İşte böylece ve belki de tam beklendiği gibi, felaketten kaçınmak için ele geçen o son fırsat da avuçlarının arasından kayıp gitti. Aziz Cor durumu kurtarmak için çaresizce çabaladı ama her şey nafileydi.
Her iki klanın orduları da bu soğuk kasım gününde düşmanı yok etme ve belki de kendileri yok olma pahasına tamamen hazırlanmıştı. Onların kana susamışlıklarını kelimelerle dindirmek imkansızdı. İnsanların Kabus Yaratıklarıyla değil de birbirini boğazlayacağı bir savaş alanında, sayısız sivilin kaderi tayin edilmek üzereydi.
Hayır... Kabus Yaratıkları da orada olacaktı. Bir Aziz'in emriyle insanları katledecek koca bir ucube denizi. Bu gerçek, tüm durumu bir şekilde daha da hazin kılıyordu.
Tanrılar ve iblisler de Bilinmeyen'e karşı omuz omuza savaşmıştı ama sonunda birbirlerini boğazladılar.
Savaş hemen başlamadı. Sunny, elçilerin tek bir saniye bile kaybetmeden öne atılmalarını yarı yarıya bekliyordu ancak ölümcül bakışlar teati edildikten sonra elçiler sadece arkalarını dönüp askerlerinin yanına yöneldiler. Soğuk gökyüzü ağır bulutlarla kaplıydı ve dünyayı gri bir alacakaranlığın içine hapsediyordu.
İki ordunun liderleri savaş hazırlıkları için ayrılıyordu. Mordret bir an Morgan ve Madoc'un sırtlarına baktı, sonra Sunny'ye göz ucuyla bakıp gülümsedi. Bununla birlikte Seishan ile oradan ayrıldı ve Yansımaları da peşinden gitti.
Yıkım İzi kıpırdamadan yere bakıyordu. Bir şekilde her zamankinden daha yaşlı görünüyordu. Aziz'in dudaklarından ağır bir iç çekiş döküldü.
"Ah... dünya çok hızlı değişiyor. Yoksa artık ayak uyduramayan ben miyim?"
Bir an duraksadı, ardından Tahliye Ordusu'nun Yükselmişlerine ağır bir bakış attı. Yıkım İzi bir şey söylemek ister gibi tereddüt etti ama sonra sadece başını salladı.
"Geri çekilin."
Yükselmişler emre uymak için harekete geçti. Ancak Sunny kımıldamadı. Aksine yüzünü buruşturdu ve Valor elçilerinin yürüdüğü yöne doğru bir adım attı. Onun bu hareketini fark eden Aziz Cor kaşlarını çattı.
"Ne yaptığını sanıyorsun genç adam?"
Sunny durdu ve sakin bir tavırla ona baktı.
"Ne mi yapıyorum? Mümkün olduğunca çok insanın güvenli bir şekilde tahliye edilmesini sağlamak için elimden geleni yapıyorum. Birinci Tahliye Ordusu'na katıldığımda üstlendiğim görev buydu. Peki siz ne yapıyorsunuz?"
Yaşlı Aziz ona inanmayan gözlerle baktı. Ardından gözlerinde karanlık bir öfke kıvılcımları çaktı. Bir Aziz'in gazap dolu bakışları altında durmak nefes kesici derecede boğucuydu.
"Kararlılığımı sorgulama Binbaşı Sunless. Hükümet tarafsızlığını asla bozmadı! Bu dünyayı ayakta tutmanın tek yolu budur. Onu yıkımdan bu şekilde korur ve hayatları böyle kurtarırız."
Sunny, Yıkım İzi'ne gerçekten saygı duyuyordu. Hükümetin bu Aşkını ne kadar itici olursa olsun, yaşlı adama karşı hayranlıktan başka bir şey hissetmiyordu. Ancak artık boş laflardan bıkmıştı.
Gözlerini kaçırmadan Aziz Cor'a dikerek dişlerini sıktı.
"Bunu Falcon Scott'ta ölen milyonlarca insana anlatın. Benim komutam altında ölen askerlerin ailelerine söyleyin. Bugün hiçbir şey yapmadığımız için ölecek olan insanlara gidip, hayatlarının o lanet tarafsızlığınız uğruna feda edildiğini söyleyin. Hatta daha iyisi, dış bölgelere gidin ve oradaki insanlara hükümetin onları nasıl hayatta tuttuğunu açıklayın. Ya da boş verin... dürüst olmak gerekirse umurumda değil. Ben hâlâ savaşacağım."
Yıkım İzi yüzünü ekşitti.
