Sunny, Ananke’nin teknesinin güvertesinde dikilmiş, Cassie’ye bakıyor ama aslında hiçbir şey görmüyordu. İçinde kopan duygu fırtınası, paramparça düşünceler ve yakıcı arzular, önüne serilen bu seçimin gerçek boyutunu kavramasını zorlaştırıyordu. Derin bir nefes aldı.
O anda Sessizliğin Günahı bir şeyler söyleyerek dikkatini dağıtmaya yeltendi ama Sunny, kılıç hortlağının sesini sertçe susturdu. Bunun yerine donmuş çorak ülkenin kıyılarına vuran dalgaların sesine odaklandı.
Sakinleş... Enine boyuna düşünelim.
Demek bunca zamandır Cassie, o kadar sessiz, o kadar gösterişsiz ve neredeyse görünmez birine dönüşmüşken, aslında çılgınca bir hırsla yanıp tutuşuyordu. Tıpkı kendisini bağlayan kader zincirlerini kırma yemini eden Sunny gibi, o da aynı hedefin peşinden koşuyordu. Perde arkasından hareket eden ve aldığı vahiylerle kuşanmış olan kör kahin, bu amaca ulaşmak için son yıllarda yaşananları sinsice manipüle etmiş, buna doğru inatla ilerlerken acısını içinde yaşamıştı. Sırf Sunny’ye ondan aldığı seçme hakkını geri verebilmek için.
Kurduğu oyunların boyutu hem hayranlık uyandırıcı hem de ürkütücüydü; neredeyse akıl almaz denecek kadar muazzam ve karmaşıktı. Ama gerçekti. Cassie gerçekten de en azından birinin, yani Sunny’nin kendisini kader pençesinden kurtarması için bir an yaratmayı başarmıştı. Ve bu... Düşünülenden çok daha büyük bir anlama sahipti. Elbette Sunny en büyük arzusunu gerçekleştirip özgürlüğünü geri kazanabilir, Gölge Bağı’nı ve hatta Kaderin Cilvesi niteliğini yok edebilirdi. Böylece onun prangalarından kurtulmuş bir hayat yaşayabilirdi.
Ancak Cassie’nin ulaşmak istediği şey bunun çok ötesindeydi. O, kadere karşı koyacak bir silah dövmek istiyordu. Ve bu silah... Tek bir değişkenden ibaretti. Deli Prens’in ortaya çıkışıyla tamamen kaosa sürüklenen Büyük Nehir döngülerinde olduğu gibi, kaderden yoksun bir varlığın ortaya çıkışıyla da kaderin dokusu kaotik ve öngörülemez hale gelecekti. Kaderin tüm akışı bu sayede değişecekti.
Kadersiz... Eğer Nehir Ağzı’na girip oradaki en derin sırra ulaşırsa, Sunny’nin dönüşebileceği şey için fazlasıyla uygun bir isimdi. Gelgelelim...
Cassie de tıpkı Sunny gibi kaderi yıkmak istiyordu ama bir insana yakışacak şekilde çelişkili olarak, Sunny’nin bu fırsatı reddetmesini ve kendisiyle, Nephis’le ve ekiple kalmasını da arzuluyordu. Özgürlük tutkusu yerine onları seçmesini istiyordu. Tıpkı Cassie gibi, Sunny de bu iki şeyi birden istiyordu. Kaderi yıkmak güzeldi. Özgürlüğü kazanmak güzeldi. Ariel’in Mezarı’nın sırlarını öğrenmek ise pastanın üzerindeki çilekti. Ancak... Yozlaşma güçlerine karşı girişilecek kesin savaştan hemen önce arkadaşlarını yüzüstü bırakmamak da bir o kadar güzeldi. Değer verdiği insanların ve sevdiği kadının yanında kalmayı seçmek de en az diğeri kadar kıymetli görünüyordu. Peki şimdi ne yapacaktı?
Jet bir keresinde ona bu dünyada özgürlük diye bir şey olmadığını söylemişti. Var olan tek özgürlüğün, insanın kendi prangalarını seçme özgürlüğü olduğunu belirtmişti. Sunny de zamanla ona hak vermişti. Ekiple kalmayı seçerek kendi prangalarını seçmiş olacaktı. Bir bakıma bu da onu özgür kılardı. Ama, ama...
Belki de uyanık dünyada özgürlük yoktu. Belki de Rüya Alemi’nde de özgürlük diye bir şey yoktu.
Fakat şu anda, içinde bambaşka bir alemi barındıran Ariel’in Mezarı’ndaydılar. Bu tuhaf ve mantıksız dünyada da özgürlüğün olmadığını kim söyleyebilirdi ki?
Cassie doğruyu söylediğinden kesinlikle emin görünüyordu. Aralarında geçen her şeye rağmen, Sunny de ona inanma eğilimindeydi. Yaptığı şey yüzünden ve bir kez olsun üzgünüm bile demediği için ona karşı kırgındı. Ama şimdi anlıyordu ki, o kör kız kolayca telaffuz edilebilecek birkaç kelime fısıldamak yerine, hatasını telafi etmek için sessizce çabalamıştı. Ondan aldığı seçme hakkını geri vererek tövbe etmeye çalışıyordu. Ve şimdi, bunu başarmıştı. Böylesi bir samimiyet gösterisi bile onu tatmin etmiyoyorsa, ne tatmin edebilirdi ki?
