Tehlikenin Dereceleri

Aslında her yer simsiyahtı. Uzun gecenin karanlığına gömülen Sunny, feryat eden bir kar fırtınasının ortasında kuzeye doğru sürüyordu atını. Her türlü gölgeyi delip geçebilen gözlerine kar, beyaza çalan açık gri bir tonda görünüyordu.

Geri dönüş yolu, kalbinde fırtınalar koparan düşünce ve duygularla hesaplaşacak kadar uzun değildi; neyse ki Sunny, geçmişin pişmanlıklarında boğulamayacak kadar çok gelecek kaygısına sahipti.

...Zaten artık bir önemi yoktu.

Verne ölmüştü, diğer herkes de öyle. Sunny'nin geçtiğimiz haftalarda tanıdığı tek bir kişi bile hayatta kalmamıştı. Şimdi elinden gelen tek şey, askerlerinin, Profesör Obel'in ve Beth'in aynı kader paylaşmamasını sağlamaktı.

Bu hiç de kolay olmayacaktı.

Kısa süre sonra, eski savaş makinesinin enkazı görüş alanına girdi. Sunny, Kabus'u geri gönderip paslanmış metal iskeletin içine yürüdü ve Gergedan'ın önünde bir an duraksadı.

Ardından kapağı açıp içeri tırmandı.

Quentin, Samara ve Belle nöbetteydi; her biri gergin ve savaşa hazır bekliyordu. Onu gördüklerinde, Aykırılar derin bir rahatlama ile iç çekti.

"Yüzbaşım. Döndünüz."

Sunny başıyla onayladı.

"Yokluğumda bir şey oldu mu?"

Quentin başını iki yana salladı.

"Henüz hiçbir Kabus Yaratığı görünmedi. Profesör Obel ve Bayan Beth bitkin düştükleri için uyuyorlar. Profesörü sizin kamaranıza yerleştirdik. Umarım sakıncası yoktur."

Bir an sessiz kaldı, sonra sesindeki belli belirsiz hüzünle ekledi:

"...Tabii gözümüz üzerlerinde. İçlerinden biri ya da her ikisi de Lanet'in taşıyıcısı haline gelmiş olabilir diye."

Sunny o an konaklama ayrıntılarını pek umursamadı, sadece kafa sallamakla yetindi. Quentin'in kısa raporundaki ilk madde en önemlisiydi.

Henüz Kabus Yaratığı yoktu...

Bu durum her an değişebilirdi.

Aslında, gölgelerinden birini çevreyi gözlemesi ve olası bir Gölge Adımı çıkış noktası olması için geride bırakmış olsa da, askerlerinin uyumasına izin verip Gergedan'dan ayrılmakla büyük bir risk almıştı.

Antarktika Merkezi'nin bu vahşi düzlüklerinde, artık hakimiyet Kabus Yaratıkları’ndaydı. Dağların arasından sürüler halinde geçiyor, birçoğu kıyı ovalarına doğru akıyordu.

Geçici bir sürü her an kohortun kampına rastlayabilirdi, yani burası güvenli değildi.

Ancak güvenlik artık geçmişte kalan bir kavramdı.

Eskiden önünde güvenli seçenekler ve tehlikeli seçenekler olurdu. Fakat LO49'un korumasından ve kalın duvarlarından ayrıldıktan sonra, artık sadece tehlikenin farklı dereceleri arasında seçim yapabiliyordu. Her şey muhtemel riskleri hesaplamaktan ibaretti.

...Yine de, Kader niteliği varken bu tarz hesaplamalar az çok faydasızdı.

Sunny yüzünü ekşiterek elini yüzüne kapattı ve ovuşturdu. Şu an bir şeyleri önemseyemeyecek kadar yorgun ve uyuşmuş hissediyordu. Onun da dinlenmeye ihtiyacı vardı.

"Güzel. Ben de biraz kestireceğim. Dışarıda bir hareketlilik olursa beni uyandırın."

