Karanlık, kapkara bir küheylan Kabus Çölü'nün beyaz kumları üzerinde adeta uçuyor, peşindeki görünmez bir dehşetten kaçıyordu. Sunny, semerinde öne doğru eğilmiş, kavurucu rüzgara karşı gözlerini siper ederek Avuntu Günahı'nı savuruyordu. Yer altından fırlayan bir el temiz bir darbeyle bileğinden kesildi ve havada süzülen bir kül girdabına dönüşerek yok oldu.
Kahretsin... Çok inatçı çıktı.
Arkasında, çölün devasa bir bölümü değişime uğruyordu. İnsan neye bakacağını bilmedikçe bunu fark etmesi neredeyse imkansızdı; kumların arasından geçen ufacık sarsıntılar, kum tepelerinin hafifçe eğilmesi, gölgelerin belirsizce yer değiştirmesi...
Kumun altında çok büyük bir şey hareket ediyor, onu takip ediyordu.
Kabus'u güçlendirmek için beş gölgesinden dördünü zaten kullanmıştı. Geriye kalan tek gölgeyi ise Yeraltı Zırhı aracılığıyla Ateş Hatırası'nın efsununu artırmak için ayırmıştı. Bu sayede çölün o katlanılmaz sıcağından az da olsa kaçınarak biraz rahatlama şansı bulmuştu.
Fakat dört gölgenin desteğine rağmen binek hayvanı bu yaratığı atlatabilecek kadar hızlı değildi.
Daha da kötüsü, çölün bu bölgesindeki tek yaratık o değildi.
Aslında Sunny'nin etrafı tamamen Kabus Canavarları ile sarılmıştı.
Sayısız canavar, hiç durmadan aynı yöne doğru ilerliyordu. Hepsi o tatlı vaadin peşinden, çiçek açan Kabus Tohumu'nun çağrısına kapılmış gidiyordu.
Neyse ki yaratıkların çoğu tuhaf bir hal içindeydi. Sanki hipnotize olmuş gibiydiler; tohuma ulaşıp onun aracılığıyla uyanık dünyaya geçmek dışındaki her şeyi unutmuş gibi görünüyorlardı. Sunny yollarına çıkmadığı sürece çoğu ona dönüp bakmıyordu bile.
Bu durum gerçekten de son derece ürkütücüydü.
Sunny şimdiye kadar Kabus Canavarlarını hep ölümcül bir öfkenin pençesindeyken görmüştü. Yanından böyle kayıtsızca, hiç umursamadan geçip gitmeleri, onlarla kanlı bir savaşa girmekten bir şekilde daha korkutucuydu.
Berbat, berbat, tam bir felaket...
Çöl alabildiğine geniş ve kusursuz bir beyazlıktaydı. Devasa yaratıklar, aralarında ciddi mesafeler bırakarak ağır adımlarla kumların üzerinde ilerliyordu. Gölgeleri, beyazlığın ortasında upuzun, keskin siyah çizgiler oluşturuyordu.
Gölgelerin bu denli uzaması, güneşin zaten iyice alçaldığını gösteriyordu. Gece yakındı...
Sunny küfrederek Kabus'u sola doğru sürdü, en yakındaki yürüyen karaltıya doğru yöneldi. Görünüşe bakılırsa bu, Yozlaşmış bir Canavar'dı. Akrep benzeri kuyruğu ve dört güçlü pençesiyle devasa, korkunç bir şeydi. Böceğimsi gözleri, ufkun çok ötesinde gizli kalmış bir noktaya dikilmişti.
Yaratık tehlikeliydi.
Ama Sunny daha tehlikeliydi.
Kabus, canavarın yanından akılalmaz bir hızla geçerken Avuntu Günahı havayı yardı ve yaratığın kafasını tek bir hamlede gövdesinden ayırdı. Kafası uçan yaratığın yanından hiç yavaşlamadan rüzgar gibi geçip gittiler.
Saniyeler sonra kumun altından sayısız el yükseldi. Hızla uzaklaşan Sunny kafasını çevirdiğinde, o ellerin kanlar içindeki gövdeyi kavrayıp kumun derinliklerine doğru çektiğini gördü. Çok geçmeden yüzeyde kaynayan birkaç damla kandan başka hiçbir şey kalmadı.
