Şehrin Kanayan Yaraları

"Dayanın, sizi gidi sefiller!"

Kabus canavarları bir sürü halinde şehir caddesinde ilerliyor, ateş kusan devasa Yürüyen Zırhlıların kurduğu derme çatma barikata çarpmalarına metreler kalıyordu. Yolun yüzeyi parçalanıp erimiş, etraftaki binaların kalıntıları alevlere teslim olmuştu.

Yavaşça çökmekte olan bir çatıdan atlayan Sunny, tam da o mahlukların ortasına dikey bir iniş yaptı. Teselli Günahı'nın zümrüt rengi bıçağı havada süzülürken etrafa kan fıskiyeleri saçıldı. Bir kurşun sağanağından sıyrılmak için yana doğru fırladı ve inledi.

Kuşatmanın ikinci haftasına girilmişti bile ama Kabus Kapısı'nın bedeninde ve ruhunda açtığı yaralar pek ağır iyileşiyordu. Sunny sızıyı bir kenara itip gölgeleri çağırdı ve caddeyi kesmek için simsiyah bir duvar ördü.

"Alev silahları!"

Yürüyen Zırhlıların pilotları kütle sürücüleriyle ateş etmeyi kesmedi ama bileklerinden çıkan turuncu kırmızısı uzun alev huzmeleri duvarın üzerinden süzüldü. Sunny alevlerin arasında adeta dans ederek Yeraltı Donanımı'nı harekete geçirmek için enerjisini devirdaim ettirdi. Ateşin Anısı'nın etkisi katlanarak elemental direncini daha da yukarılara taşıdı.

Kabus canavarları ise onun kadar şanslı değildi.

O, sürünün başıyla ilgilenirken Belle ile Dorn da böğürlerden kuyruğuna saldırdı. Keskin bir kılıç ile ağır bir balyoz, gözü dönmüş mahlukların işini çabucak bitirdi. Aynı anda, yakındaki bir yurt kulesinden fırlayan şarjlı tungsten mermileri parlayarak en tehlikeli hedefleri sektirmeden avladı.

Çekiçle örs arasında sıkışan sürü hızla eriyip gitti. En son ölen, sürüngen bedenini kaplayan sert pullara sahip iğrenç bir yaratık oldu. Sunny, elinin kenarıyla mahluka sertçe vurdu. Avucu bir kaya kadar ağır, taş kadar sert bir hal almıştı. Sürüngenin kafatası parçalandı, mide bulandırıcı bir kan ve kemik yağmuru halinde etrafa saçıldı.

Ağır beden henüz yere değmeden Büyü fısıldamaya başlamıştı bile:

Uyanmış canavar, Pullu Pusuçu'yu katlettiniz.

Bir Anı kazandınız.

Gözleri parıldadı.

'Bir Anı daha!'

Elini tiksintiyle silkeleyen Sunny etrafına bakındı. Luster ile Kim yakındaki bir çatıda belirdi, yaratıkların hiçbirinin kaçamadığını işaret ediyorlardı. Derin bir rahatlama nefesi verdi.

Durum kontrol altındaydı.

Yutan Bulut ile yaşanan o talihsiz savaştan sonra Falcon Scott'ı savunanların üzerindeki baskı giderek artmıştı. Surda devasa bir yarığın bulunması da işleri hiç kolaylaştırmıyordu. En sonunda savunma bariyeri iki ayrı yerden daha yarılmış, Birinci Ordu sivilleri şehrin daha derinlerine tahliye etmek ve boş caddelerde ikinci bir savunma hattı kurmak zorunda kalmıştı.

Kuşatmanın coğrafyası artık karmaşık bir hal almıştı. İnsanlar hâlâ surları elde tutuyor, kabus canavarlarının büyük kısmını o yükseklikten püskürtüyordu ama artık büyük bariyerin çeşitli kısımları birbirinden kopmuş, adeta bağımsız kalelere dönüşmüştü. Bir müfrezeye de yarıklardan gelebilecek saldırıları karadan savunma görevi verilmişti.

Kara ekiplerindeki kayıp oranı çok daha yüksek olsa da kabus canavarlarının barikatları aşıp şehre sızmasını büyük oranda engelliyorlardı. Yine de bazı canavarlar zaman zaman caddelere ulaşmayı başarıyordu.

Sunny de az önce şehre sızan o sürülerden biriyle hesaplaşmıştı.

'Bugün dördüncü oldu... Hiç hayra alamet değil.'