Konforlu yatağı şu an Profesör Obel tarafından işgal edildiği için Sunny boş uyku bölmelerinden birine tırmandı ve gözlerini kapattı.

Şu an uykuya dalmak ne kadar riskliydi?

Bilincinin karanlığın huzurlu kollarına bırakmadan önce Aziz'i çağırdı ve ona gölgelerin arasından Gergedan'ı korumasını emretti.

Sunny'nin yapabileceği tek şey buydu...

Gece bitmek bilmedi, sabah ise hiç gelmedi. Sunny uyandığında dünya, dalmadan önceki haliyle tıpatıp aynıydı. Şiddetli tipi dünyayı kuşatmış, soğuk ve karanlık gökyüzünü perdeliyordu. Yakınlardaki bir uyku kapsülünün açılma sesiyle düşsüz uykusundan çekilip çıkarıldı.

Tam karşısında, Gergedan'ın duvarındaki bir panel yana kayarak arkasındaki gizli uyku hücresini açığa çıkardı. İçeride Dorn'un devasa figürü görünüyordu. Nakliye aracı kendilerine tahsis edildiğinde dev adam kısa çöpü çekmişti; zira standart kapsüller onun muazzam gövdesi için biraz küçüktü. Onun bir kapsülden dışarı çıkışını izlemek her seferinde trajikomik bir hal alıyordu.

Yine de Sunny gülümsemedi.

Gölgelerinin ve Aziz'in herhangi bir tehdit algılamadığından emin olduktan sonra hücresinden çıktı. Kısa süre sonra Luster ve Kim de uyandı.

"Quentin, Belle, Samara; sıra sizde."

Üç Aykırı, uzun zamandır bekledikleri o dinlenme anı için sabırsızlanıyordu. Yorgunlukları ve uyku arzuları o kadar baskındı ki, arkadaşlarının Düş Alemi'nden getirdiği raporu dinlemek için bile duraksamadılar. Bir dakika sonra üçü de uyku kapsüllerine gömülmüştü.

Sunny; Kim, Luster ve Dorn'u süzdü. Düne göre çok daha iyi görünüyorlardı. Bir gecelik dinlenme birikmiş tüm bitkinliği atmaya yetmese de, Uyanmış olanlar dayanıklı mahluklardı.

Sadece birkaç saat uyuyabilen Sunny ise dinlenmiş hissetmek yerine kendini tamamen çökmüş hissediyordu. Ancak bu his yakında geçerdi.

"Eee?"

Askerleri birbirine bakıştı. Birkaç saniye sonra ilk konuşan Dorn oldu.

"Durum pek iç açıcı değil, Yüzbaşım."

...Sunny bu kez gülümsedi.

"Vay canına. Kimin aklına gelirdi ki?"

Dev adam mahcup bir tavırla başını salladı ve raporu vermeye başladı.

"Öğrenebildiğimiz kadarıyla Doğu Antarktika hala insan kontrolünde ama Antarktika Merkezi... orası tam bir keşmekeş."

Yüzü karardı.

"Azizler sonunda Titanlardan birini öldürmeyi başarmışlar ama iki tanesi hala duruyor. Savaş sırasında dağ silsilesinin büyük bir kısmı da yerle bir olmuş. Ama en kötüsü bu değil..."

Sunny bıkkınlıkla bir iç çekti.

"Lafı dolandırma, dökül ne varsa."

Dorn bakışlarını yere indirdi.

"Tümenimizin kurması gereken kuşatma başkenti... artık yok. Haritadan tamamen silinmiş. Hayatta kalan kim varsa, ister asker ister sivil, diğer müstahkem mevkilere doğru Geri Çekilme çabasındalar. Buradan Erebus Dağı'na kadar organize bir Birinci Ordu gücü kalmamış efendim."

Sunny uzun süre sessiz kaldı, yüzünde hınç dolu bir ifade belirdi.

Demek böyle bitmişti.

Dört yüz kilometrelik yolculukları... görünüşe bakılırsa bir anda bin kilometrelik bir yolculuğa dönüşmüştü.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.