Sarsılmaz Temeller

Kâbus Tohumu yok edildikten sonra hiç beklenmedik bir şey gerçekleşti. Tohumun yerini alan Geçit, Fildişi Kule'yi adeta bir Hisar'a dönüştürdü.

Aynı zamanda, gruptakilerin Düş Alemi'ndeki bağları da buraya kayarak Hisar'la bütünleşti. Uyananlar artık her uyuduklarında başka bir dünyaya seyahat etmek zorunda kalmıyordu ancak gerçek dünyaya dönebilmek için hâlâ bir Geçit'e ihtiyaçları vardı. Bağlantı noktasını değiştirmek, başka bir Geçit kullanmak kadar kolaydı ama asıl sorun da burada başlıyordu.

Yeni Hisar'larından ayrılmanın tek yolu, bir şekilde o Ezici Güç'e göğüs germek ya da Abanoz Kule'ye açılan portaldan geçip uçan gemiyle Aşağıdaki Gökyüzü'nün derinliklerinden yukarı yükselmekti.

Bu durum Fildişi Kule'yi inanılmaz derecede güvenli kılsa da etrafta avlayabilecekleri hiçbir Kâbus Canavarı kalmadığı anlamına geliyordu. Sunny'nin Düş Alemi'ne gitmesi için hiçbir sebep yoktu, hele ki Umut'un eski hapishanesini köşe bucak araştırıp dişe dokunur hiçbir şey bulamadıktan sonra.

...Bu aynı zamanda Mordret'in de büyük olasılıkla aynı Geçit'e bağlı olduğu anlamına geliyordu. Ancak Hiçliğin Prensi bir kez olsun ortaya çıkmamıştı. Ya bağını değiştirmenin bir yolunu bulmuştu ya da o da uyanık dünyada kalmayı tercih etmişti.

Her halükarda, Sunny için Düş Alemi'nde gölge parçaları toplamanın güvenli bir yolu kalmamıştı. Ayrıca Dükkân aracılığıyla satışa sunmayı umduğu en büyük Hatıra kaynağından da mahrum kalmıştı.

Başlarda Sunny bu durumdan hiç memnun değildi. Nephis'ten çok daha güçlü olmasına rağmen saf güç açısından hâlâ onun çok gerisindeydi. Aralarında artık koca iki Seviye fark olsa da ruhu daha da büyümek için can atıyordu.

Asla yeterli güce sahip olamazdı; kendisini ve sevdiklerini hayatın acımasız cilvelerinden koruyacak kadar güçlü olamazdı. Kaderine meydan okumak için hâlâ çok zayıftı.

…Ancak uyanık dünyadaki birkaç günlük huzurlu yaşamın ardından Sunny fikrini yavaş yavaş değiştirmeye başladı.

Geçtiğimiz üç yılda gücü akılalmaz bir hızla muazzam ölçüde artmıştı. Bu durum genel olarak son derece faydalı olsa da bu kadar hızlı yükselmenin karanlık bir tarafı da vardı.

Temeli sarsılıyordu. Daha fazla güç, daha fazla yetenek, daha derin bir kavrayış ve anlayış kazanmaya o kadar odaklanmıştı ki tüm bu kazanımları tutarlı bir bütün haline getirmek için yeterince zaman ayıramamıştı. Öğrendiği tüm dersleri iliğine kemiğine kadar özümsemek çok önemliydi ancak zaman ve fırsat bulamadığı için bunu hep ihmal etmişti.

Zorlukla kazandığı bu devasa gücü gerçekten kendine ait kılmak için zamana ihtiyacı vardı.

Ayrıca Sunny'yi endişelendiren başka bir şey daha vardı. Akıl sağlığı...

On altı yaşında Kâbus Büyüsü'ne yakalandığından beri, psikolojisi bazen şartlar gereği bazen de kendi seçimiyle inanılmaz bir yıpranmaya maruz kalmıştı. Sunny, karşılaştığı dehşet verici korkulara ve çektiği ıstıraplara rağmen asla kırılmamış olmasıyla gurur duyuyordu.

Ki bunlardan fazlasıyla yaşamıştı.

Yine de Gölge Bıçak Kurt'un idamı yolunda Usta Jet ile yaptığı konuşmayı hiç unutmamıştı. Uyanmış olanların, ne kadar ulu ve güçlü görünürlerse görünsünler, akıl sağlıklarını yitirmeye en yatkın kişiler olduğunu biliyordu. Düş Alemi'nden getirdikleri kâbuslar peşlerini bırakmıyor ve birçoğu bu amansız baskıya yenik düşüyordu.

