Tarih Yazan Kız

Görünen o ki, Nephis Düşler Alemi’nden kaçıp Uyanmak için bir Geçit bulamamıştı.

Bunun yerine, iki yıl süren o uzun, yapayalnız ve amansız hayatta kalma mücadelesinin ardından bir Kabus Tohumu bulmuş, henüz bir Uyuyan iken Büyü’nün İkinci Sınavı’nı dize getirmişti.

Hem de tek başına.

Sunny’nin gözlerini diktiği rünleri açıklayabilmesinin tek yolu buydu.

Yükselmiş.

Bu imkansızdı.

İkinci Kabus’tan sağ çıkmak, hazırlıklı bir Uyanmış grubunun bile kolayca harcı değildi. Bu yola baş koyanların çoğu muzaffer dönmek bir yana, canından oluyordu. Tek bir Uyuyan bunu nasıl başarabilirdi?

Daha önce kimse bunu yapamamıştı.

Ama zaten... daha önce hiçbir Uyuyan bir Tiran da olmamıştı.

Hiçbir Uyuyan, derinliklerin Yozlaşmış dehşetiyle tutuştuğu bir savaştan sağ çıkamamıştı.

Hiçbir Uyuyan, Düşmüş bir Dehşet’i katletmemişti.

Nephis, imkansızı başarma konusundaki rüştünü çoktan ispatlamıştı. Sunny onun bunu yeniden yapmasına neden bu kadar şaşırıyordu ki?

Hayır, şaşırmamıştı. Sadece... dehşete düşmüştü.

Göğsüne çöken o karanlık, huzursuz edici his yüzünü gölgelendirdi, bakışlarını söndürdü. Etrafındaki gölgeler sanki biraz daha koyulaştı.

Önemi yoktu. Bu hiçbir şeyi değiştirmezdi. Önemli olan geri dönmüş olmasıydı. Nasıl döndüğünü kim umursardı ki?

Ama onun için bunun hayati bir önemi vardı. Nephis’ten daha güçlü olma takıntısı, basit bir kibirden ya da boş bir gururdan ibaret değildi. Başka biri sadece gücün o tatlı cazibesi için onun peşinden koşabilirdi fakat Sunny için en güçlüsü olamamak, varoluşsal bir tehdit demekti.

Şaşkınlık içinde sessizce otururken, yakınlardan gelen hızlı ayak sesleri duyuldu. Kafasını kaldıran Sunny, kalabalığı yara yara gelen Effie’yi gördü. O muazzam gücünü kullanmaktan hiç çekinmediği için insanların ona yol vermekten başka çaresi kalmıyordu. On dakika önce gelen Eğitmen Rock bile nezaketle kenara çekilmek zorunda kalmıştı.

Nephis’i Düşler Alemi’ne gönderen kişi bu devasa adamdı. Haliyle her işini gücünü bırakıp onlarla birlikte beklemeye gelmesi şaşırtıcı değildi. Sunny bu duruma biraz duygulandı.

Avcı sonunda yanlarına ulaşıp bir an duraksadı ve kısık bir sesle sordu:

"Sunny, Cassie! Doğru mu? Prenses gerçekten döndü mü?"

Sunny bir an ona baktı, sonra sadece başını salladı.

"Evet. Onu... kendi ellerimle şifacılara teslim ettim."

Effie birkaç saniye donakaldı. Ardından, yüzünde kocaman bir sırıtış belirdi. Sanki sevinçten tekrar ulumaya başlayacak gibiydi.

"İşte bu be! Bir an bile şüphe etmedim zaten! O şımarık psikopatı alt edebilecek hiçbir Kabus Yaratığı daha doğmadı!"

Sunny, onun bu coşkusuna kapılarak hafifçe tebessüm etmekten kendini alamadı.

Çok geçmeden Kai de geldi. Normalde gelişi büyük bir tantanaya sebep olurdu ama şu an kimsenin eski idol ile ilgilenecek hali yoktu.

Haberin doğru olduğunu öğrendiğinde, genç adamın o güzel yüzüne derin bir rahatlama çöktü. Kai hafifçe sendeledi, ardından ayakta kalabilmek için duvara yaslandı.

