Morgan hızla hareket etti... Rüya Âlemi’nde olduğundan çok daha hızlıydı. Bir an ondan bir düzine metre ötede sakince dikiliyorken, bir sonraki an çoktan dibinde bitmiş, tam şakağına doğru inen dikine bir kesiş savurmuştu.
Neyse ki Sunny buna hazırlıklıydı.
Gölge tachisini eğitim kılıcını karşılamak için yukarı kaldırırken yana bir adım attı. İki namlu birbirine çarpıp kenetlendi. Darbenin şoku kemiklerine kadar işledi; Sunny kılıcı uzağa itti. Tam o sırada Morgan ellerini kaldırdı, silahının açısını değiştirerek tachinin üzerinden ileriye doğru bir hamle yaptı.
Eğitim kılıcının ucu gözünü teğet geçti.
Ancak şimdi momentum Sunny'den yanaydı.
Kılıçların arasından sıyrılıp ileriye doğru bir adım attı ve omzuyla ona bindirdi. Morgan geriye savruldu; saliseler sonra sıra genç kadının bir saldırıyı savuşturmasına gelmişti... ancak o saldırı hiç gelmedi.
Sunny, tachisini rakibinin az önce yaptığına benzer bir dikine kesiş için savurmak yerine, silahının konumunu bozmadı. Kılıcı omzunun üzerinde, namlusu arkaya bakacak şekilde tuttu ve kabza başıyla kadının suratının tam ortasına vurdu.
Morgan ne kadar hızlı, ne kadar güçlü olursa olsun aralarındaki mesafe çok kısaydı ve bu vuruş fazlasıyla süratliydi. Üstelik tachinin namlusu hâlâ Sunny'nin boynu ile düşman kılıcı arasında bir kalkan vazifesi görüyordu.
Sunny, kadının buradan kaçmasına imkan görmüyordu.
Ve... kaçamadı da.
Morgan, vuruştan kaçmak için beyhude ve hantal bir çabaya girmek yerine başını hafifçe eğdi ve darbeyi kemiğin en sert olduğu yerle, kaş kemiğiyle karşıladı. Bu sert darbeden etkilenmiş gibi de durmuyorudu. Hatta Sunny, sanki çeliğe vurmuş gibi hissetmişti; neredeyse metalik bir çınlama sesi duyacaktı.
İkisi de birbirini iterek bu ilk, nabız yoklayan çarpışmaya son verdi.
Sunny kendinden memnundu.
...Morgan da öyle görünüyordu.
Yüzünde geniş bir gülümseme çiçek açtı. Eliyle hafifçe alnına dokundu, sonra parmaklarına bulaşan, o süt beyazı tenindeki bir damla kana baktı. Gülümsemesi dişlerini gösteren bir sırıtmaya dönüştü.
"Harika. Tek kelimeyle harika. Nephis, Cassie ve şimdi de sen... Uzun zamandır dişime göre rakibe açlık duyuyordum, şimdi ise üç tane oldunuz. Üstelik hepiniz birbirinizden ne kadar da farklısınız!"
O an, önünde aniden üç nefis yemek belirmiş açgözlü bir oburu andırıyordu.
Sunny tek kaşını kaldırarak dojonun duvar kenarında sessizce oturan kör kıza bir bakış attı.
"Ne yani, bu savaş manyağı Cassie'yi de mi antrenman programına dahil etti?"
Bakışlarını fark eden Morgan kıkırdadı.
"Cassia dışarıdaki en güçlü usta olmayabilir ama saf teknik açısından en iyiler arasındadır. Üstelik sahip olduğu o etkili öngörü becerisi sayesinde... Onunla dövüşmek, daha önce hiç kullanmak zorunda kalmadığım becerilerimi ve kaslarımı çalıştırmamı sağladı. Bu benim için nadir bulunan bir lütuf. Neden? Siz ikiniz hiç dövüşmediniz mi?"
Sunny bir an duraksadı, sonra başını iki yana salladı.
"Hayır. En azından kılıçlarla değil."
Morgan ona meraklı bir gözle baktı.
"Ah... Yazık olmuş, senin kaybın."
Kılıcını kaldırdı ve yeni bir saldırı için hazırlandı. Gülümsemesi büyüleyicilikten çıkıp tehlikeli bir hal aldı.
"O zaman artık kendimi tutmayacağım."
Bununla birlikte Morgan, hırçın bir çelik kasırgasına dönüşerek saldırıya geçti.
"Lanet olsun..."
Sunny ilk çarpışmadaki performansından dolayı memnundu ancak bu memnuniyeti çabucak buharlaşıp gitti. Morgan onu tartmayı bitirdiğine göre, şimdi üzerine yağdırdığı saldırı silsilesi... tek kelimeyle akıl almazdı.