"Seni aptal velet... Kısa vadeli çıkarlar gözünü kör etmesin! Bugün müdahale edebiliriz ama yarın ne olacak? Bugünden bir yıl sonra, on yıl sonra ne olacak? Geri dur!"
Aziz gerçekten öfkelenmişti. Bir an için Sunny hayatının tehlikede olduğunu bile hissetti...
Fakat sonra aniden Jet, hükümet Yükselmişlerinin yanından sakin bir tavırla ayrılıp onunla omuz omuza durdu.
Aziz Cor hiddetle baktı.
"Azrail, sen ne halt ettiğini..."
Jet başını salladı.
"Sakin ol ihtiyar. Sunny haklı... Artık taviz verip zaman kollayamayız. Kendin dedin, dünya değişiyor. Eski taktikler işlemeyecek. Bundan sonra kolay kararlar olmayacak."
Cevap vermesine fırsat vermeden Sunny'ye dönüp ekledi:
"Sen de üslubuna dikkat et. İhtiyar da haklı. Eğer hükümet açıkça taraf seçmeye başlarsa birkaç aya ortada hükümet falan kalmaz. Sonrasında neler olacağını hayal edebiliyor musun?"
Sunny gözlerini kırpıştırırken Aziz Cor, Jet'i soğuk bir bakışla süzdü.
"Bunları söylüyorsun ama onun yanında duruyorsun. Bir şeyi mi kaçırıyorum?"
Jet omuz silkip sırıttı.
"Efsanevi Yıkım İzi'nin Valor Klanı'nın sancağı altında savaşması büyük bir skandal olurdu. Ama... birkaç firari Usta? Kimsenin ruhu duymaz. Hükümet tarafsız kalmalı ama bu benim de kalmam gerektiği anlamına gelmez. Sonuçta ben kendi kararlarını veren biriyim. Yoksa bu gerçeği unuttun mu?"
Sesi sakin ve dostçaydı ama son sözleri buz gibi tınlıyordu. Sanki çevrelerindeki havanın sıcaklığı birkaç derece birden düşmüştü.
Aziz Cor başını salladı.
"Aptalca bir şey yapma Jet."
Ancak Jet, yerinden kıpırdamadan birkaç saniye boyunca sessizce ona bakmakla yetindi. Sonunda Yıkım İzi yüzünü buruşturup arkasını döndü. Daha fazla bir şey söylemedi. Fakat nedense bu sessizlikleri çok derin anlamlar taşıyor gibiydi.
Yaşlı Aziz uzaklaşırken Kai ve Effie gergin ifadelerle Sunny'ye baktılar. Onların gözlerinden de pek çok şey okuyabiliyordu. Sanki üçü sessiz bir konuşma yapıyor gibiydiler...
Fakat Sunny sonunda sadece başını salladı.
Arkadaşlarinin ne yapmak istediğini biliyordu. Sırf arkadaşı olduğu için, herhangi bir yüce sebebe ihtiyaç duymadan ona katılmaya gönüllüydüler. Nephis ve Cassie de öyleydi.
Ancak işlerin gidişatı düşünülürse, bugün pek çok kişi ölebilirdi. Birilerinin yıkımı toparlamak için hayatta kalması gerekiyordu.
Bu yüzden onları sessizce gönderdi.
Mümkün olduğunca çok insanı kurtarmak için elinden geleni yapacağını ilan ettikten sonra onların yardımını reddetmek belki biraz iki yüzlülüktü. Ama Effie ve Kai de birer insandı.
Onları da kurtarmak istiyordu.
Böylece Aziz Cor ile birlikte gittiler.
Sunny ve Jet ise bu sırada Valor'un geri çekilen elçilerine yetişmek için acele ettiler.
Yetiştiklerinde Sunny birden kendini soğuk ve kafası karışmış hissetti.
Sunny, taraflardan birinin mümkün olduğunca temiz bir zafer kazanmasına yardım etmeye karar vermişti...
Fakat olayların vardığı noktada Valor'un kazanması mümkün müydü? Görünüşe bakılırsa ezici üstünlük Song'un elindeydi. Bir şey yapacaksa onlara yardım etmeliydi...
Huzursuz düşüncelerle dolu bir halde Morgan'a göz ucuyla bir bakış attı.
Ordusunun durumunun ne kadar vahim olduğunu o da anlamış olmalıydı. Sunny onun yüzünde karamsar bir ifade, hatta korku görmeyi bekliyordu...
Ancak Sunny'yi şaşırtacak şekilde Morgan, memnun bir gülümsemeyi gizleyerek yürüyordu.
Sunny'nin gözleri hafifçe kısıldı.
Neye gülümsüyor bu velet?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.