Sunny'nin karnı deşilmiş, kafası uçurulmuş, diri diri yakılmıştı. Arkadaşlarının ölüşünü izlemiş ya da onları geride bırakmak zorunda kalmıştı. Çektiği fiziksel acıların miktarı, yaşadığı zihinsel azabın miktarıyla ancak yarışabilirdi. Kızıl Kolezyum, kâbuslar ve diğer her şey... Tek bir tanesi bile düzinelerce insanı yıkmaya yeterdi. Ama o hâlâ dimdik ayaktaydı.

Peki ama daha ne kadar dayanabilirdi?

Sunny kendisini dayanıklı, hatta inanılmaz derecede dirençli biri olarak görse de dışarıdaki her insandan daha üstün olduğunu düşünecek kadar kibirli değildi. Kendisini böyle hoyratça hırpalamaya devam ederse ruhu ve zihni güçlü kalmaya devam edebilir miydi, yoksa yüzeylerinde ufak çatlaklar belirmeye başlar mıydı?

Belki de üzerinde zaten sayısız çatlak oluşmuştu bile.

…Sonunda, temellerini sağlamlaştırmak ve zihnine iyileşme fırsatı vermek için bir süre dinlenmenin buna değeceğine karar verdi. Valor klanı ile olan durum, her ne kadar can sıkıcı olsa da kritik aşamada değildi. Sadece zaman ve temkin gerektiriyordu. Taraflar yavaş ama emin adımlarla bir uzlaşmaya varacak, müzakereler yoluyla ortak bir yol bulacaklardı.

Tanınmış Ustalar olarak Sunny ve Cassie, bu müzakerelerde lehte bir sonuç elde etmek için yeterli nüfuz ve ağırlığa sahipti; özellikle de nesillerinin en gelecek vaat eden elli Uyanmış'ı Song of the Fallen'ın arkasından giderken.

Bu gerçekleşene kadar geçecek süreyi kendi lehine kullanacaktı.

Bu yüzden, son altı ay Sunny için pek heyecan verici geçmemiş olsa da son derece verimli olmuştu.

Savaş becerilerini ve Gölge Dansı'nı çalışmak için bolca vakit ayırmış, savaş ustalığını yeni bir seviyeye taşımak için öğrendiği her şeyi zihnine iyice kazımıştı. Ayrıca bir Usta olarak kazandığı yeni güce uyum sağlamak için birçok şeyi yeniden öğrenmesi ve tüm tekniklerini bu yeni, inanılmaz gerçekliğe uydurması gerekmişti.

Bu süre zarfında yaptığı en değerli keşiflerden biri, uzun süredir mücadele ettiği o kronik sorunun, yani Gölge Dansı'nın formsuzluğunda kendini kaybetme tehlikesinin, basit bir düşünce egzersiziyle kolayca çözülebildiğiydi. Sadece Gerçek Adı'nı hatırlaması yetiyordu. Kendini ne kadar kaybetmiş olursa olsun, bu isim onu her zaman geri getiriyordu.

Bunun yanı sıra, Sunny'nin savaş yeteneğinin her bir yönü, gölge özü üzerindeki yeni ve derin kontrolü sayesinde ve zengin savaş deneyimini tamamen sindirmek için ayırdığı zamanla muazzam ölçüde gelişmişti.

Yine de sadece savaş teknikleri üzerinde çalışmamıştı. Gölge Tezahürü'nün inceliklerine de derinlemesine dalmış, önce onu nasıl düzgün kullanacağını öğrenmiş, ardından da sınırlarını zorlamak için kurnazlığını ve yaratıcılığını konuşturmuştu.

Yeni yeteneği inanılmaz derecede çok yönlüydü, bu yüzden onunla yapabileceği çok şey vardı. Sadece tek başına güçlü olma potansiyeline sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda savaş tarzının diğer her yönüne beklenmedik ve sinsi yollarla entegre edilebiliyordu. Sunny neredeyse her gün yapabileceği yeni bir şey keşfediyordu. Olasılıklar adeta sınırsızdı.

Ancak bu sınırsızlık kendi içinde bir problemdi. Sunny'nin pek çok şey yapabiliyor olması, bunları yapmasının mantıklı olduğu anlamına gelmiyordu. Bu yüzden Gölge Tezahürü'nü kullanmanın en etkili ve verimli yollarını bulmak çok zamanını aldı. Yavaş ama emin adımlarla, rüştünü ispatlamış numara ve yöntemlerden oluşan cephaneliği genişledi. İstediği sonuca odaklanmak için tek bir salise bile harcamadan, onları düşünmeden kullanabilmek için her birinin üzerinde refleks haline gelene kadar çalıştı.

