Bir an kimse kıpırdamadı. Sunny bu çöp mahlukla nasıl baş edeceğini tartarken, pususu kısmen boşa çıkan mahluk da muhtemelen Sunny'yi nasıl geberteceğinin hesabını yapıyordu.
...Ya da belki de o lanet yaratık sadece onun kıvranışını izlemekten keyif alıyordu. O iğrenç kafanın içinde neler olup bittiğini kim bilebilirdi ki?
Sunny'nin zihninden yüzlerce düşünce ışık hızıyla geçti. Neresinden bakarsa baksın, durum hiç açıcı görünmüyordu. Kendisi ve iki Gölge'sinin bu yaratığı gebertmeye yeteceğinden en ufak bir şüphesi yoktu. Neticede bugüne dek kendi elleriyle canını aldığı Yozlaşmış canavarların hesabı yoktu. Fakat asıl mesele, onu yeterince hızlı öldürüp öldüremeyecekleriydi.
Bu sefil yaratık hem çok güçlü hem de inanılmaz derecede kaypaktı. Sağda solda ışınlanıp duran biriyle dövüşmek tam bir kâbustu. Sunny, geçmişte katlettiği tüm o zavallı piçler için gecikmiş bir acıma hissetti. Hepsi büyük ihtimalle kahrolarak, gözleri açık gitmişti.
Beter olsunlar.
Ordu Komutanlığı şehrin altındaki patlayıcıları patlattığında, Bloodwave'in de dediği gibi Aziz muhtemelen bu cehennem ateşinden sağ çıkabilirdi. Kâbus ve kendisi de sığınacak yeterince derin bir gölge bulabilirlerse bu felaketi çizik bile almadan atlatma şansına sahipti.
Ancak askerleri için durum hiç de öyle değildi. Onlar Aziz, hatta Yükselmiş bile değillerdi. Onları bu yıkımdan koruyacak Yetenekleri de yoktu. Luster'ın ağır yaralı olduğunu ve çok kan kaybettiğini saymıyordu bile. Uyanmış biri olarak pat diye kan kaybından ölmezdi belki ama onu acilen bir sıhhiyeye, hatta tercihen gerçek bir şifacıya yetiştirmek hayati önem taşıyordu.
Asıl sorun, geri çekilmeye karar verirlerse takımı koruyabileceğinden emin olamamasıydı. Gölgelerin arasından süzülebilen bir düşman son derece hareketli ve kestirilemezdi. Her an, her yönden fırlayabilecek Yozlaşmış bir İblis'e karşı savunmasız hedeflerden oluşan bir grubu korumak akıl kârı değildi.
Kahretsin! Kahretsin! Piç kurulusu sadece etimden bir parça koparmakla kalmadı, o et yüzünden başıma tam bir bela kesildi!
Ne kalıp dövüşebiliyorlardı ne de geri çekilebiliyorlardı.
Bu piç, etraflarındaki her şeyin patlamak üzere olduğunu gerçekten biliyor muydu? Yoksa Sunny'yi en kötü anında yakalayacak kadar şanslı mıydı sadece?
Eğer öyleyse, böyle şansın içine tükürsünler...
Mahluk, sanki Sunny'ye sıkıysa gel de al der gibi kafasını hafifçe yana eğdi. Kıvrımlı palasının ucu, her an hamle yapmaya hazır şekilde biraz aşağı kaydı.
Sunny bir an ona dik dik baktı, ardından içinden sövüp arkasına dönerek sakin ve kararlı bir tonda emrini verdi:
"Kim... Luster'ı al, atıma atlayıp hemen buradan defolun. Onu bir şifacıya yetiştirin. Geri kalanlar, yayan geri çekilin. Aziz sizi koruyacak."
Bacaklarının olması gereken yere şaşkınlıkla bakmakta olan Luster, sesini duyunca kafasını kaldırdı ve titrek bir sesle sordu:
"P-peki ya... ya siz Kaptanım?"
Sunny sırıttı.
"Ben bizim bu arkadaşla biraz laflayayım. Merak etmeyin... Golyat'ı ve Karanlığın Kalbi'ni atlatıp buraya kadar geldikten sonra bugün bu sefil mahlukun elinde ölmeye niyetim yok. Hadi, durmayın!"
