Sunny, Nephis'in hangi soruyu soracağını tahmin etmeliydi. Dehşet Hükümdarı Alacakaranlık topraklarındaydı... Ruh Hırsızı da oradaydı. Şehrin kendisi zamanın içine hapsedilmiş, donup kalmıştı. Sonunda, oranın nasıl kaybedildiğine dair gerçek açığa çıkmıştı. Ancak en önemlisi, orada insan savaşçılardan oluşan koca bir ordunun bulunmasıydı; Sınır kuşatması ve ardından gelen yozlaşmış güruhun intikam saldırısında can verenler hariç, Alacakaranlık Denizi'nden gelen tüm insanlar oradaydı. Savunma dizisini devre dışı bırakarak gerçekten kurtarılabilirler miydi? Sunny'nin elinde tam da bunu yapacak bir yadigar vardı.
Ancak... Mordret'in onlarla paylaştığı şeyler tüm oyunu değiştirmişti.
Elbette Nephis'in sorduğu soru mantıklıydı. Alacakaranlık'a gelmelerindeki asıl amaç Kai'yi kurtarmaktı ama içten içe burada daha fazla müttefik bulmaya dair ufak bir umut da beslemişlerdi. Şimdi, ortada bir pürüz olsa bile, bu umutları gerçek olabilecek gibi görünüyordu. Ama... En başta neden müttefiklere ihtiyaçları vardı ki? Yozlaşmış canavarlar ordusu ve Altı Felaket tarafından korunduğu düşünülen Sınır'a saldıracak kadar güçlü bir ordu toplamak için. Şimdi ise felaketlerden üçü yok olmuştu. Kalan üçünden ikisi burada, Alacakaranlık'ta kısılıp kalmıştı. Sayısız yozlaşmış da ya can vermiş ya da burada zamanın içinde donmuştu.
O halde bu... Sınır'ın tahmin ettiklerinden çok daha savunmasız olduğu anlamına gelmiyor muydu? Belki de grup, güçlü müttefiklerin yardımı olmadan İlk Arayıcı'yı yok edebilecek kadar savunmasızdı. Sanki ihtiyaç duydukları tek müttefik Deli Prens'ti. Sunny'nin yüzü hafifçe asıldı. Bir kabus yaratığına fazla mı güveniyorum?
Elbette o aşağılık delinin amaçları kendisininkiyle örtüşüyor gibi görünüyordu. Ama ne dereceye kadar? Ve aklını yitirmiş bir canavarın hayal ettiği bir son, Sunny'nin gerçekten ulaşmak istediği şeye uyabilir miydi?
Uyamazdı. Örneğin Sunny asla Dokuma'da katliam yapmaz ve Ananke'ye bu kadar acımasızca davranmazdı; ancak Deli Prens için bu tamamen kabul edilebilir bir yoldu. Bu piçin benzer bir şeyin tekrar yaşanması için plan yapmadığını kim garanti edebilirdi?
Amacına ulaşmak için başka neleri feda etmeye hazırdı acaba?
Şüphe, hep şüphe... Sunny'nin içi şüpheyle doluydu. Mordret ise eğlenen bir gülümsemeyle kaşını kaldırdı. Birkaç saniye Nephis'i süzdükten sonra keyifli bir tonla cevap verdi:
"Neden olmasın... Tam olarak emin olamasam da öyle görünüyor. Evet, Alacakaranlık'ta yozlaşmaya karşı savaşa devam etmek için bekleyen uyanmış savaşçılardan oluşan bir ordu var gibi."
Kısa bir an duraksadı.
"Orada iki korkunç yozlaşmış şampiyonla birlikte bir kabus yaratıkları ordusunun da olduğunu unutmayın. Ama ne fark eder? Tabii yolculuğunuz sırasında Alacakaranlık'ın savunma dizisini kontrol etmenin bir yolunu bulmadıysanız... Bu konunun hiçbir hükmü yok."
Mordret sırayla her birine baktı, ardından meraklı bir tavırla sordu:
"Bulabildiniz mi?"
Jet kaşını hafifçe kaldırdı. "Bulduğumuzdan garip bir şekilde emin görünüyorsun."
Hiçliğin Prensi kıkırdadı. "Ah, itiraf edeyim. Evet, Alacakaranlık'ı saran bu laneti kaldırmanın bir yoluna sahip olduğunuzdan oldukça eminim. Ne de olsa büyü her zaman adildir... Kendi çarpık yoluyla tabii. Gerçi bu seferki tutumunu çok sevimsiz buluyorum. Beni bu açmazdan kurtarması için başkalarına güvenmekten başka çarem kalmadı, aşağı yukarı."
Gülümsedi. "Ama tam da bu yüzden, bahsi geçen diğer kişilerin, yani sizlerin beni özgürlüğüme kavuşturacak bir yola sahip olduğunuza inanıyorum. Aksi takdirde büyü tamamen mantıksız davranmış olurdu ki kendisi asla mantıksız değildir."