Son olarak, büyü vardı.

Kâbus'ta gerçekleştirdiği ilk atılımdan sonra Sunny, büyü örgüsü konusundaki anlayışını genişletmek için çok zaman harcadı. Bu, üzerinde çalışmaya çalıştığı en zorlu ve aşılmaz alandı çünkü ona bunu nasıl yapacağını öğretecek kimse ya da hiçbir kaynak yoktu.

Konunun kapsamı ve karmaşıklığı sınırsızdı; tek yapabildiği karanlıkta el yordamıyla ilerlemek, deneme yanılma yoluyla ufak tefek şeyler öğrenmekti. Deneylerini sadece Hatıralar üzerinde yapabiliyor olması da işini kolaylaştırmıyordu, zira bunlar onun için nadir ve sınırlı kaynaklardı.

Sunny, sıradan eşyaları Hatıra'ya dönüştürüp onların üzerinde deneyler yaparak bu sınırlamayı bir nebze olsun aşmıştı. Ancak bu da kendi engelini yaratıyordu; bunu yapmak için ruh parçalarına ihtiyacı vardı ve uyanık dünyada ruh parçaları ateş pahasıydı.

Üstelik şimdilik onları Düş Alemi'nden temin etmesi de imkânsızdı!

Kaynak sorununu çözmek için Sunny elindeki tek kaynağa yöneldi... Hükümetin sağladığı ve çeşitli değerli şeylerle takas edilebilen katkı puanlarına.

Puan kazanmak ve araştırmasını finanse etmek için Öğretmen Julis'in yardımıyla yeni bir makale hazırladı. Yükselmiş Sunless imzalı Zincirli Adalar Keşif Raporu... Genel halk arasında çok büyük bir yankı uyandırmadı belki ama Uyanmış akademisinde tam anlamıyla bir bomba etkisi yarattı.

Antik Kâbus Canavarları, kültür ve Umut Krallığı'nın o tuhaf doğası hakkındaki veriler, insanlığın ortak bilgi birikimi için gerçek bir hazineydi. Sunny elbette en hassas bilgileri kendine saklamıştı ancak geriye kalanlar bile ona Unutulmuş Kıyılar raporundan çok daha fazla katkı puanı kazandırmıştı.

Ne de olsa Kâbuslar'dan gelen bilgiler on kat daha değerliydi çünkü çok az insan onlara meydan okumaya cesaret edebilir, çok daha azı oradan canlı dönebilirdi.

Bu katkı puanları ve bir Usta olarak kazandığı diğer ayrıcalıklar, sadece büyü çalışmalarına odaklanmasını sağlamakla kalmadı, aynı zamanda Işıltılı Dükkân'ın sürekli av ganimetlerine ihtiyaç duymadan ayakta kalmasını sağladı.

Ne yazık ki bu bile yeterli değildi.

…Ve böylece Sunny, kendini Akademi'de genç Uyanmışlar'a ders verirken buldu. Bir Usta için para kazanmanın en iyi ve en verimli yolu bu olmasa da onun durumundaki biri için oldukça karlıydı.

Boş amfide oturan Sunny içini çekerek iletişim cihazına baktı. Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.

"Çoktan gelmiş olmalı..."

Bugün birden fazla nedenden dolayı özel bir gündü.

Birkaç gün önce Usta Jet aniden onunla iletişime geçmişti. Son altı ayda sık sık görüştükleri için bu çok tuhaf değildi... Ama bu kez Ruh Biçici'nin sesinde farklı bir şeyler vardı. Kötü bir şey değil, sadece... Başka türlü bir ton.

Ona bir iyi bir de kötü haberi olduğunu söylemiş ve önemli bir konuyu görüşmek üzere yüz yüze bir toplantı talep etmişti.

Bu buluşma Eğitmen Kafeteryası'nda gerçekleşecekti.

Kafasını iki yana sallayan Sunny ayağa kalktı, altındaki sandalyeyi geri gönderip kapıya yöneldi.

"Usta Jet ne diyecek acaba... Tanrı aşkına, bunca gizeme gerçekten gerek var mıydı? Sanki dünyanın sonu geliyormuş gibi bir hava yarattı..."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.