Şafağın Ardında

Kafası nihayet rahatlayan Sunny, dokuma işine geri dönebildi. Alacakaranlık Tacı sayesinde özünün tükenmesinden endişe etmesine gerek kalmıyordu ve karanlık iplikleri her geçen saniye daha büyük bir hızla var ediyordu.

Kendi ellerinin yanı sıra iki çift gölge eli de hareket ettirerek tek başına öylece oturduğunu görmek dışarıdan son derece tuhaf bir manzara olmalıydı. Özellikle de yoldaşları onun parmaklarına dolanmış o kapkara iplikleri göremediği için bu durum iyice garipleşiyordu. Fakat Sunny’nin zaman zaman sergilediği bu tarz acayipliklere çoktan alıştıklarından, onu kendi haline bıraktılar.

Zincir Kıran, sonsuz şafağın sularını yavaş yavaş geride bırakıp akşam karanlığına doğru süzüldü.

Sunny bir yandan da Cassie’yi gözlemliyordu.

Yalnızlık Günahı’nın kulağına fısıldadığı zehirli ithamlara rağmen, kör kız şüphe uyandıracak hiçbir şey yapmayarak Sunny'nin içindeki korkuları yatıştırdı. Her şey tamamen normal görünüyordu. Cassie günün yarısını uçan gemiyi dümende yönlendirerek geçiriyor, kalan zamanında ise günlük işlerle uğraşıyor ya da kamarasında dinleniyordu.

Ekibin diğer üyeleriyle vakit geçirirken mesafeli ama her zamanki gibi sakin ve dost canlısıydı. Bir noktada oldukça sessizleşmişti ama bu durum insanlardan kaçtığı veya sohbetlere katılmamak için çabaladığı anlamına gelmiyordu. Sadece çoğunlukla sessizce dinlemekle yetiniyor, yalnızca gerçekten bir sebebi olduğunda fikrini belirtiyordu.

Yalnız kaldığında da bu soğukkanlı ve vakur duruşunu bozmuyordu. Sakin geçen günlerde yapacak pek bir iş olmasa da nadiren boş dururdu. Kimsenin haberi yokken geminin temizliğini ve bakımını üstlenmiş, pırıl pırıl kalmasını sağlamıştı. Diğerleri de bir süre sonra ona katılmış, gülüşüp şakalaşarak günlük işleri paylaşmışlardı.

Zincir Kıran’ın yıkanmış güvertesinde huzurlu ve sakin bir hava hâkimdi.

Cassie sadece uyumak için kamarasına çekildiğinde yalnız kalıyordu. Sunny, kör kızı gözetlemesi için oraya bir gölge gönderdiğinde kendini suçlu ve bir hayli garip hissetmeden edemedi. Elbette uygunsuz bir durumla karşılaşmamak için gerektiğinde bakışlarını başka yöne çeviriyordu ancak yine de bu durum oldukça tuhaftı.

Neyse ki Cassie, Yalnızlık Günahı’nın imalarını haklı çıkaracak hiçbir şey yapmıyordu. Sunny’nin keşfettiği tek alışılmadık şey, kızın bir noktada günlük tutma alışkanlığı edinmiş olmasıydı.

Kör kız, Düşmüş Lütuf’tan ayrılırken yanına deri kaplı bir defter almıştı ve her gece uyumadan önce sayfalarına titizlikle kısa notlar düşüyordu. Sunny onun ne yazdığını pek merak etmiyordu. İstese bile okuyamazdı zaten. Bu durum Cassie’nin defteri gizlemek için özel bir çaba sarf etmesinden değil, tamamen kabartma yazıyla yazmasından kaynaklanıyordu.

Deri kaplı bu defterin yanında, aralıklı özel bir yazı tabletini de yanında getirmişti. Muhtemelen Düşmüş Lütuf’taki bir zanaatkâr tarafından onun için özel olarak yapılan bu tablet, menteşeyle birbirine bağlanan iki parçadan oluşuyordu. Cassie tableti açıp içine bir kâğıt yerleştiriyor, ardından bir kalem yardımıyla boşlukları takip ederek kâğıt üzerinde delikler açıyordu.

Kusuruyla başa çıkma konusunda o kadar ustaydı ki insan bazen onun kör olduğunu unutabiliyordu. Ama gerçek buydu. Görünüş yetenekleri sayesinde durumunun en engelleyici yanlarını hafifletmiş olabilirdi ancak temelde yatan gerçek değişmiyordu.

