Gündüz vakti çöl tam bir cehennemdi. Gaddar ve küçük güneş, el değmemiş beyaz dünyayı boğucu bir sıcakla yıkıyor; Uyanmış olanlara sanki bedenleri ve zihinleri bu kör edici beyaz radyasyonun içinde yavaş yavaş eriyormuş gibi hissettiriyordu.
Sıradan insanlar bu kavurucu fırında tek bir gün bile dayanamazdı fakat kıdemli Uyanmış savaşçılar bile hayatta kalmakta zorlanıyordu. Hazırlıklı gelmemiş olsalardı... Valor askerleri, böyle bir yolculuğun ne kadar ızdırap verici olacağını hayal ettiklerinde dayanılmaz sıcağa rağmen ürperiyorlardı.
Çağrı tarafından bu cehenneme sürüklenen hükümet askerlerinin ise hiç şansı yoktu. Ne de olsa, diğer tehlikeler bir yana, ellerinde sıcağı hafifletecek ve sınırsız su rezervi yaratacak Yadigar bulunma ihtimali oldukça düşüktü.
Hepsinden önemlisi, bir haritaları yoktu.
Büyük klanın gözcüleri tarafından hazırlanan kaba taslak harita, Warren’ın mangası ile o zavallı aptallar arasındaki en hayati farktı.
Çünkü çöl gündüzleri cehennem gibiyse, geceleri sonsuz kat daha korkunçtu. Sıcaklık geri çekiliyor, yerini ölümcül bir soğuğa bırakıyordu... Ve bir zamanlar bu topraklarda çarpışmış kadim orduların ölü askerleri, ebedi savaşlarına devam etmek için kumların altından doğruluyordu.
Burası, İblisler ile Tanrılar arasındaki dünyayı sona erdiren savaşın son cephelerinden biriydi. Burada kimlerin savaşıp düştüğü düşünülürse, kadim askerlerin lanetli kalıntıları bile fanilerin yüzleşemeyeceği kadar dehşet vericiydi.
Beyaz çölün tek bir lütfu varsa, o da bu lanetli kalıntıların küçük Kabus Kapıları'ndan geçip uyanık dünyaya giremeyecek kadar güçlü olmalarıydı.
Tabii beyaz kum tepelerinde yaşayan sayısız başka Kabus Yaratığı da vardı. Bu ucubelerin harekete geçmek için geceyi bekleme zorunluluğu yoktu; her ne kadar gölgelerde kalmayı tercih etseler de, Mordret ve yoldaşları çölü boydan boya geçerken azımsanmayacak kadar çok dehşetle çarpışmak zorunda kalmıştı.
Sıcaklık, kör edici ışık ve gözü dönmüş Kabus Yaratığı sürülerinin saldırısına uğrama tehlikesi...
Sinir bozucu.
Mordret, kılıcını çevik bir ucubenin gövdesine sapladı, ardından kalkanıyla vurarak yaratığı hem kılıcından kurtardı hem de geriye fırlattı. Ter yüzünden aşağı süzülüyor, miğferi bir fırın kadar sıcak geliyordu. Serin kalmak için kullandığı tılsım bile, daha fazla özü açgözlülükle yutmasına rağmen zorlanıyor gibiydi.
Hemen yanında biri sendeledi ve dizlerinin üzerine çöktü.
Mordret ileri atılarak Uyanmış savaşçıyı üzerine doğru atılan bir Kabus Yaratığına karşı korudu. Yaratığın ivmesi kırılınca, diğerleri yanlardan saldırarak canavarı yere serdi.
Eğilip Uyanmış savaşçının ayağa kalkmasına yardım etti.
"Ah... lanet olsun. Özür dilerim Warren. Sıcak çarptı."
Mordret başını salladı.
"Rahatla Crass. Nefes al. Biraz su iç. Bu sonuncusuydu."
Diğer savaşçılar sürünün geri kalanını çoktan temizlemişti. Hepsi yorgun görünüyordu, bakışları ise karamsardı.
"Warren, dinlenebilir miyiz?"
Varo’nun normalde kaygısız olan sesi bu kez gergin ve bitkin geliyordu.
Mordret miğferinin siperliğinin ardında gülümsedi.
