Geçmişin Görkemi ve Geleceğin Gölgeleri

Bir zamanlar Solvane topraklarının kalbi olan adada pek bir hareketlilik yoktu. Ateş Bekçileri, anlaşılan o ki buradaki her bir ucubeyi kökten kazıma konusunda oldukça titiz davranmıştı; üzerinden birkaç saat geçmesine rağmen beş Usta’yı rahatsız eden kimse çıkmamıştı. Gerçi onları rahatsız etmeye pek bir şeyin gücü yetmezdi ya, neyse.

Cassie rünleri incelerken, Sunny sadece harabelerin arasında dolaşıyor, Kolezyum’da dövüştüğü günleri yad ediyordu. Diğerlerinin yapacak pek bir işi olmadığından onu takip ediyorlardı; bazen lafa giriyor, bazen de sessizce yürüyorlardı.

En sonunda Effie derin bir iç çeker.

"Bu çok sıkıcı. Bu nasıl bir tatil böyle? Ortam resmen iç karartıcı."

Sunny ona hiç de komik bulmayan bir ifadeyle baktı.

"Ne bekliyordun ki? Bu lanet olası yerde pek de iyi vakit geçirdiğim söylenemez. Sevinçten havaya mı uçmalıydım yani?"

Effie birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.

"Yani... evet? Neden olmasın? Bir düşün. Bu kolezyum harabeye dönmüş ama sen hâlâ ayaktasın. Kutlamak için daha iyi bir sebep mi olur?"

Sunny başını hafifçe yana eğdi, sonra Kızıl Kolezyum’un sarmaşıklarla kaplı kalıntılarına bir kez daha baktı. Burası metruk ve unutulmuş bir yerdi; eski görkeminden eser kalmamıştı.

Görkem... Ona gözü dönmüşçesine arzulayanlar, Umut’un tiyatrosunu bir cinayet tapınağına çeviren o pislikler, aradıklarını asla bulamamışlardı.

Ancak Sunny hayatta kalmıştı. Sadece hayatta kalmakla da kalmamış, artık bir askerin alabileceği en yüksek onur nişanlarıyla donatılmış, takdir gören bir subay olmuştu; üstelik bu madalyaları, Savaş Çığırtkanları’nın yürüttüğü o anlamsız savaştan çok daha manalı bir savaşta kazanmıştı.

Madalyalarına hiçbir zaman pek anlam yüklememişti ama şimdi, Solvane ve onun yobazlarına nispet yapacak bir şeye dönüştüklerinde...

'Vay canına. Lanet olsun. Bu his, onu iki kez öldürmekten bile daha iyiymiş sanki?'

Yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi.

"Pekala, madem öyle diyorsun... Sanırım haklısın Effie. O aptalların olduğundan çok daha etkileyici biriyim, değil mi? Cehennem aşkına, NQSC’de hakkımda film bile çekiyorlar."

Effie ona eğlenen bir ifadeyle göz ucuyla baktı.

"Hop... Hemen gaza gelme bakalım şapşal. Hem ne filmi? Bir tane daha mı?!"

Onun dehşete düşmüş yüzünü görünce Sunny sırıttı.

"Ah, endişelenme. Teknik olarak Melez hakkında."

Effie rahatlamış bir şekilde iç çekerken, Nephis aniden başını salladı.

"Ah, evet. Fragmanını izledim."

Kai ve Sunny şaşkınlıkla ona bakarken, Effie tuhaf bir yüz ifadesiyle oradan uzaklaştı.

"Tanrılar aşkına... Sanırım kusacağım..."

Gerçekten de midesi bulanmış gibi görünüyordu. Sunny onun gidişini izlerken kahkahayı bastı.

"Hey, nereye gidiyorsun? Ortam artık o kadar da iç karartıcı değil, öyle değil mi?!"

Avcı sadece elini salladı ve bir moloz yığınının arkasında gözden kayboldu.

Sunny kıkırdadı ancak Kai düşünceli bir ifadeyle sorunca gülümsemesi silindi:

"Fragman bu kadar çabuk çıktıysa, çekimler için büyük bir bütçe ayırmış olmalılar. Yine de merak ediyorum... Melez’i oynaması için bir aktörle mi anlaşacaklar? Yoksa bir aktrisle mi?"

Sunny’nin gözleri hafifçe yuvalarından fırladı.

"Bu da ne demek şimdi, ne aktrisi? Neden bir aktris oynatsınlar ki?! Geri al o lafı!"

