Şahinin Düşüşü - Umudun Gölgesinde

Sunny yer altı tesisinden çıktı, dondurucu kış havasını ciğerlerine çekti ve aksayarak yakındaki askeri hastaneye doğru ilerledi. Yol pek uzun sayılmazdı, bu yüzden on dakika geçmeden varmıştı.

Belle, Dorn ve Samara binanın önündeydi. Abilasyon da oradaydı. Devasa gövdesiyle yere uzanmış, onları rüzgârdan koruyan bir siper gibi duruyordu.

Tazı son savaşa katılmamıştı; çünkü siyah böcekler onu saniyeler içinde un ufak ederdi. Yine de son iki haftada birliğe az yardımı dokunmamıştı.

Kaderin garip bir cilvesiydi işte... Eskiden Abilasyon, Quentin’in kendisini adım adım takip eden yankısını, Siyahi'yi neredeyse hiç takmazdı. Şimdiyse o küçük yaratık yoktu ve canavar tazı sanki bir şeyini kaybetmiş gibi kederli bakıyordu.

Yankı'ya hüzünlü bir bakış atan Sunny, askerlerine doğru yürüdü.

"Binbaşım! Tanrılar aşkına... Berbat görünüyorsunuz!"

Belle sırıttı ama gözlerinin derinine kök salmış o keder kırıntılarını gizleyemedi.

Sunny de kendini zorlayarak gülümsedi.

"Bir de karşımdakini görecektiniz... Ah, doğru ya, göremezsiniz. Çünkü onu geberttim."

Bu söz üzerine gruptan birkaç hafif kıkırdama yükseldi. Sunny de burun kıvırıp gülümsedi.

"Her neyse. Beni Luster’ın yanına götürün. Uyandı, değil mi?"

Başlarıyla onayladılar. Dorn ve Samara dışarıda kalırken Belle, Sunny’ye içeriye kadar rehberlik etti.

"Bir saat kadar önce uyandı. Şey... Durumuna göre neşesi yerinde sayılır. Tabii bu neşe aldığı yüksek doz ağrı kesicilerden de kaynaklanıyor olabilir."

Beyaz koridorlar boyunca yürüdüler. Her yer hasta yataklarıyla dolup taşmıştı. Sayısız sakatlanmış ve yaralı asker yataklarda yatıyordu; kimi acıyla kıvranıyor, kimi de neyse ki kendinden geçmiş halde duruyordu. Havada kanın, yanık etin, sefaletin ve çaresizliğin o mide bulandırıcı kokusu asılıydı. Doktorlar, hemşireler ve birkaç uyanmış şifacı yaralıların arasında mekik dokuyordu. Gözlerinin altındaki mor halkalar, Sunny’nin vücudundaki eziklerden bile daha karaydı.

Manzara tarif edilemez derecede kasvetliydi.

Sunny yüzünü ifadesiz tuttu, cesur bir yükselmiş imajı çizmeye devam etti. Fakat iç dünyasında durum farklıydı...

'En azından hayatta kalacaklar.'

Modern tıp son derece gelişmişti; üstelik işin içinde iyileştirme gücüne sahip uyanmışlar bile yoktu henüz. Bir asker savaş alanından nefes alarak çıkarılabildiyse, ölme ihtimali oldukça düşüktü. Tek sorun maliyetti ama Birinci Ordu, en azından bu konuda hiçbir masraftan kaçınmıyordu.

Makamı gereği ayrıcalıklı bir uyanmış sayılan Luster, kendisine tahsis edilen küçük bir odaya alınmıştı. Odaya yaklaştıklarında Sunny genç adamın sesini duydu:

"Kim... Kimmy... Yapma gözünü seveyim... Bacaklarımı kaybettim, ellerimi değil! Kendi karnımı doyuracak kadar elim tutuyor çok şükür!"

