Şok. Kafa karışıklığı. Sevinç. Rahatlama. Huzur. Korku…
Sunny, zırhlı bir kapının önündeki bekleme alanında, derme çatma bir sandalyede oturuyordu; yaşananların, yaşanmakta olanların şokunu henüz atlatamamıştı. Yakında neler olacağını ise hayal bile edemiyordu.
Zihni tamamen darmadağın olmuştu.
Bekleme alanı, hastane kompleksinin farklı bir katındaydı. Az önceki olaylarda harabeye dönen kat çoktan boşaltılmış, mühürlenmişti. Yangın sönmüştü. Akademi personelinden oluşan ekipler enkazı titizlikle inceliyor, binanın taşıyıcı kolonlarında ve çeşitli ekipmanlarda ne kadar hasar olduğunu tespit etmeye çalışıyordu.
Patlamada yaralananlar ve güvenlik ekibi üyeleri hızlıca tedaviye alınmıştı. Kimsenin hayati tehlikesi yok gibi görünüyordu; bu da büyük oranda Sunny'nin oraya zamanında yetişmesi sayesindeydi.
Tam olarak ne yaşanmıştı?
Aşağı yukarı tahmin edebiliyordu.
Zamanında kendisi de uyanmış, henüz bilinci tam yerine gelmeden, farkında olmadan görünüş yeteneğini aktif hale getirmişti. Sonucunda da gözlerini uyku kapsülünün içinde değil, hemen yanında açmıştı.
Gölge Adımı bir ışınlanma yeteneğiydi… Peki ya doğrudan hasar veren bir yeteneğe sahip olsaydı?
Üstelik bir de zorba olsaydı ne olurdu?
Uyanmış olanlar arasında bu sıra dışı bir durum değildi. Sunny yanlış hatırlamıyorsa, Kai de benzer bir süreçten geçmişti. Nephis'in başına gelen de bu olmalıydı.
Sadece, onun yeni yeteneği kelimenin tam anlamıyla yıkıcı çıkmıştı. Ölümsüz Alev klanının mirasçısından da zaten başka bir şey beklenemezdi…
Unutulmuş Kıyı'da koca bir yıl geçirdikten, ardından rüya aleminde iki yıl boyunca tek başına gezindikten sonra, uyanık dünyaya dönmek onu tamamen sudan çıkmış balığa çevirmiş olmalıydı. Üstelik görünüşünü kullanmak ona korkunç bir acı veriyordu. Kusuru çok acımasızdı.
Belki de Neph aklını başına toplayabilirdi ama ne yazık ki hastane kompleksinin otomatik savunma sistemleri, bilinmeyen bir uyanmış ile aktif bir tehdit arasındaki farkı ayırt edecek kadar gelişmiş değildi. Güvenlik ekibi bile bu ayrımı yapamamıştı.
Tek gördükleri, Ölümsüz Alev mirasçısının uyuduğu korumalı odanın yerle bir olduğu ve alevlerin arasında insana benzemeyen bir suretin dikildiğiydi.
Neticede savunma kuleleri Nephis'in üzerine kurşun yağdırmış, zaten bulanık olan zihnini savaş moduna geçirmişti. O andan sonra kızın gözü tehditten başka bir şey görmemişti.
Savaşta ya düşmanı öldürürdün ya da onun seni öldürmesine engel olurdun.
Sunny tam zamanında yetişmeseydi, kızın ne kadar büyük bir yıkıma yol açacağını kim bilebilirdi?
Ucuz atlatmışlardı…
Ama… nasıl bu kadar güçlü olabilmişti? On dört güçlü uyanmış onu yavaşlatmayı bile becerememişti. Gölgelerden ördüğü kafes bile kızın alevlerinin sıcağına dayanamamıştı.
Sunny önce kaşlarını çattı, ardından yüzünü buruşturdu.
Hemen yanında oturan Cassie, elini öyle bir sıkıyordu ki kemik örgüsü bile bu baskı karşısında zorlanıyordu. İkisi de baygın haldeki Nephis'i muayene eden doktorlardan gelecek bir haber bekliyordu.
Kör kızın omzuna hafifçe dokunup yapmacık bir tonla konuştu:
"Cas… elim."
Kız şaşkınlıkla ona döndü, ardından irkilerek elini çekti.
"Özür dilerim…"
Bekleme alanında yalnız değillerdi. Aslında yanlarında küçük bir kalabalık vardı; doktorlar, öğretim üyeleri, üstü başı dağılmış birkaç hükümet ajanı, akademi yöneticileri… Herkes nefesini tutmuş, gelecek haberi bekliyordu. Yüzleri solgun, şaşkın ve heyecanlıydı.
Valor klanından Morgan da oradaydı; duvara yaslanmış, sakin ve umursamaz bir tavırla iletişim cihazına bir şeyler yazıyordu. Görünüşe göre müzakerelerin ertelenmesi gerektiğini anlamıştı.