Sanki o devasa canavar orada hiç var olmamış gibiydi.
En azından o görünmez dehşet, bu kanlı adakla açlığını yatıştırmış olacak ki artık peşini bırakmıştı.
Lanet olsun...
Bir süre sonra nihayet yavaşlamaya cesaret edebildi.
Kabus'u yüksek bir kum tepesinin zirvesinde durduran Sunny derin derin nefes aldı. Ardından iki gölgesini daha bedenine sararak Ateş Hatırası'nın etkisini artırdı. Ancak bu şekilde biraz olsun rahat nefes alabildi.
Sonsuz Pınar'ı çağırıp kana kana içti, soğuk suyun bedenine yeniden hayat vermesine izin verdi. Sonra elindeki o güzel, cam şişeye baktı.
Bir anda, dördüncü aşamadan kalma bu pasif Hatıra, sahip olduğu en değerli şey haline gelivermişti. Bir gün bunun bu kadar hayati olacağını kim tahmin edebilirdi ki?
Su önemliydi. Fakat normalde suya ulaşmanın pek çok yolu olurdu; Sunny, Yaban Hayatta Kalma dersleri sırasında farklı çevrelerde içilebilir su bulmanın veya üretmenin pek çok yöntemini öğrenmişti.
Ancak bu korkunç çölde o yöntemlerin hiçbiri işe yaramazdı.
İç çekerek Sonsuz Pınar'ı geri gönderdi ve etrafına bakındı.
Kum tepesinin zirvesinden bakınca çok uzakları görebiliyordu. Gerekirse çevreyi kolaçan etmeleri için gölgelerini de gönderebilirdi. Fakat bu çok riskli olurdu; bu tehlikeli ve ne yapacağı kestirilemeyen topraklarda tek bir gölgesinden bile ayrılmaya henüz hazır olduğundan emin değildi.
Zaten buna gerek de yoktu.
Gözünün alabildiği her yer beyaz kum tepeleriyle kaplıydı. Aynı yöne doğru ilerleyen sayısız Kabus Canavarı da net bir şekilde seçiliyordu. Ayrıca çölün dört bir yanına dağılmış, kumlara yarı yarıya gömülmüş siyah kalıntılar vardı.
Bu kalıntılar pek bina enkazına benzemiyordu. Şekilleri çok tuhaftı ve ölçüleri tamamen mantıksızdı. Her ne amaçla yapılmış olurlarsa olsunlar, yapılar boyut olarak birbirinden çok farklıydı. Küçük bir kalıntı pek sığınak sayılmazdı ama gördüğü büyük yapılardan bazıları gece çöktüğünde onu kurtarabilirdi.
Tabii bir de o siyah piramit vardı.
Sunny, piramidin tekinsiz karaltısına bakarken nefesini tuttu.
Ariel'in Mezarı, çok uzaklarda olmasına rağmen her zaman görüş alanındaydı. Ancak o kusursuz bir simetriye sahip siyah yapıya doğru ne kadar ilerlenirse ilerlensin, mesafe hiç azalmıyor, bir serap gibi hep ulaşılamaz kalıyordu.
O şey gerçek bile olmayabilir.
Ama Sunny onun gerçek olduğunu hissediyordu. Ayrıca oraya yaklaşmanın bir yolu olması gerektiğini de biliyordu; Nephis daha önce o siyah piramidi hiç görmemişti, bu da piramidin yalnızca çölün belirli bölgelerinden görülebildiği anlamına geliyordu.
Yani oraya giden bir yol mutlaka olmalıydı.
Aman, kimin umurunda?
Sunny'nin hiç umurunda değildi. Ariel'in Mezarı'nı fethetmek gibi bir hayali yoktu. Aksine, oradan ne pahasına olursa olsun uzak durmak istiyordu.
Tek isteği arkadaşlarını bulmak ve bu lanetli çölden bir an önce kaçıp kurtulmaktı.
Yüzünü ekşiten Sunny, kilometrelerce ötede kumların arasından yükselen büyük kalıntılardan birini gözüne kestirdi ve Kabus'u dörtnala oraya doğru sürdü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.