Sunny alaycı bir tavırla güldü. "Sana yardım etmek mi? Sana yardım etmek için bir nedenimiz mi var? Hepimiz senin yüzünden bu pisliğin içindeyiz. Sen ve senin oyunların olmasaydı, Kara Kafatası Savaşı asla yaşanmazdı ve biz de bu lanet Kabus'un içine düşmezdik."
Mordret ona dostça bir gülümsemeyle baktı, ardından umursamazca omuz silkti. "Amma da ufak bir mesele. Hâlâ buna mı kızgınsın? Geçmişteki kırgınlıkları geride bırakmayı ve insanları affetmeyi gerçekten öğrenmelisin, Sunless. Kin beslemek yaşamak için berbat bir yoldur. Bana baksana! Büyük klanlara hizmet etmek istemediğini o kadar ikna edici bir şekilde anlattın, sonra gidip yine de Valor'un ordusuna katıldın. Ama ben kızgın mıyım? Hayır... Seni çok uzun zaman önce asilce affettim."
Onlara sitem dolu bir bakış attı, birkaç saniye bekledikten sonra omuz silkti. "Peki, bu seni ikna etmeye yetmiyorsa, hâlâ arkadaşın bülbül var. Bana yardım etmek için pek istekli olmayabilirsin ama ya onun için? Onu Alacakaranlık'ta çürümeye bırakmayacaksınız, değil mi?"
Sunny, Hiçliğin Prensi'ne bir süre ters ters baktı, ardından yüzünü ekşiterek başını iki yana salladı. "Hayır... Büyük ihtimalle bırakmayız. Ve evet, savunma dizisini kontrol etmenin bir yoluna sahibiz. Ancak bunu yapmamız gerektiği kesin değil."
Nephis'e dönerek ciddi bir ses tonuyla konuştu:
"Bana kalırsa iki seçeneğimiz var. İlki Alacakaranlık'a girmek, diziyi devre dışı bırakmak ve Daeron'un ordusunun yardımıyla Dehşet Hükümdarı ile Ruh Hırsızı'nı öldürmeye çalışmak. Eğer hayatta kalırsak, yedimiz o orduyu Sınır'ı kuşatmak ve Izdırap ile İlk Arayıcı'nın işini bitirmek için yönlendiririz."
Yüzü gölgelendi.
"Diğer seçenek ise Dehşet Hükümdarı ile yüzleşmeden Alacakaranlık'tan ayrılmak ve doğrudan Sınır'a gitmek, sadece beşimiz. Orada Izdırap'a hizmet eden o kadar çok yozlaşmış kalmış olamaz... Elbette tehlikeli olacaktır ama belki de Dehşet Hükümdarı ve Ruh Hırsızı ile savaşmaktan daha az tehlikelidir."
Mordret öksürdü. "Bir şeyi unutmuyor musun? Tehlikeden kaçmak için arkadaşını kaderine terk etmek... Ah, ne kadar da kalpsizce. Gerçekten Sunless, senden daha iyisini beklerdim."
Sunny ona pis bir bakış fırlattı.
"Kimin kimi terk ettiği yok. Eğer İlk Arayıcı'yı yok etmeyi başarırsak kabus sona erecek. İkiniz de hiçbir şey yapmadan uyanan dünyaya birer aziz olarak döneceksiniz."
Mordret başını iki yana salladı. "Ya başarısız olursanız? Haddimi aşmak istemem ama... Neler yapabileceğimi biliyorsun. Yanınızda benim olmamın Kabus'tan kaçma şansımızı artıracağını düşünmüyor musun? Ne olursa olsun, yedi kişi beş kişiden çok daha iyidir. Daha fazlasını elde etmek varken azıyla yetinmek için hiçbir neden yok."
Sunny bir süre sessiz kaldı, sonra içini çekerek Nephis'e baktı. Dürüst olmak gerekirse... Kendini Mordret ile aynı fikirde buluyordu. Sadece Hiçliğin Prensi'nin yanlarında savaşmasının Sınır'a yapılacak saldırı sırasında büyük bir fayda sağlayacağı için değil, aynı zamanda Kai'yi geride bırakma düşüncesi içine sinmediği için. Sunny batıl inançları olan biri değildi ama kader hakkında çoğu insandan daha çok şey biliyordu. Elbette, teoride bir kişi bir kabusu tamamlamak için hiçbir katkıda bulunmadan da onu fethedebilirdi. Ancak pratikte, büyü hiçbir zaman o kadar nazik olmamıştı. Öyle ya da böyle, saklanıp zaman kollamaya çalışmak neredeyse her zaman bir felaket davet ederdi.
Bu yüzden, Kai için endişelenmek adına mantıklı bir neden olmasa bile, Sunny arkadaşlarını zamanın içinde donmuş halde bırakmanın iyi bitmeyeceğine dair bir his taşıyordu; hem onun için hem de kendileri için. Birkaç saniye tereddüt ettikten sonra başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum. Neph... Karar senin."
Kız ona baktı, ardından omuz silkti.
Verdiği cevap tam da beklediği gibiydi:
"Karar verecek ne var? Dehşet Hükümdarı'nı öldürelim. O öldükten sonra gidip kabusu fethederiz."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.