Büyük klanla yapılacak o çetrefilli pazarlığın çoktan başladığını fark ettiğinde, içini sızlatan o tanıdık binanın önünden geçiyorlardı.
Sunny’nin yüzü hafifçe gölgelendi. Adımlarını yavaşlatıp bir an duraksadıktan sonra eliyle binayı işaret etti:
"Burası Akademi'nin hastane kompleksi. İleri teknolojiyi büyülü zanaatla harmanlayan, insanlığın sahip olduğu en iyi tıbbi kurumlardan biridir. Bünyesinde şifa yeteneğine sahip pek çok uyanmış da barındırır. Uykucuların rüya alemine adım atmak için uyku kapsüllerine girdiği yer de tam olarak burası. Ben de o kapsüllerden birinde yaklaşık bir yıl geçirdim."
Duraksadı, ardından ekledi:
"Bedenleri boş kalanların çoğu da burada tutuluyor."
Morgan kompleksin alaşımlı duvarlarına baktı. Birkaç an sonra, aniden sordu:
"Ölümsüz Alev klanından Değişen Yıldız da şu an burada tutuluyor, değil mi?"
Sunny’ye mi öyle gelmişti, yoksa kadının ses tonu bir anda daha mı keskinleşmişti?
Kaşlarını çattı.
"Onun bedeni boş değil. Ama evet, orada. Bu arada… lafı dolandırmayı bıraksak mı artık?"
Morgan soğuk bir gülümsemeyle ona baktı.
"Nasıl yani?"
Sunny onun gözdağı veren bakışlarına hiç gözünü kırpmadan karşılık verdi. İstese, kendi koyu gözleri de en az onunkiler kadar soğuk ve baskıcı olabilirdi.
Hatta o siyah derinliklerde korku ya da endişeden eser olmaması, muhtemelen çok daha ürkütücüydü.
"Gerçekten buraları gezmek istediğini hiç sanmıyorum. Vakit kaybetmeyelim."
Morgan onu bir süre süzdükten sonra kıkırdadı.
"Nasıl istersen, Usta Sunless. O halde önce resmiyet gerektiren kısımları aradan çıkaralım."
Delici gözlerini ona dikip sordu:
"Gece Tapınağı'na oradaki tutsağı serbest bırakmak amacıyla mı gittin?"
Sunny, Valor’ın kızının yanında verilen cevapların doğruluğunu ayırt edecek pek çok hatıra taşıdığından emindi. Zaten istese de yalan söyleyemezdi ya…
Yüzünü iyice asarak dişlerinin arasından konuştu:
"Tabii ki hayır! Bilseydim, o lanet kalenizden olabildiğince uzak dururdum. Oranın bir hapishane olduğundan bile haberim yoktu, kaldı ki o piçi kaçırma planları yapacağım."
Morgan bir an durdu, ardından Cassie’ye döndü:
"Peki ya sen, Düşenlerin Şarkısı?"
Kör kızın yüzü asıldı.
"Niyetimize güvenmek için bir sebebiniz olmayabilir, doğru ama en azından zekamıza hakaret etmeyin. Eğer o canavarı gerçekten serbest bırakmak isteseydik, onunla birlikte kapana kısılmayacağımız bir yol bulurduk, öyle değil mi? Sunny de ben de o felaket içinden sadece Aziz Tyris sayesinde sağ çıkabildik. Eğer tesadüfen yakınlarda olmasaydı, şimdiye ölmüştük… ya da daha kötüsü olmuştu."
Morgan kafasını hafifçe yana eğdi, sonra aniden gülümsedi.
"Pekala! Size inanıyorum. Yine de… bilerek olsun ya da olmasın, ikiniz de Valor klanına büyük zarar verdiniz."
Sunny içten içe içini çekti.
Görünüşe göre pazarlığın en zor kısmı böylece atlatılmıştı. Şimdi ise asıl uzun ve yorucu pazarlık süreci başlıyordu. Sonucun ne olacağı henüz hiç belli değildi.