"Tanrım... şükürler olsun..."

Sunny o ana kadar fark etmemişti ama arkadaşı, bunca zamandır Nephis’i arkada bıraktığı için kendini suçluyor olmalıydı. Bu kirli dünya için gerçekten fazla iyi kalpliydi ve üstüne üstlük, o yanlış yönlendirilmiş soyluluk algısıyla zehirlenmişti. Unutulmuş Kıyı cehenneminden başkasının fedakarlığı sayesinde kaçtığını bilmek, omuzlarına ağır bir yük bindirmiş olmalıydı.

Dördü birbirine sokulup beklemeye başladı. Sunny sessizce arkadaşlarının yüz süzüyor, her birindeki o samimi mutluluğu ve rahatlamayı görüyordu. Bazıları, özellikle de Kai, neredeyse ağlayacak gibiydi.

Onun aksine, diğerlerinin Değişen Yıldız’ın dönüşüyle ilgili karmaşık hisler beslemesi için hiçbir sebep yoktu.

Onlara bakan Sunny, zihninin o karanlık köşesini bir süreliğine susturmaya karar verdi.

Ne olacaksa olacaktı, zamanı geldiğinde icabına bakardı. Köle olmamak için ölmesi gerekiyorsa, ölürdü. Özgür kalmak için birini öldürmesi gerekiyorsa... bu da seçenekler arasındaydı.

Ama şimdilik, sadece arkadaşlarıyla bu nadir sevinç anını paylaşmayı seçti.

Ne de olsa ekiplerinin kurucusu geri dönmüştü.

Sonunda zırhlı kapılar açıldı ve Akademi bünyesinde çalışan Uyanmış şifacılardan biri dışarı çıktı.

Bekleme salonundaki herkes nefesini tuttu. Valor’un Morgan’ı bile gözlerini iletişim cihazından ayırıp başını kaldırdı, kızıl gözlerinde tuhaf kıvılcımlar çaktı.

Hükümet ajanlarından biri dayanamayıp sordu:

"Nasıl... durumu nasıl? Leydi Değişen Yıldız gerçekten döndü mü?"

Şifacı bir an duraksadı, ardından başını salladı.

"Evet, döndü. Fiziksel durumu gayet iyi... hatta iyiden de öte. Kusursuz. Zihinsel durumunu ise uyandığında göreceğiz. Leydi Nephis şu anda uyuyor."

Kalabalıktan biri hemen atıldı:

"Uyuyor mu? Yani yine mi Düşler Alemi’ne döndü?!"

Şifacı kararsız kaldı, ardından yavaşça başını iki yana salladı.

"Hayır. Leydi Nephis görünüşe göre... Yükselmiş. Yani, sadece normal bir şekilde uyuyor."

Bir an için salondaki herkes konuşma yetisini kaybetmiş gibi oldu.

Ve hemen ardından, kıyamet koptu.

Hükümetin zaman kazanma ve haberi kontrol altında tutma çabalarına rağmen, Değişen Yıldız’ın dönüşüyle ilgili o inanılmaz haber sadece birkaç dakika içinde tüm ağa yayıldı.

Kısa süre sonra, onun artık bir Usta olduğunu iddia eden bir başka bomba dedikodu daha patlak verdi.

Böylece tüm insanlık, Ölümsüz Alev klanından Nephis’in, yani o iki efsanevi öncünün soyundan gelen ve Unutulmuş Kıyı’nın o meşhur kahramanının, tarihte bir Uyuyan olarak İkinci Kabus’u fetheden ilk insan olduğunu öğrendi. Doğrudan kademe atlamış ve uyanık dünyaya burnu bile kanamadan dönmüştü.

Zaten dillere destan olan ünü ve o yüce statüsü, bir anda güneşin ulaştığı zirvelere kadar tırmandı.

Nephis uykusunda dinlenirken, gelişi milyonlarca insanın zihninde şimdiden devasa dalgalar yaratıyordu.

Uyanmış Akademisi’nin önünde, yağan kara rağmen yüz bin mum yanmaya devam ediyordu.

...Ve onların alevleriyle göğe yükselen yüz bin gölge, karların üzerinde dans ediyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.