Her şey kökünden değişmişken Sunny ve Cassie ile pazarlık yapmanın ne anlamı vardı ki? Eğer Valor, Değişen Yıldız'ın kohortunu ve ateş muhafızlarını kendi safına çekmek istiyorsa, doğrudan Değişen Yıldız'ın kendisiyle konuşmak zorunda kalacaktı… Büyük ihtimalle.
Ya da onu ortadan kaldırma girişimlerine devam edeceklerdi. Tabii Caster'ı gönderen büyük klanın Valor olduğu kesinleşirse.
Sunny bir an için gözlerini kapattı.
Doğru ya. Bir de o mesele vardı.
Durum zaten inanılmaz derecede karmaşık ve içinden çıkılmaz bir haldeydi; Neph'in dönüşüyle birlikte her şey altüst olmuş, daha da arap saçına dönmüştü.
Kaos… Tam bir kaos hakimiyetiydi şimdi.
Her şey değişiyordu.
Bariz sebeplerden ötürü, kendi durumu da çok daha tehlikeli bir hal almıştı.
…Peki öyleyse, yüzünde samimi bir gülümsemenin belirmesine engel olmakta neden bu kadar zorlanıyordu?
Sunny'nin şok olması için de gerilmesi için de sebepleri vardı. Gerçekten de öyleydi. Ama her şeyden öte… Mutluydu.
Tarifsiz bir sevinç içindeydi.
İçini kaplayan derin bir rahatlama ve mutluluk hissi, sağlıklı düşünme yetisini adeta felç ediyordu. Sanki… Sanki kaybettiği, hayatı için hayati önem taşıyan değerli bir parçasını aniden geri bulmuş gibiydi. Eksikliğini hissettiği o şeyi.
Ve şimdi o parça yerine oturunca, Sunny kendini yeniden tam hissetti.
Bu ne biçim bir saçmalıktı böyle? Ne zamandan beri bu kadar duygusal olmuştu?
Ham duygularını alaycı bir maskeyle örtmeye çalışsa da aslında Sunny, tam olarak ne zaman değiştiğini çok iyi biliyordu.
Kızıl Kule'deki rün çemberine adım atıp Değişen Yıldız'ı karanlığın pençesinde tek başına bırakarak Unutulmuş Kıyı'dan kaçtığı o an.
Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştı.
Dişlerini sıktı.
Önemi yoktu. Kendine gelmeliydi.
Sunny, Nephis'in hayatta kalıp geri dönmesine sevinme hakkına sahipti. Ne de olsa kız onun arkadaşıydı… Hatta bundan çok daha fazlasıydı. Ama bu, gevşeyebileceği anlamına gelmiyordu.
Tıpkı adının çağrıştırdığı gibi, Değişen Yıldız'ın dönüşü büyük bir değişimin habercisiydi. Uykuda olan pek çok tehlike şimdi uyanacaktı… Dahası, kızın bizzat Sunny için bir tehdit haline gelme ihtimali de vardı.
Yıllarca onun dönüşünü hem umut etmiş hem de bundan ölesiye korkmuştu.
Öncelik sırasına göre gitmeliydi…
Öncelikle Nephis'in nasıl geri dönmeyi başardığını öğrenmesi gerekiyordu. Unutulmuş Kıyı'da başka geçit yoktu… Yoksa Obruk Dağları'nda mı bir tane bulmuştu, yoksa rüya aleminin daha az ölümcül bir bölgesini bulmak için kuzeye, doğuya ya da batıya mı yönelmişti?
Gerçi oralarda da kurtuluş olamazdı… Ne de olsa o bölgelerden de şimdiye kadar dönen tek bir kişi bile olmamıştı.
Nephis bilincini kaybettiği için er ya da geç rüya alemine geri gönderilecekti. Çapasının bulunduğu yerin ne kadar tehlikeli olduğuna bağlı olarak, yakında geri dönemeyebilirdi.
Hatta belki de hiç dönemezdi… Gerçi Sunny bu ihtimalin çok yüksek olduğunu sanmıyordu.
Büyünün gösterdiği rünler, bir uyanmışın çapasını da belirtirdi. Kendi durumunu da Neph'inkini de görebildiğine göre, bunu öğrenmek için rünleri çağırması yeterliydi.
Daha fazla vakit kaybetmeden parıldayan rünleri çağırdı ve gözlerini belirli bir satıra dikti. Bir an sonra, Neph'in durumu önündeki havada asılı duruyordu.
Sunny okumaya başladı ama birden donakaldı.
Gözleri fal taşı gibi açıldı.
Nasıl… Nasıl mümkün olabilirdi bu?
Ama rünler yalan söylemezdi…
Şöyle yazıyordu:
İsim: Nephis.
Gerçek İsim: Değişen Yıldız.
Derece: …Yükselmiş.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.