Deniz konvoyu Antarktika'ya her geçen an biraz daha yaklaşırken, Sunny elindeki askerlerin hatıralarına yeni ve daha güçlü efsunlar dokuma çalışmalarına hız vermek zorunda kaldı.
Büyücülük konusundaki temel bilgileri gerçekten kudretli bir eser yaratmaya yetmese de birliğin cephaneliğini tepeden tırnağa geliştirmeyi başarmıştı. Yaptığı modifikasyonlar çoğunlukla mütevazı olsa da her biri nokta atışıydı ve Birinci Düzensiz Bölük'ün karşılaşacağı zorluklara tam uyum sağlıyordu.
Sunny hatıraları devasa ölçüde güçlendirememiş olsa da onları duruma ve daha da önemlisi kullanıcılarına göre kişiselleştirmeyi başarmıştı.
Zaten bu kadarı bile yeterliydi.
Şimdi, emrindekilerin kuşandığı hatıraların çoğu onun gözüne oldukça tuhaf görünüyordu. Onlara dokunup içlerine dikkatle baksa, alışıldık ruhani ışık ipliklerinin gölge özünden yapılmış ışıksız iplerle harmanlandığı o garip dokumaları görebilirdi. Bu manzara Sunny’ye kendisini ve Nephis’i anımsatıyordu.
Değişen Yıldız’dan bahsetmişken…
Filonun Antarktika’ya ulaşmasına birkaç gün kala dünya, hükümet tarafından yayımlanan acil durum duyurusuyla sarsıldı. Elbette propaganda makinesi, yaklaşmakta olan kıyameti kolayca sindirilebilir ve ilham verici bir ışık altında sunmayı becermişti.
Sanki Kabuslar Zinciri kanlı, mutlak bir felaket değil de; kahramanlık, cesaret ve insanlığın zaferi için kurulmuş görkemli bir sahne olacaktı.
Ancak hükümet ne kadar çabalarsa çabalasın, insanları kandırmak o kadar kolay değildi. Birinci Tahliye Ordusu’nun askerleri için pek bir şey değişmemiş olsa da Sunny, dünyanın geri kalanına bir panik dalgasının yayıldığından emindi.
Güney Çeyreği’ndeki yerleşim merkezleri doğal olarak en büyük darbeyi almıştı. Orada yaşayan insanların neler çektiğini hayal bile edemiyordu… Ama diğer kıtaları da korku esir almış olmalıydı.
Eğer Antarktika’da böyle bir şey yaşanabiliyorsa, başka herhangi bir yerde de yaşanabilirdi. Kuşatılmış kıtadan gelen yüz milyonlarca mülteci ulaştığında, altyapının feci bir baskı altında kalacağı kesindi… Tabii kurtarılabilirlerse. Ya tahliye başarısız olursa?
Güney Amerika’da yaşayanlar, yakında insanlığın geri kalanından kopacaklarını bilerek neler hissediyordu acaba?
Sarsıcı haberlerden etkilenmeyen tek bir ruh bile kalmamıştı.
Nephis ve ekibin geri kalanı da duyuruyu görmüş olmalıydı.
Önündeki birkaç haftanın son derece çalkantılı geçeceğini bildiğinden Sunny kamarasına çekildi, yeni bir bağ kurmak için vakit ayırdı ve gözlerini yumdu.
Rüya Alemi çıpasının o ele avuca sığmaz hissini yakalaması birkaç dakikalık yoğun bir konsantrasyon gerektirdi. Ardından özünü hızlı ve karmaşık bir düzende dolaşıma soktu ve bir anda gözden kayboldu.
Kamara aniden sessizliğe büründü ve boşaldı. Geriye kalan tek şey, havaya sinen hafif, tekinsiz bir soğukluk hissiydi.
Fildişi Kule, Sunny’nin mevcut hisarını son ziyaretinden bu yana geçen aylarda, en azından dışarıdan bakıldığında pek değişmemişti.