Korkunç bir öksürük krizine girerek iki büklüm oldu, mide bulandırıcı bir halsizlik yeniden bedenine yayıldı. Bir süre sonra öksürüğü dindi. Bir an hareketsiz kalıp hırıltıyla nefes alarak halsizliğin geçmesini bekledi.

Kısa süre sonra halsizlik geçti, geriye sadece göğsündeki o kemirici sancı kaldı.

"Lanet olsun..."

Doğruldu ve harabeye dönmüş cadde üzerindeki yanmakta olan enkazın arasından kendisine doğru gelen adamlarına baktı. Boş yurt kulesinin tepesindeki nişancı yuvasında kalan Samara hariç herkes yanına ulaştığında Kim'e dönüp sordu:

"Ruh Biçici'den bir haber var mı?"

Genç kız başıyla onayladı.

"Evet efendim. Usta Dale düşmanı geri püskürttü, C Yarığı'nın kontrolünü yeniden sağladı. Geri çekilip dinlenmemiz emredildi. Bir sonraki nöbetimiz on altı saat sonra başlıyor."

Sunny yorgunlukla yüzünü ovuşturdu.

"On altı saat, ha? Ya Ordu Komutanlığı'nın cömertliği üstünde ya da yarın büyük bir bela bekliyorlar. Eh... Kendimizi toparlayıp özümüzü doldurmamız için iyi bir fırsat. Sam'e aşağı inmesini işaret et, kışlaya çekiliyoruz."

Bir an için askerlerini süzdü, hiçbirinin yaralanmadığından emin olmak istedi. Birlikte bir şifacı olmayınca savaşlar arasında toparlanmak hayli çetrefilli bir hal alıyordu, en azından dışarıdan destek almak gerekiyordu.

Neyse ki birlik üyeleri yara almamıştı. Başını sallayarak gitmelerine izin verdi ve arkasını döndü.

Yürüyen Zırhlılar hareketsiz duruyor, silahlarının kor halindeki namluları karanlıkta parıldıyordu. Soğutma sıvısı damla damla süzülüyor, buharlaşarak puslu bulutlara dönüşüyordu. Bazı pilotlar kokpitleri açmış, bitkin ifadelerle kapakların üzerine oturmuştu. Duman ve yanmış ceset kokusu yüzünden birazdan aşırı ısınmış o savaş makinelerinin içine geri girmek zorunda kalacaklardı.

Ama şimdilik, hiç bitmeyecekmiş gibi duran gecenin soğuğunda bu kısa dinlenme anının tadını çıkarıyorlardı.

Sunny'yi fark eden pilotlardan biri elini kaldırıp yumruk yaptı. Sunny bu kararlı selamı karşılıksız bırakmadı, ardından sessizce oradan uzaklaştı.

Karanlık ve tenha bir sokakta duvara tutunan Sunny'nin adımları tökezledi. Teselli Günahı fısıldayarak onunla alay etti ama bugünlerde o nefret dolu sesi bastırmak pek de zor değildi. Bir an dinlendikten sonra bir adım geri çekildi.

Saint gölgelerin arasından belirdi, her zamanki gibi sessiz ve tehditkârdı. Nightmare de ona katıldı, elmas kadar sert boynuzlarında mehtap parıldıyordu.

Sunny içini çekip Aşırı Pahalı Semer'i çağırdı. Kayışları siyah aygırın üzerine bağlarken iki Gölge'ye bakıp konuştu:

"Ne yapacağınızı biliyorsunuz. On altı saat sonra döneceğim... Bugün dikkatli olun. Yarın varımızı yoğumuzu ortaya koymamız gerekebilir."

Saint umursamazca başını salladı, ardından siyah savaş atına binip elini uzattı. Sunny, Teselli Günahı'nın kabzasını onun eline tutuştururken aynı anda iki hayaletini öne sürdü. Sonra da bu ketum şövalyenin surlara doğru gidişini izledi.

Bugünlerde iki vardiya halinde çalışıyorlardı. Antarktika'nın İblisi Falcon Scott'ı savunmuyorsa, Antarktika'nın Koruyucu Meleği savunuyordu.

Bu felakete sürüklenen şehirden milyonlarca insan tahliye edilmişti ama hâlâ milyonlarcası içerideydi. Kuşatma altındaki başkentin düşmesine henüz izin verilemezdi.

Sunny birkaç kez daha öksürdü, kısık sesle bir lanet okudu ve Saint'in gittiği yönün tersine doğru yürümeye başladı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.