Saf fiziksel güç ve hız açısından birbirlerine denk sayılırlar dı; tabii Sunny'nin kendini takviye etmek için gölgelerinden sadece üçünü kullandığı düşünülürse. Beşini birden kullansa avantajlı duruma geçebilirdi. Öte yandan, rakibi de muhtemelen bir şeyler saklıyordu.
Teknik, savaş zekası ve tecrübe konusuna gelince... Sunny, derin bir hoşnutsuzlukla bu alanlarda Savaş Prensesi’nin hâlâ gerisinde olduğunu fark etti.
Morgan'ın yeteneğinin kusursuzluğa yakın olduğunu, onlarca yıllık pratikle ve dondurucu bir öldürme niyetiyle bilenmiş mükemmel bir araca dönüştüğünü zaten biliyordu. O, bir Soylu’nun ne olması gerektiğinin somut örneğiydi; sadece bir savaşçı olmak için doğmuş ve büyütülmüştü. Onu ölümcül bir silaha dönüştüren kişiler de insanlığın sahip olduğu en iyi savaşçılardı.
Morgan'ın kaçınılmaz kılıcına maruz kaldığında Sunny... nefessiz kaldığını hissetti.
Rüya Âlemi’ndeyken düpedüz ezilmişti. Rakibinin bir insan değil, bir kasırga olduğunu hissetmişti. Ona karşı otuz altı saniye dayanabilmiş olması bir mucize gibi geliyordu.
Bugün ise durum farklıydı. Sunny dezavantajlıydı ancak kendine güvenerek savunma yapabiliyordu. Artık daha yaşlı, daha güçlü ve daha tecrübeliydi... Gölge Dansı üzerindeki ustalığı da epey ilerlemişti.
Yine de... sorun şuydu ki...
"Bu da ne... kahretsin... bu kadın kafayı yemiş!"
Morgan'ın dövüş tarzı, Sunny'nin kısa sürede özümseyemeyeceği kadar karmaşık ve tuhaf bir şekilde belirsiz olsa da, bu tarz hakkında birkaç şey kapmayı başarmıştı; en azından hareketlerinin genel akışını tahmin edebilecek kadar.
Ancak bu akış kusursuzdu; istifade edebileceği en ufak bir açık bile yoktu. Karşı koyamadıktan sonra hamlelerini önceden bilmenin ne anlamı vardı ki? Kadın onu tercihsiz bırakacak bir biçimde dövüşüyordu. Sanki etrafında çelikten bir kafes vardı ve keskin parmaklıkları yavaş yavaş daralıyordu. Çok geçmeden yakalanacak ve o parmaklıklar tarafından parçalara ayrılacaktı.
Sunny, eğer düşmanın bir açığı yoksa, yapılacak en iyi şeyin yeni bir açık yaratmak olduğunu biliyordu. Bu yüzden Morgan'ı birkaç sinsi tuzağa çekmeye çalıştı ama nafile. Kadın bunları anında çözerek kurguladığı bulmacaları saniyeler içinde boşa çıkarıyor, oyunlarının arkasını doğrudan görüyordu.
Aradan geçen bunca zamana rağmen...
Hâlâ Sunny için aşılması imkansız bir engel gibiydi. Kadının o vahşi ama aynı zamanda dondurucu bir hesapçılık barındıran öldürücü becerisi, adeta bir sanat eseriydi.
Teması savaş, şiddet ve yıkımdı; Sunny ise bu sanatın hem öznesi hem de sergilendiği tek izleyiciydi.
Aynı zamanda da kurbanı.
O anda bir şeyin farkına vardı...
Sunny, Morgan gibi biriyle dövüşmek için bunun mümkün olan en kötü yol olduğunu anladı.
Doğrudan yüzleşme, güç ve beceri yarışı... Bunlar onun asıl oyun alanı değildi. Sunny, girdiği en amansız savaşları kurnazlık ve hileyle kazanmıştı. Kirli numaralara başvurmuş, elindeki her bir kaynağı beklenmedik şekillerde kullanmış ve zaferi kaderin pençelerinden saf iradesiyle, sınırsız kiniyle söküp almıştı.
Dövüşte iyiydi elbette. Çoğu kişiden çok daha iyiydi. Ama keskin bir kılıç olmak iradesinin önemli bir aracı olsa da, onu asıl ölümcül kılan şey bu değildi.
"Ne... hoş bir aydınlanma..."
Asıl soru şuydu: Bu düelloyu nasıl tersine çevirebilir ve kendi avantajlı olduğu yöne çekebilirdi? Morgan'ın o hırçın, soğuk ve boğucu gücünün üstesinden gelmenin yolları mutlaka vardı.
Ancak daha da önemli bir soru şuydu...
Bunu gerçekten istiyor muydu?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.