Kim çoktan genç adamı Kâbus'a doğru sürüklemeye başlamıştı bile. Yüzü bembeyazdı ama gözlerinde çaresiz bir kararlılık vardı. Mahluk onlara göz ucuyla kısa bir bakış fırlattı, ardından tekrar Sunny'ye kilitlendi.
Ağzı açıldı... Ve içinden birden boğuk, tırmalayıcı bir ses döküldü:
"Geber, bugün. Sefil... mahluk."
Ardından Sunny'nin kulaklarına çirkin, hırıltılı bir ses çalındı.
Piç kurulusu resmen gülüyordu.
Sunny kaşlarını çattı. Bu iğrenç mahlukun kendisiyle dalga geçmesi umurunda bile değildi ama yine de yüreği bir an buz kesti. Konuşabilen Kâbus Yaratıkları son derece nadirdi... Ve hepsi dehşet verici derecede tehlikeliydi.
Buna kendisi bizzat şahitti.
Sunny zaten huzursuzdu ama şimdi tedbirini iki katına çıkardı. Bu çöp mahluk çok tehlikeliydi. Bu sefil yaratık en başından beri normal değildi zaten. Çok hızlı güçleniyor, patlamalı bir şekilde büyüyordu. Tabii ki Antarktika, böyle bir mahlukun güçlü canavarların leşleriyle beslenmesi için biçilmiş kaftandı ama yine de...
Sunny'nin sezgileri, bu yaratıkla tek başına dövüşmenin korkunç, felaket bir hata olacağını fısıldıyordu.
Fakat başka çaresi yoktu.
Kabullenmiş bir edayla içini çekti.
Bugün şansım gerçekten yerin dibinde.
Geriye sadece Sunny, çöp mahluk ve gölgeler kalmıştı.
Golyat, Karanlığın Kalbi, bitmek bilmeyen Kâbus Yaratıklarının arasından savaşarak geçmek ve şimdi de bu.
Sunny yaralıydı, yorgundu ve perişan haldeydi.
Öyle ki, içten içe öfkelenmeye başlıyordu.
Pekala... Pekala, madem öyle gel bakalım, seni çürümüş çöp yığını...
Öfkesini kusmak için karşısında dörtdörtlük bir Kâbus Yaratığı duruyordu işte.
Sunny bu yaratığı öldürmeyi zaten iki kez elinden kaçırmıştı. Bugün kader ona bu işi bitirmesi için cömert bir fırsat daha sunuyordu ve bunu ellerinden kaçırmaya hiç niyeti yoktu.
Mahluk, nefretle beslenen takıntısıyla LO49'dan Antarktika Merkez'in cehennem sıcağına kadar Sunny'yi takip etmiş, garip ve mantıksız bir hırs sergilemişti.
Şey, Sunny'nin kendisi de pek mantıklı biri sayılmazdı.
Sürekli mantıklı davranmaktan zerre kadar haz aldığı da yoktu zaten.
Artık yeter...
Gözlerinde karanlık, hafifçe delice bir ışık belirdi.
Arkasında Kim, Luster'ı Kâbus'un sırtına itip kendisi de arkasına atladı. Siyah aygır anında öne fırladı, boş yolda akılalmaz bir hızla süzüldü. Belle, Dorn ve Samara da Aziz'in koruması altında onu takip etti.
Geriye sadece Sunny, çöp mahluk ve gölgeler kaldı.
...Ve ayaklarının altında bir yerlerde duran tonlarca patlayıcı.
O tehditkar, siyah yaratık gölgelerin arasında kaybolmak üzere harekete geçti ama daha fırsat bulamadan etrafındaki gölgeler aniden kabardı ve sivri mızraklar gibi öne atıldı.
Gölge mızrakları yaratığın kemik zırhına çarpıp parçalandı ama yine de onu saliseliğine yavaşlatmayı başardı.
Sunny'ye de tam olarak bu lazımdı.
Mahlukun tam önünde, karanlığın içinden sıyrılıp fırladı ve göğsüne tekmeyi bastı. Kulakları sağır eden bir gürültüyle yaratık geriye doğru uçtu ama bir şekilde ayaklarının üzerine inmeyi başardı. Siyah diş havayı yararak ıslık çaldı ve Keder Günahı'nın beyaz yeşim taşıyla sertçe çarpıştı.
Sunny, darbenin şiddetiyle elinin titrediğini hissetti ve gülümsedi.
Güzel, güzel... Öyle kolayca geberip gitme sakın...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.