"Vakit yok. Güneş batmadan hedefe ulaşamazsak hepimiz ölürüz. Ah, hemen yelkenleri suya indirme Agathe... bugün son gün! Neredeyse vardık."
Gerçekten de Şövalye Shtad’ın kuvvetleriyle buluşma noktasına yaklaşmışlardı. Yükselmiş olanların hazırladığı haritayı takip ederek bir sığınaktan diğerine ilerlemiş, geceleri oralarda saklanıp gündüzleri acımasız çöle göğüs germişlerdi.
Ancak şimdi, bu yolculuğun sonuna yaklaşıyorlardı.
Mordret kılıcındaki kanı silkeledi ve kalkanını deri kayışıyla sırtına astı.
"Hadi beyler! Bu haşereler bizi zaten yeterince oyaladı. Adımlarınızı sıklaştırın!"
Kıdemli seçkinler tereddüt etmeden onu takip etti.
Güneş ufkun ardında kaybolmaya yüz tutmuşken, kumların altından siyah bir dikilitaş gibi fırlayan kalıntılardan birine yaklaştılar. Kadim yapı kırılmış ve bir yana yatmıştı; amacı ve orijinal şekli zamanın akışıyla çoktan silinmişti. Yapı, içinde ferahlatıcı bir serinlik barındıran uzun bir gölge düşürüyordu.
Gölgenin derinliklerinde tek bir ışık yandı ve birkaç kez yanıp sönerek şifreli bir mesaj iletti. Mordret ışık saçan bir Yadigar çağırdı ve üzerini avucuyla kapatarak cevap verdi.
Bunun ardından harabeye doğru ilerlediler.
Yıkık duvarın yanında, siyah çelikten ağır bir zırh kuşanmış uzun boylu bir figür duruyordu. Cehennemvari çölün kavurucu sıcağıyla çevrili olmasına rağmen, adam yılmaz ve vakur görünüyordu. Yıpranmış yüzü sakin ve soğuktu.
Şövalye Shtad, en az namı kadar korkutucuydu.
Omzunda ağır bir balta-mızrak asılıydı ve etrafındaki kana bulanmış kumların üzerinde, korkunç şekilde parçalanmış canavar cesetleri yığılıydı.
Mordret yorgunmuş gibi yaparak başıyla selam verdi.
"Efendi Shtad. Sizi görmek güzel."
Valor Şövalyesi onları birkaç saniye süzdükten sonra onaylarcasına başını salladı.
"Seni de görmek güzel Warren. Gel. Gece çöküyor."
Onları harabenin derinliklerine, obsidyen taşlar arasındaki bir yarığın kadim yapının içine yol açtığı yere götürdü.
Kısa süre sonra Mordret, yarısı beyaz kumla dolmuş yeraltı bir odada buldu kendisini. Orada bir grup Uyanmış dinleniyordu; hırpalanmış ve bitkin görünüyorlardı ama içinde bulundukları ortamın vahimliğine kıyasla fazlasıyla rahattılar.
Gözcüler.
Warren’ın grubunu sırıtmalarla ve samimi hareketlerle karşıladılar.
"Nihayet! Takviye beklerken kafayı yemek üzereydik."
"Gelin bir şeyler yiyin çocuklar. Yorgun olmalısınız."
"Gelen Warren ve adamlarıymış. Güzel. O yaratığın hiç şansı kalmadı..."
Herkes yerleşince yiyecek ve taze su dağıtıldı. Herkes yorgun ve açtı; bu yüzden bir süre sessizlik içinde soluklandılar, sıcağın etkisinden kurtulmaya çalışıp yemek yediler.
Onlar dinlenirken, tepelerinde yavaş yavaş tüyler ürpertici bir gürültü yükseldi ve kısa sürede korkunç bir kakofoniye dönüştü. Eski kemikler ebedi savaşlarına devam etmek için bir kez daha kumdan dışarı sürünüyordu.
Bir noktada Mordret matarasını kenara koydu ve ustalıkla sergilediği bir saygı ve hayranlıkla Şövalye Shtad’a baktı.
"Efendi Shtad... emrinizdeyiz. Niyetiniz nedir?"
Yılmaz Şövalye bir an duraksadı. Ardından yüzünde sakin bir gülümseme belirdi.
"Niyetim basit Warren. Yarın Muhafız’ı katledeceğiz... ve Hisar’ı alacağız."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.