Karanlık ve Işığın Dansı

Uğultulu fırtına bulutlarının örttüğü gökyüzü altındaki dünya iyice kararmıştı. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, kırbaç gibi bükülerek yeryüzünü dövüyordu. Gözleri kör eden bir şimşek çakımıyla aydınlanan karanlıkta, iki insan devasa bir canavarın pençelerinden sıyrılıp hızla uzaklaştı.

Nephis, şimdi!

Kelimelerin pek bir hükmü yoktu aslında. Sunny ile Nephis son zamanlarda yaptıkları seçimler yüzünden birbirlerinden uzaklaşmış olsalar da ilişkilerinin özü aynı kalmıştı. Onlar her şeyden önce savaş ortağıydı, geri kalan her şey sonra gelirdi. Bu bağ, başka meseleler üzerine gölge düşürmeden çok önce, Unutulmuş Sahil'de ateşle, gözyaşlarıyla ve kanla dövülmüştü.

Şimdi ise kusursuz bir uyum içinde hareket etme yetenekleri, Valor savaşçılarına o dövme kılıçların bahşettiği yapay birliktelikten bile çok daha üstün bir seviyedeydi.

Birlikte öldürdükleri o ilk Kabuklu Akbaba'dan bu yana, Sunny ve Nephis sayısız savaştan beraber geçmişti. Kız ona kılıç kullanmayı öğretmişti, o da kıza bir usta olarak ruh özünü nasıl kontrol edeceğini göstermişti.

Yaşanan her şeye rağmen, bu bağ asla değişmeyecekti.

...Tabii bu, aralarında başka hiçbir bağ olmadığı anlamına gelmiyordu.

Dehşet Diş öne atıldığı an, Sunny sağa, Nephis ise sola doğru fırladı. Aynı anda kızın yaydığı ışıltının bir kısmı oğlanın gölgelerine karıştı, oğlanın gölgelerinden biri de kızın bedenini sarmaladı.

Güçlerinin toplamı, tek tek sahip oldukları güçten çok daha fazlasını ortaya çıkarmıştı.

Gölgeler ve o parlak ışık sanki birbirleriyle rezonansa girerek her ikisini de olmaları gerekenden katbekat güçlü kılıyordu. Sunny kaynayan bir karanlığa bürünmüş bir siluete dönüşürken, Neph'in ışıltısı daha koyu bir ton aldı. Karanlığın içine göz alıcı beyaz bir ışık nüfuz etmişti; ışık ise içinde tükenmek bilmez karanlık parçacıkları barındırıyor gibiydi.

Işık karanlığı daha da derinleştiriyor, karanlık ise ışığı çok daha belirgin ve parlak kılıyordu.

Üstelik hepsi bu kadarla da sınırlı değildi.

En azından Sunny için durum böyleydi. Fiziksel özelliklerini artıran kendi gölgelerinin aksine, Neph'in alevleri ruhu da tutuşturuyordu. Onun ateşiyle sarmalanan Sunny, özünün çok daha canlı ve sıcak hale geldiğini hissedebiliyordu.

Çok daha kudretliydi şimdi.

Ah... Ne güzel bir his bu böyle...

Nephis tüm gücüyle kendini takviye ediyor olmalıydı. Sunny'nin gölgesinin de desteğiyle, Dehşet Diş'in pençelerinden sıyrılmayı kıl payı başaracak kadar hızlıydı artık.

Sunny ise kıza kıyasla biraz daha yavaştı... Neyse ki aziz, öncelikli hedef olarak Değişen Yıldız'ı seçmişti. Aynı anda her ikisine birden etkili bir şekilde saldıramayacağı için, Sunny'ye yönelen darbe kaçınılması imkansız bir ölümcüllükte değildi.

Sunny içinde hafif bir hoşnutsuzluk hissetti.

Ne yani, yine başa mı döndük? Neph yem olacak, ben de kılıç mı?

Bu durum hiç ama hiç hoşuna gitmemişti.

Her halükarda... Dehşet Diş bir hata yapmıştı. Hem de çok ciddi bir hata.

Sunny'yi göz ardı etmemeliydi.

Çünkü ruhu Neph'in ışığıyla alev alev yanarken, oğlanın bazı yetenekleri de adeta dönüşüm geçirerek muazzam bir güç kazanmıştı. Özünü çok daha rahat harcayabilmesinin de bunda payı büyüktü tabii.

Hazırlan ulan piç...

Nephis sıyrıldıktan sonra yere basıp anında ekseni etrafında döndü; canavarın peşisıra gelen darbesinden ucu ucuna kaçınarak kor halindeki kılıcıyla canavarın koluna bir çizik attı.

Aynı anda Sunny, kendisini gölgelerden oluşan bir dalganın altına bıraktı.

Ancak o gölgelerin içinden çıkan şey bir insan değildi; simsiyah, korkutucu bir zırha bürünmüş, dört kollu bir iblisti. Bu yaratık adeta karanlığın bir dölüydü ama gözleri öfkeli, beyaz bir ışıkla parlıyor, ağzı ise beyaz alevler saçan bir fırını andırıyordu.

İkisi aralarına mesafe koymuştu, bu yüzden Dehşet Diş aynı anda sadece birine yönelebilirdi.

İşte bu yüzden Sunny'nin saldırısına tepki vermekte salise farkıyla geç kaldı.

