Çıkış Yolu

Lanet olsun, lanet olsun, lanet olsun...

Sunny peşlerindeki yaratığın tam olarak ne olduğunu kestiremiyordu. Ele geçirilmiş cesetlerin tek bir varlığın kuklaları olmadığını, bir tiranın hizmetkarları gibi ayrı canavarlar olduğunu ummuştu... Ama öyle olsalar bile, aralarında bilgi paylaştıkları çok açıktı.

Umutlarının gözlerinin önünde yıkılmasıyla bu acı gerçeği kavradı.

Eğer Kapı muhafızının kuklaları arasında bir bilgi akışı olmasaydı, hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranıp zaman kazanabilirdi. Fakat ele geçirilmiş yedi usta, Sunny'nin onların ne olduğunu bildiğinin farkındaydı.

Yavaşça hareket etmeye başladılar. İlk başta bu hareketleri göze çarpmayacak kadar sinsiceydi ama çok geçmeden hâlâ insan kalan yükselmişlerin etrafını sarmaya çalıştıkları anlaşıldı.

Yüzlerinde insanı ürperten sırıtmalar vardı.

Bir tarafta, Ulu bir canavarın gücüne sahip, ele geçirilmiş yedi ceset duruyordu.

Diğer tarafta ise Sunny, Nephis, Kai, Effie, Jet, Seishan, Morgan ve henüz canavara dönüşmemiş on bir usta vardı.

Morgan'ın elinde üç sıra dışı eko kalmıştı. Seishan'ın ise bir.

Sunny'nin elinde ise Aziz ve Kâbus vardı.

...Ve bir de iblis.

Aslında bu çelimsiz goblin, hayatta kalmalarının tek anahtarıydı.

Herkesi yaklaştır.

Sunny durumu çoktan Morgan'a anlatmış ve diğer müttefikleriyle planı kurmuştu. Hayatta kalmak için tek şansları kaçmaktı... Ancak ele geçirilmiş cesetlerin kurduğu çemberi yarmak imkansız görünüyordu.

Yine de denemek zorundaydılar.

Ne yapacağını bilen Morgan, sakin adımlarla henüz Kapı muhafızının eline düşmemiş on bir yükselmişe bakarak seslendi:

"Sizler! Buraya gelin. Erzak ve su durumumuz hakkında sorularım var... Sen de gel. Şu deriden kaç çadır çıkarabiliriz?"

Ustalar ellerindeki işleri bırakıp ona doğru yürüdüler. O sırada onlar bile havada dönen tuhaflığı hissetmeye başlamıştı.

Grup içi bir bölünme yaşanıyordu; bir kesim boş kulenin ortasında toplanmışken, diğer kesim onların etrafını saracak şekilde yayılmıştı.

Rüzgarın hırpaladığı kadim çelik feryat edercesine gıcırdıyordu.

Hepsi bu kadar. Dışarıda üç yükselmiş daha var... Ama onlardan sadece ikisi insan.

"Leydi Morgan? Neler oluyor?"

İnsan ustaların kafası karışmış gibiydi.

Bu sırada diğerleri usulca yer değiştirerek gevşek bir savaş formasyonu alıyordu. Silahlar çoktan kınlarından çıkmıştı.

Kıpırdamadan duran tek kişi Sunny'ydi.

Yedi Ulu canavarla savaşmaya çalışmanın ne anlamı vardı ki?

"Daha yakına gelin."

Az kaldı... Sadece birkaç saniye daha dayanmam gerek!

Morgan adamlarına sert bir bakış fırlattı, ardından sesindeki tonu bozmadan tekrarladı:

"Daha yakına gelin."

Adamlar birbirlerine bakıp tereddütle birkaç adım öne çıktılar.

Tam o anda...

Sırıtan cesetler de onlarla birlikte birer adım attı.

"Kai, şimdi!"

Sunny'nin çığlığı, bükülen çeliğin gıcırtısında kayboldu.

Fakat o gıcırtı da hemen ardından Kai'nin sesiyle bastırıldı.

Yakışıklı okçu sadece tek bir kelime fısıldadı ama bu kelime boş kulenin içindeki tüm karanlık boşlukta yankılanarak her yeri kapladı:

"Durun."

Kahretsin...

Sunny daha önce Kai'nin yükselmiş yeteneğinin hedefi olmamıştı; daha doğrusu onun bu üzerindeki baskısını hiç hissetmemişti. Arkadaşı genelde sesinin gücünü askerleri cesaretlendirmek, onlardaki savaşma ve hayatta kalma arzusunu körüklemek için kullanırdı.

Ancak yapabildikleri bundan ibaret değildi.

Bülbül'ün gerçek gücü, canlıları etkisi altına alıp onları kendi iradesine boyun eğdirmekti.

Kai herkesin durmasını emrettiğinde, sanki dünya bir anlığına buz kesti.

Sunny, zihinsel savunmasının yüksekliği sayesinde hâlâ hareket edebiliyordu ama üzerine koca bir dağ çökmüş gibi hissetmekten de geri duramadı. Bu fiziksel bir ağırlık değildi. Daha ziyade, neden hareket etmek istediğini hatırlamakta zorlanıyordu.

