bir tane bulmuş gibisin, bu yüzden onu gerçekleştirmana yardım etmekten memnuniyet duyarım."
Nephis'in dudaklarının kenarı yukarı doğru kıvrıldı ve takılan bir edayla ekledi:
"Yine de... Sadece beni mayoyla görmek istemediğinden emin misin, Usta Sunless?"
Sunny ona ciddi bir ifadeyle baktı.
"Seni sadece mayoyla görmek istemediğime yemin edebilirim."
Sesi son derece ciddiydi... Ama "sadece" kelimesinin üzerine hafif bir vurgu yapmıştı.
Nephis güldü.
"Öyle diyorsan. Peki... Bu sahile nasıl gidiyoruz?"
Sunny kolunu ona uzattı.
"Beni takip et."
Nephis koluna girdiğinde, onu iskeleye doğru yönlendirdi.
Ayna Gölü'nü besleyen birkaç nehir ve gölden doğan tek bir nehir vardı. Bu nehir, Şark Diyarı'nın tamamından akan o büyük Gözyaşları Nehri kadar görkemli değildi ama yine de derin ve gürdü. Menzili de aynıydı; güneye, Fırtına Denizi'ne doğru akıyordu.
Hisar, Fırtına Denizi'ne Kuzgunyürek'ten çok daha yakın ve güneyde olduğu için nehir çok uzun değildi. Aynı sebepten ötürü oldukça tehlikeli de olabiliyordu; insan ruhlarının kokusuna kapılan güçlü deniz canavarları bazen nehir ağzından girip yukarılara kadar yüzebiliyordu.
Yine de Dagonet Hanesi'nin Kalesi, Hisar ile deniz arasında durduğu için asla Ayna Gölü'ne ulaşamazlardı. Derinliklerden gelen o güçlü hilkat garibeleri, nehir kalesini aşmaya çalışırken her zaman can verirdi.
Buna rağmen, Hisar ile kale arasındaki nehir yolu tamamen güvenli sayılmazdı. Ancak Sunny, Rüya Alemi'nin bu ehlileştirilmiş bölgesinde hiçbir şeyin kendisi ve Nephis için ciddi bir tehdit oluşturamayacağına karar vermişti. Zaten dışarıda onlara meydan okuyabilecek çok az şey vardı.
Onun önemsediği şey, nehrin biraz aşağısında, vahşi bir sahilin bulunmasıydı. Güzel, huzurlu ve tenha bir yerdi... Sıcak bir yaz gününde randevu için mükemmel bir köşeydi.
Nephis'i götürmek istediği yer burasıydı.
Rıhtıma bağlanmış, burunları ejderha ve yılan şeklinde oyulmuş birkaç ahşap uzun gemi duruyordu. Dagonet Hanesi'ne ait bu drakkarlar, nehri devriye gezmek ve Fırtına Denizi'nden gelen ticaret gemilerini korumak için kullanılıyordu. Nehir kalesine ve etrafında büyüyen kasabaya erzak taşımak için kullanılan birkaç mavna da vardı.
En önemlisi de, orada birçok küçük nehir teknesi bulunuyordu.
"Teşekkürler, Aiko..."
Sunny, sahibinden önceden kiraladığı teknelerden birine doğru Nephis'i yönlendirdi. Tekne, iki kişinin ve az bir yükün sığabileceği büyüklükteydi; kıç tarafında tek bir çift kürek vardı.
Nephis merakla tekneye baktı.
"Nehirde yelken mi açacağız?"
Sunny bir an tereddüt etti, sonra çaresizce gülümsedi.
"Şey... Daha çok nehirde kürek çekeceğiz diyelim mi? Tabii ki kürekleri ben çekeceğim. Neden, beğenmedin mi?"
"Aiko'yu öldürmeli miyim acaba? Birazcık olabilir."
Nephis önce tekneye, sonra nehre ve en sonunda tekrar ona baktı.
Nihayetinde gülümsedi.
"Hayır. Bayıldım."
Sunny rahat bir nefes aldı. İç çeker
"Aiko yaşayabilir. Acaba maaşına zam mı yapsam?"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.