Sunny ve Cassie bu baskıya göğüs germek ve karşı tarafa da aynı şekilde baskı uygulamak zorundaydı. Kendi kaderlerini belirlemenin yanı sıra, tutsak alınan Alev Gözcüleri'nin serbest bırakılmasını sağlamalı ve diğer koşulları da kendi lehine çevirmelilerdi.
Bu… özellikle Morgan gibi birine karşı hiç kolay olmayacaktı. En önemli nokta, pazarlığın gidişatını ve ritmini rakibin belirlemesine izin vermeyip ipleri kendi ellerinde tutmaktı.
Saldırıya geçmeleri gerekiyordu.
Kendinden emin bir gülümseme takındı.
"Bunu yapmasak mı? Suçlu aramak eğlenceli olabilir ama dürüst olalım… Valor klanının bize olan ihtiyacı, bizim size olan ihtiyacımızdan çok daha fazla."
Morgan tek kaşını kaldırdı.
"Öyle mi? Bunu sana düşündüren ne?"
Sunny omuz silkti.
"O delinin kaçmasına yardım etmemiş olabiliriz ama bu onun kimseden yardım almadığı anlamına gelmez. Ya da şu an tam biz konuşurken birilerinden yardım istemediği anlamına… Hatta şu dakikalarda düşmanlarınızdan biriyle birebir aynı pazarlığı yürütüyor bile olabilir. Tabii onun arkasında bu neslin en yetenekli elli uyanmışı yok."
Morgan’ın gözleri eskisinden de soğuk bir hal alırken, Sunny hafifçe titredi.
"Yaa? Sen bu konuda ne düşünüyorsun, Düşenlerin Şarkısı?"
Morgan Cassie’ye döndü ama tuhaf bir şekilde, kör kız yanlarında değildi.
Bir ara geride kalmış gibiydi. Cassie onlardan birkaç metre geride, yüzü hala hastane kompleksine dönük şekilde öylece duruyordu.
Yüzü hayalet gibi bembeyazdı.
İçini aniden kaplayan kötü bir hisle Sunny hızla ona doğru adımladı ve sesindeki gerginlikle sordu:
"Cassie? Ne oldu? Neyin var?"
Kör kız birkaç saniye sessiz kaldı. Eli aniden, sanki Sessiz Dansçı'nın kabzasını ararmış gibi hareket etti.
Ardından, hala hastaneye bakarak fısıldadı:
"Ateş…"
Bir salise sonra, ayaklarının altındaki zemin sarsıldı.
Yerin derinliklerinde, son derece sıkı korunan bir odada, karanlığın içinde bir uyku kapsülü hafifçe parıldıyordu.
İçeride, gümüş saçlı genç bir kadın solgun ve hareketsiz yüzüyle uyuyordu.
Ancak hemen sonra, sanki korkunç bir kabus görüyormuş gibi göz kapaklarının altındaki gözleri aniden hareket etmeye başladı. Havayı tuhaf bir sıcaklık kapladı.
Bir salise sonra, bir şey parladı.
Oda bir anda hiddetli alevlerin içinde kaldı.
Zırhlı kapı menteşelerinden fırlayıp havada eriyerek sıvı metal dalgasına dönüştü. Güçlendirilmiş alaşımlı duvarlar çatladı. Uyku kapsülü şiddetle paramparça oldu.
Patlamanın şiddeti o kadar korkunçtu ki yıkıcı şok dalgası tüm seviye boyunca yayılarak inanılmaz bir hasara yol açtı. Kulak tırmalayan alarmlar ötmeye başladı. Işıklar sönerken acil durum lambaları devreye girdi ve yanan koridorları loş, kırmızı bir ışıkla kapladı.
Ancak bu ışık, çok geçmeden yayılan yangının öfkeli parıltısı karşısında sönük kaldı.
Sadece birkaç saniye içinde, hastane kompleksinin en sıkı korunan seviyesi tamamen yerle bir olmuştu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.