Kabul etmek gerekirse... Cassie bu kefareti inanılmaz derecede uç ve muhtemelen yanlış bir yolla gerçekleştirmeye çalışmıştı. Üstelik onu çok zor bir durumda bırakmıştı. Evet, delicesine arzuladığı o seçim hakkı nihayet ellerindeydi.
Ama bununla ne yapacaktı? Doğru ya...
İnsan ne dilediğine dikkat etmeliydi. Sunny bir süre Cassie’ye dik dik baktı, ardından bakışlarını indirip kızın ellerine tutuşturduğu Rehber Işık’a çevirdi. "Izdırap’ın getirmesi gereken mesaj... Bu muydu?"
Kör kız yavaşça başını salladı. "Evet. Kaynak’a girmek kolaydır. Ama yolu bilmiyorsan, sislerin arasında Nehir Ağzı’nın girişini bulmak neredeyse imkansızdır. Rehber Işık şimdi Nehir Ağzı’na giden yolu gösteriyor. Bana ulaştırdığı mesaj, kahinlerin yadigarı olan bu fenerin gitmen gereken yeri göstermesini sağlayacak Gerçek İsim’di."
Kararsız kaldı. "Gerçek İsim ne?"
Kör kız çaresizce gülümsedi. "Bilmiyorum. Izdırap’ın gücü zihnimdeki o hafızayı mühürlemişti. Mühür ancak Sınır’a ulaştığımızda kalktı. Ve ben onu Rehber Işık’ı etkinleştirmek için kullandıktan sonra, o isim zihnimden tamamen silindi, sanki hiç var olmamış gibi."
Bir an tereddüt etti. "O Gerçek İsim kime ya da neye ait olursa olsun, inanılmaz derecede güçlü. Onu sadece birkaç saniyeliğine zihnimde taşımak bile ruhuma ve aklıma korkunç bir yük bindirdi. Bu yüzden... Eğer bizden ayrılmaya karar verirsen, Nehir Ağzı’na ulaştığında kendine dikkat et."
Sunny bir süre kıpırdamadan durdu. Nephis’i bırakıp gitmek istemiyordu. Ekip onun yardımı olmadan da Sınır’ı ele geçirebilecek güçte olsa bile... Sadece gitmek istemiyordu. Ama.
Özgürlüğün doğasına ve bu dünyada özgür olmanın ne anlama geldiğine dair tüm o karmaşık düşünceleri kafasından atarsa, geriye sadece üç şey kalıyordu. Kendisi, Nephis ve aralarındaki bağ. Geçmişte ondan iki kez kaçmıştı. Bir kez Karanlık Şehir’de, bir kez de büyük klan Valor’un balosunda. Sunny, Nephis’ten üçüncü kez kaçmak istemiyordu. Ancak aralarındaki her türlü ilişkinin, en azından şu anki halleriyle, Gölge Bağı var olduğu sürece imkansız olduğunu da biliyordu. Dolayısıyla, garip bir şekilde... Onu Sınır kıyılarında bırakıp gitmek, Nephis’ten kaçmak anlamına gelmeyecekti. Aksine, ona doğru atılmış bir adım olacaktı. Çünkü Sunny ancak ondan özgürleştiğinde onunla birlikte olabilirdi. Derin bir nefes alıp Cassie’ye baktı. Aynı anda Aziz, İfrit ve Kabus’u geri göndererek ruhuna çağırdı. Altı gölgesinin tümü zaten yanındaydı, bedenini sıkıca sarmalamıştı. Ardından kıyı boyunca uzanan gölgeler hareketlendi, öne doğru uzanarak tekneyi suya geri itti. Herkesten özür dilerim... Sanırım ben gerçekten de hain bir piç kurusuyum.
Sunny, Cassie’nin tekneyi kıyı boyunca sırf kendisi alıp kaçabilsin diye getirdiğini biliyordu. Kız Zincir Kıran’a yürüyerek dönecekti, kendisi ise... Kendisi ise akıntıya karşı, Kaynak’a doğru yelken açmakta özgür olacaktı.
Nephis Kabus’u fethetmeden önce Nehir Ağzı’na ulaşmak ve özgürlüğünü geri kazanmak için zamana karşı yarışacaktı. Sunny arkasına dönüp donmuş kıyıda tek başına, çaresizce dikilen kör kıza son bir bakış attı, zihninden belirli bir Yadigar’ı çağırdı ve haykırdı:
"Cassie!"
Kız sesini duyarak başını çevirdi. Sunny karanlık bir gülümsemeyle sırıttı. "Hadi yapalım şu işi!"
Yumruğunu sıkıp havaya kaldırdı. "Kaderi yıkalım!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.