Zaten ne bekliyordu ki? Dev pagoda binlerce yıldır aynı kalmıştı, neden şimdi aniden değişsin? Ateş Muhafızları burayı kendilerine yuva yapmış olabilirlerdi ama antik yapıyı yeniden şekillendirmeye güçleri yetmezdi.
Ancak adanın kendisi biraz farklı görünüyordu.
Sunny şaşkınlıkla, etrafı nizamlı ve tertipli ahşap bir çitle çevrili geniş bir bahçe fark etti. İçerideki toprakta çeşitli sebzeler yetişiyordu. Ayrıca orada burada, hepsi ahşaptan yapılmış birkaç başka yapı daha vardı. Bazıları eğitim için tasarlanmış gibi duruyordu, bazıları ise basit ahırları andırıyordu. Hepsi de çevreyle oldukça uyumlu görünüyordu.
Muhtemelen Kaor ve Shakti’nin elinden çıkmaydı bunlar.
Cassie’nin eski ekibinin bu iki üyesi, Parlak Kale’de zanaatkârlık yapardı. Biri uyanmış bir marangozdu, diğeri ise bitkilerle ilgili bir yeteneğe sahip Kido’nun müridiydi.
Fildişi Adası şimdi çok daha… üzerinde yaşanıyor gibi duruyordu.
Dahası, gölün yüzeyinde tanıdık bir gemi duruyordu. Eski kaptanı ortadan kaybolalı binlerce yıl geçmesine rağmen, uçan gemi neredeyse hiç değişmeden kalmıştı.
Sunny içini çekti.
Gergedan’a epey kanı ısınmıştı. Ama şimdi kadim geminin gövdesindeki o zarif hatlara bakınca, zırhlı personel taşıyıcının oldukça küçük ve döküntü kaldığını hissetmeden edemedi.
Aman neyse… En azından onun tesisatı daha iyi. Asıl önemli olan da bu zaten!
Sunny, güzel adanın huzur ve sükunetinin tadını bir an için çıkardıktan sonra kuleye doğru yöneldi.
Tam o sırada arkasından gürleyen bir ses yankılandı:
“Sunny!”
Yavaşladı ve temkinli bir tavırla arkasına döndü.
Effie, yeşil çayırları dev adımlarla aşıyordu. Gözleri yoğun bir duyguyla yanıyordu.
Eyvah.
Avcı kız ona ulaşmadan bir saniye önce, çimenlerin üzerinde hızlı bir gölge süzüldü ve Kai aniden yere indi. Okçu endişeli görünüyordu.
“Sunny…”
Effie onun sözünü keserek hırladı:
“Bu da ne demek oluyor Sunny?! Antarktika mı? Büyük sırrın bu muydu yani? Bize haber bile vermeden kalkıp savaşa mı gittin?!”
Sunny bir an onlara bakakaldı, ardından boğazını temizledi.
“Aslında sizin için Kaptan Sunless oluyorum sayın vatandaşlar. Lütfen biraz edep.”
Effie’nin gözü seğirdi.
Avcı kız, birinin veya her ikisinin de pişman olacağı bir şey yapmadan önce Sunny ellerini havaya kaldırdı.
“Tamam, tamam! Evet, şu an Güney Çeyreği’ndeyim. Bu anlatabileceğim bir sır değildi, tamam mı? Bilirsiniz, hükümet gizli bilgiler konusunda çok titizdir!”
Bir an duraksadı ve ekledi:
“Ayrıca bana katılamazsınız diye bir şey yok. İkinci Ordu, iki ünlü efendiyi havada kapacaktır. Hizmet hayatı korkaklara göre değildir elbet ama yan hakları… ölünceye kadar tadını çıkaracağınız cinsten…”
Avcı kız şaşkınlık içinde sessizce ona bakakaldı. Sonunda elini yüzüne kapatıp konuştu:
“Budala… Hayır, pardon… Kaptan Budala, sen bize gerçekten askerlik reklamı mı yapıyorsun?”
Sunny onu süzüp sırıttı.
“Pek sayılmaz. Yine de… o üniformanın sana çok yakışacağını düşünüyorum…”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.