Cassie yalnız kaldığında, sayfayı görebilmek için bir başkasının bakış açısını ödünç alamazdı. Birkaç saniye sonrasını hissetme yeteneği de kâğıt üzerindeki mürekkebin izini görmesine yardımcı olmuyordu. Bu yüzden, tek başına kaldığı o anlarda yazıp okuyabilmek için sadece bu yöntemi kullanabiliyordu.

Onunla arasında birkaç bölme duvarı ve üst güvertenin kalabalığı varken, Sunny bakışlarını parıldayan büyü dokumasından çekip üzerindeki büyüleyici gökyüzüne çevirdi.

Gökyüzü, bulutların arasından süzülen güneş ışınlarıyla adeta binbir renge boyanmıştı. Kutsal ağacın yaprakları hafifçe hışırdayarak güvertenin ahşap yüzeyindeki gölge desenlerini kımıldatıyordu.

Sunny başını eğip sessizce içini çekti ve işine geri döndü.

Günler ağır ağır akıp gitti.

Sonunda, şafağın hiç bitmediği Büyük Nehir topraklarını geride bıraktılar. Gökyüzü yavaş yavaş aydınlanarak uçsuz bucaksız, pürüzsüz bir maviye büründü. Buralarda geceler daha uzundu; yıldızların olmadığı o mutlak karanlıkta su, hafifçe parıldayarak akıyordu.

Büyük Nehir değiştikçe, onun durmaksızın akan sularında yol alan insanlar da değişiyordu.

Kai, Üçüncü Kâbus’un bu tuhaf ve inanılmaz gerçeğini nihayet kabullenmiş, o şaşkın halinden sıyrılmıştı. Sessizce çalışıyor, yaklaşan savaş için kendini hazırlıyordu. Muhtemelen arkadaşlarının çektiği zorlukları zamanında paylaşamamış olmanın pişmanlığını yaşıyordu.

Jet ise sis kılıcıyla denemeler yapıyor, Zincir Kıran her saldırıya uğradığında yeni ruhlar topluyordu. Bu ölümcül silahı en dehşet verici şekilde nasıl kullanacağını yavaş yavaş çözmeye başlamıştı; ortaya koyduğu sonuçlar bazen müttefiklerinin bile tüylerini ürpertiyordu.

Effie’nin karnı ise günden güne belirginleşiyordu. Zamanının çoğunu ekibin diğer üyelerine yardım ederek ve yemek hazırlayarak geçiriyordu. Avcı kız neşeli ve tasasız görünmeye devam etse de Sunny bu parlak maskenin ardındaki burukluğu görebiliyordu. Bebeğinin geleceği için endişeleniyor, yoldaşlarına daha fazla destek olamadığı için için için eziliyordu.

Mordret ise… Her zamanki gibi Mordret’ti. Bu piçin ne düşündüğünü ya da ne hissettiğini anlamak imkansızdı fakat halinden son derece memnun görünüyordu. Onu rahatsız eden tek şey, öldürecek yeterince canlı bulamamasıydı. Bu yüzden yeni ruh çekirdekleri oluşturamıyor, Yansımalar yaratarak onları tek başlarına katliam yapmaya ve güçlerini beslemeye gönderemiyordu.

Cassie o alışılagelmiş, kendi halindeki tavrını koruyordu. Sunny onu ne kadar yakından izlerse izlesin, kör kızda dikkat çeken hiçbir şey yoktu. Hatta Alacakaranlık’tan uzaklaştıkça sanki kendine olan güveni daha da yerine geliyor, enerjisi artıyordu.

Ve bir de Nephis vardı.

Kusurunun getirdiği o korkunç acının etkisinden kurtulup eski haline dönmesi birkaç hafta sürmüştü. Gözleri eski canlılığına kavuşmuş, o acımasız alevlerde insanlığının yanıp kül olmasının getirdiği o duygusuz, kayıtsız hava üzerinden silinmişti.

Sunny, Nephis’in eski haline dönmesiyle derin bir nefes aldı. Ancak aynı zamanda içinde büyük bir huzursuzluk ve gerginlik peydah oldu.

Çünkü kız nihayet kendine geldiğine göre, artık onunla konuşmamak için arkasına sığınacağı hiçbir bahnesi kalmamıştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.