Onlar atışmaya devam ederken, Cassie kan lekeli taşlara kazınmış rünleri incelemeyi bitirdi. Çok geçmeden uçan gemi Kızıl Kolezyum’un harabelerini geride bırakıp gökyüzünü yara yara ilerlemeye başladı.

Gece Zincirli Adalar’ın üzerine çökmüş, Yukarı Gökyüzü ile Aşağı Gökyüzü arasındaki sınırı silip atmıştı. Soğuk yıldızlar, parçalanmış krallık kalıntılarının üzerinde parlıyor, ışıkları karanlık uçurumda yanan uzak alevlerden yansıyordu.

Uçan araç güneydoğuya doğru yol alıyordu.

Sunny’nin Zincirli Adalar’da ziyaret etmek istediği pek fazla yer yoktu. Asıl hedefi, Güneş Prensi’nin cesedinin semavi zincirlere dolanmış halde Aşağı Gökyüzü’nün üzerinde sallandığı Gemi Enkazı Adası’ydı... Ama bir yer daha ilgisini çekiyordu.

Gölge Lordu’nun harabe kalesinin bulunduğu ve Kabus’la dövüştüğü Güney Adası.

Kara küheylan onun Gölgesi olmuştu ama o sadece Büyü’nün bir hayaliydi. Sunny, gerçek Kabus’a ne olduğunu merak etmekten kendini alamıyordu... Acaba hâlâ buralarda, Rüya Alemi’nin bu bölgesinde bir yerlerde olabilir miydi?

Karanlık atın artık Güney Adası’nda olmadığı kesindi. Ne de olsa Sunny, daha ne olduğunu bile bilmeden uyanık dünyadaki harabe kaleyi ziyaret etmiş; Effie ve Kai’yi Zincirli Adalar’a orada karşılamıştı ve Kabus’la karşılaşmamıştı.

Yine de belki bazı ipuçları kalmıştı.

Gölge yaratığın kalede kaldığı, ölü bir ustanın hisarını inatla koruduğu o günlerin üzerinden sayısız yıl geçmişti. Gerçek Kabus hâlâ hayatta mıydı? Güçlenmiş miydi? Rüya Alemi’ndeki diğer her şeyi ve herkesi yutmuş gibi görünen o Yozlaşma’ya yenik mi düşmüştü?

Sunny bunu bilmek istiyordu ama her şeyden çok, bir gölge yaratık bulmakla ilgileniyordu. Bu durum en kötü ihtimalle bir sürü parçaya, en iyi ihtimalle ise yeni bir Gölge’ye kapı açabilirdi.

Güney Adası bir yana... Nephis’in aklında belli ki gidilecek bir yer yoktu. Effie, Kadeh Tapınağı’nı ziyaret etmek istiyordu.

Kai, belki de geçmişi yad etmek için Fildişi Şehri’ne dönmek isterdi... Ama o şehir artık yoktu. Aşağı Gökyüzü’ne düşmüş, yerini bir gün tüm Zincirli Adalar’ı yutacak olan ve sürekli büyüyen o Gözyaşı’na bırakmıştı.

Tuhaf bir şekilde, Cassie’nin gitmek isteyeceği yer de yok olmuştu. Kuzeydeki Kişi olan akıl hocasına aylarca baktığı Gece Tapınağı, Gök Akını ile Aziz Cormac arasındaki savaşın sonucunda yerle bir edilmişti.

Yine de kör kız listeye bir yer daha ekledi. Hem de oldukça tuhaf bir yer: Gölün tekinsiz bir yaratığının bir zamanlar onlara Yakut Bıçak’ı bahşettiği ada. Sunny orada ne bulmak istediğini bilmiyordu ama bu isteğine bir itirazı da yoktu.

Ancak önce Güney Adası’na gidiyorlardı, yani o ürpertici yer hâlâ epey uzaktaydı.

Yıldızlı gökyüzünün manzarasının tadını çıkaran Sunny, serin gece havasını içine çekti ve arkadaşlarının sohbetini dinlerken gülümsedi.

Antarktika’ya döndüğünde onu bekleyen tehlikeler ve korkunç tehditler olacaktı ama önündeki birkaç gün boyunca hayat sakin ve sorunsuz geçeceğe benziyordu. Biraz keşif, biraz hazine avı ve biraz da dövüş olacaktı; ama o kahredici türden değil. Gerçekten de bir tatil gibiydi.

Gülümsemesi biraz hüzünlü bir hal aldı.

'...Lanet olsun. Rüya Alemi ne zamandan beri uyanık dünyadan daha yaşanılır bir yer haline geldi böyle?'

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.