Büyük bir çabayla zihnini toparlamayı başardı.

Diğerleri de bu emre karşı farklı seviyelerde direnç göstererek benzer bir mücadele veriyordu.

Yedi ceset bile sendeledi. Ancak bu etkiyi neredeyse anlık bir refleksle üzerlerinden attılar... Yine de bu süre, Sunny'nin ihtiyacı olan o birkaç saniyeyi kazanmasına yetmişti.

Çünkü tam o an, bütün kule aniden sarsıldı...

Ve çöktü.

Metal yırtılmasının derinden gelen gıcırtısı ve tiz bir çığlık sesi ortalığı kapladı; ardından rüzgar ve ışık, çelik parmağın içini doldurdu.

Bunun sebebi elbette iblisin kulenin dış katmanlarını neredeyse tamamen kemirip bitirmiş olmasıydı.

Sunny, hayatta kalan grubun gözcülerini fark eder etmez obur goblini çağırmıştı. O sırada Effie'yi selamlıyor, Morgan'la konuşuyor, onu tehlikeye karşı uyarıyor ve Kapı muhafızının yedi kuklasının etrafını sarmasını izliyordu; obur iblis ise sessizce çelik parmağın dışını kemirmekle meşguldü.

Ve sonunda kule kendi ağırlığını taşıyamayarak devrildi.

İçerideki serin gölge, kör edici güneş ışığıyla saniyeler içinde paramparça oldu.

...Ama etrafta hâlâ pek çok gölge vardı.

Sunny gölgeleri çağırarak bir anda düzinelerce karanlık dokunaç var etti. Bu dokunaçların bir kısmı, tonlarca çeliğin altında kalmayan cesetlerin bedenlerine dolandı ama saniyeler içinde parçalandı.

Tabii bu sadece dikkat dağıtmak içindi.

Geri kalan gölge dokunaçları insanları yakalayıp onları düşen metallerin altından çekerek çölün acımasız sıcağına doğru fırlattı.

Aynı anda, kıvılcım kasırgasının içinden sıyrılan sıra dışı ekolar canavarların üzerine atıldı. Herkes düşmanı yavaşlatmak için elinden geleni yapıyordu.

Çığlıklar, gürültüler yükseldi. Beyaz alevlerin patlamasıyla birlikte havayı kesen sayısız bıçağın keskin sesi duyuldu. Kan döküldü.

Beyaz kumların üzerine düşen Sunny, yuvarlanarak ayağa fırladı.

"Kaçın!"

Çoğu kuleden çıkmayı başarmıştı ama Morgan'ın çağırdığı on bir yükselmişten beşi ortalıkta görünmüyordu.

Etraftaki beyaz kum tepeleri sarsıldı, ardından büyük bir gürültüyle patlayarak her yeri devasa bir toz bulutuyla kapladı.

Kai, Effie'nin elini tutarak havaya süzüldü.

Kâbus karanlığın içinden fırlayıp Jet'e doğru koştu.

Morgan'ın çelikten yapılmış, boynuzlu bir savaş atına benzeyen kendi binek hayvanı vardı.

...Sunny ise kendini Nephis'in yanında buldu.

Ne yaptığını düşünmeden onu sıkıca kavradı...

Ve gölgelerin arasından geçti.

Bir an sonra, ikisi birkaç kilometre ötede, yüksek bir kum tepesinin gölgesinde belirdi.

Sunny, gölge adımı kullanırken Nephis'i de peşinden sürüklemişti.

Sunny şaşkın bir ifadeyle Nephis'e bakarken, kız da gözlerini faltaşı gibi açmış ona bakıyordu.

"Bu... bu neydi?"

Ağzını açtı ama bir an duraksadı.

"Şey... işe yarayabileceğini düşündüm sadece. Bak işte, yaradı da."

Sunny gölgelerin arasından geçerken normalde başka bir canlıyı yanına alamazdı ama yeteneği, bazı durumlarda Nephis'i kendisinin bir uzantısı olarak gördüğünü zaten kanıtlamıştı. Ya da daha doğrusu... Sunny'yi Nephis'in bir parçası olarak kabul ediyordu.

Aralarında gölge bağı vardı, bu da ruhlarının birbirine mühürlendiği anlamına geliyordu. Sunny'nin bu durumdan hoşlanması gerekmiyordu...

Ama bunu kullanmamak da aptallık olurdu.

Nephis bir süre ona baktı, ardından başını salladı.

"Tamam."

Biraz daha baktıktan sonra ekledi:

"Artık beni bırakabilirsin."

Sunny çarpık bir şekilde gülümsedi.

"Ah, inan ki bırakamam."

Tam o sırada siyah bir at kum tepesinin üzerinden atlayıp aşağı doğru süzüldü. Jet, Kâbus'un sırtından geçerken bağırdı:

"Kımıldayın! Peşimizdeler!"

Özünü sonuna kadar kullanan Sunny içini çekti ve Nephis'i tekrar gölgelerin derinliğine çekti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.