Daha hızlı. Daha hızlı. Daha hızlı!

Sunny kendini öne doğru fırlatırken, pençeli ayağının altındaki toprak yarıldı ve havaya uçtu. Normalde yumuşak ve belirsiz olan hava, bir anda karşısında aşılması gereken bir duvar gibi dikildi... ve o duvarı yarıp geçti. Yukarıdan süzülen yağmur damlaları sanki havada donup kalmıştı.

Sunny bir çığlık atmak, kükremek, bir savaş narası koparmak istiyordu...

Ama elbette bunu yapmadı.

Düşmana arkadan saldırırken neden yerini belli etsin ki?

Teselli Günahı sessizce indi.

Ancak Dehşet Diş, bir salise önce durduğu yerde değildi artık.

O devasa canavar, yüce kılıçtan kaçınmak için bir şekilde gövdesini bükmüştü; gözle görülemeyecek kadar hızlı bir hareketti bu. Sunny, azizin o devasa bedeninin havayı yarmasından kaynaklanan basıncı ancak bir an sonra hissedebildi.

Sorun değildi.

Dört eli üzerinde çömelerek yere indi ve tepesindeki boşluğu bir şeyin yırtıp geçtiğini hissetti.

Hemen ardından gözleri kör eden bir parıltı ve öfkeli bir hırlama koptu.

Dehşet Diş, Sunny'nin arkadan bıçaklama girişiminden sıyrılmayı başarmıştı belki ama bunu yaparken sırtını Nephis'e dönmek zorunda kalmıştı.

Nephis ise tek bir anı bile boşa harcamayarak bu fırsatı değerlendirdi ve kor halindeki kılıcını canavarın postuna sapladı.

Devasa yaratık geri çekilip bir anlığına durdu ve aşağıya baktı. Yan tarafındaki kavrulmuş kürkün altından derin bir yara görünüyordu. Kan damlaları, kaynayarak böğründen aşağı süzülüyordu.

Yara yüzeyseldi, hiç de ciddi sayılmazdı.

Yine de...

Sunny ve Nephis tek bir darbe bile almamışken, Dehşet Diş, ne kadar küçük olursa olsun yaralanmıştı işte.

Vahşi çehresi öfke dolu bir hırıltıyla buruştu.

Aziz, yeni bir saldırıya girişmeden önce tek bir kelime bile etmedi.

Sözcüklere gerek yoktu zaten, hiçbirinin söyleyecek bir şeyi kalmamıştı.

Artık konuşma sırası kılıçlarında, pençelerinde ve yönlerinde idi.

Ateşin ruhu, gölgelerin dölü ve vahşi bir canavar, o korkunç savaş alanının tam ortasında çarpıştı. Öyle hızlı hareket ediyorlardı ki ne olup bittiğini seçebilmek neredeyse imkansızdı. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun ortasında beyaz ateşten çiçekler açıyor, ölümcül çarpışmalarının şiddetiyle yer yerinden oynuyordu.

Savaşları amansızdı ve etraftaki her şeyi tam bir kargaşaya sürüklüyordu ama kesinlikle bilinçsizce değildi. Aksine, bu amansız hesaplaşmanın ortasında her üçü de tüyler ürpertici bir soğukkanlılıkla, her adımlarını hesaplayarak dövüşüyordu.

Birbirlerini takviye etmelerine rağmen Sunny ve Nephis, Song Klanı'nın azizine kıyasla hâlâ çok daha yavaş ve zayıftı... Ama aradaki fark, adamın onları tek bir hamlede yok edebileceği kadar da açık değildi artık.

En önemlisi de iki kişiydiler. Kaba güç açısından Dehşet Diş'in dengi olmasalar bile, birbirlerini çok iyi tanımalarını ve aralarındaki uyumu kullanarak güç farkını kapatabiliyorlardı.

Böylece savaş tüm hızıyla devam etti.

Düzinelerce saniye içinde sayısız darbe alınıp verildi. Toprak yarıldı, altüst oldu. Yağmur suyu toprağa karışarak her yeri çamura buladı. Çamur alevlerle kavrulup küle döndü.

Kısa bir an için, iki usta ile aziz arasında pamuk ipliğine bağlı bir denge kurulmuş gibi göründü.

Şaşırtıcı bir şekilde, yükselmiş seviyesindeki her sıradan savaşçının başına geleceği gibi Sunny ve Nephis, Dehşet Diş tarafından paramparça edilmemişti.

Hatta onu geri püskürtmeyi bile başarmışlardı.

Ancak Sunny bu gidişattan pek de memnun değildi...

Çünkü bu dengenin uzun sürmeyeceğini çok iyi biliyordu.

Şu anda her iki taraf da sınırlarını sonuna kadar zorlayarak savaşırken, aynı zamanda rakiplerini pür dikkat analiz ediyordu.

Düşmanın güçlü ve zayıf yönlerini ilk çözen taraf kazanacak, bunu başaramayan ise canından olacaktı.

Harika, gerçekten harika...

...Bu konuda Sunny'nin elinde ezici bir avantaj vardı.

Gölge Dansı yolunda yürüyen biri olarak, rakiplerinin her şeyini öğrenme konusunda üstüne yoktu; karşısındaki ister bir insan, ister bir kâbus yaratığı, isterse bir aziz olsun...

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.