İçeri girdiklerinde garip bir manzarayla karşılaştılar. Luster yatakta yatıyordu, bacak güdükleri yenilenme bandajlarıyla sarılıydı. Kim ise bir kaşık dolusu sentetik püre bulamacını onun ağzına tıkmaya çalışıyordu. Genç kadının her zamanki ürkek yüzünde, ezber bozan sert ve son derece kararlı bir ifade vardı.

Kim bir an duraksadı, sonra kafasını çevirip Sunny’ye beklenmedik derecede sert bir bakış attı.

"Komutanım. Bu budala yemek yemeyi reddediyor."

Luster, Sunny’yi fark edince sırıttı:

"Kapt... Binbaşım! Tanrılara şükürler olsun! Lütfen kurtarın beni!"

Sunny ikisine de birkaç saniye boyunca bakıp gülümsedi.

"Yemeği benim yedirmemi ister misin Luster? Hani, bilirsin... Benim için hiç sorun olmaz..."

Genç adamın yüzü hafifçe sarardı. Hemen kaşığı kapıp bulamacı tek hamlede yuttu.

"Yok, yok! Zaten hiç gerek yok komutanım, siz hiç yorulmayın!"

Sunny yaklaştı, sandalyesini çağırıp yatağın yanına oturdu. Sonra bir şeyler söylemeye niyetlendi ama boğazına düğümlenen kelimeleri bir türlü dışarı çıkaramadı.

Sonunda, cümlenin eğreti durmasına engel olamayarak sordu:

"Nasıl hissediyorsun?"

Luster bir süre ona baktı, ardından aniden sırıtarak bacak güdüklerini oynattı.

"Beni hiç dert etmeyin komutanım. İyiyim... Gerçekten. Bir keresinde sağ kolumun tamamının koparıldığını anlatmışım değil mi? Bu onun yanında hiçbir şey sayılır... Cehenneme kadar yolu var, günün birinde sol kolumu da kaybedersem, insanlığı korumak uğruna tüm uzuvlarımı feda ettiğimle övünürüm. Kızlar kahramanlara bayılır, bilirsiniz!"

Sunny gözlerini kırpıştırdı.

'Sanırım gerçekten iyi.'

Derin bir iç çekti.

"Pekâlâ... Çok da kafana takma. Şahin Scott’ta fazla yetenekli şifacı kalmadı, olanların da başı başından aşkın. Ama Doğu Antarktika’ya, oradan da Kuzey Kadrana geçtiğinde hükümet bütün imkânlarını seferber edecektir. Kısa sürede eski sağlığına kavuşursun."

Onu teselli etmek istemişti ama Luster’ın gülümsemesi bir anda soldu. Bakışlarını kaçırarak birkaç saniye sessiz kaldı, ardından kısık bir sesle konuştu:

"Ah, evet. Elbette komutanım. Kuzey Kadrana dönünce..."

Sunny hafifçe kaşlarını çattı.

"O aptal düşünceleri kafandan çıkar. Yapabileceğinden çok daha fazlasını yaptın. Eve dönmeyi senden daha fazla hak eden çok az insan var... O yüzden o seyahatin tadını çıkar, sonra da bu uzun tatilde iyileşip kafanı dinlemene bak. Bu bir emirdir."

Duraksadı, ardından ciddiyetle ekledi:

"Hem Gergedan patladı gitti. Artık ne işime yarayacaksın ki? Seni kadroda tutmak sadece erzak israfı olur..."

İşin bu tarafını duyunca Luster kahkahayı bastı.

"Ha, şimdi anladım. Böyle söyleyince mantıklı geldi..."

İçini çekti.

"Erken terhisi hak etmediğimi düşündüğümden değil komutanım. Sadece..."

Genç adam kısa bir an Kim’e baktı, sonra sustu.

Silah arkadaşlarını geride bırakmak istemiyordu. Sunny bunu çok iyi anlıyordu... Fakat başka yol yoktu. Yeterince güçlü şifacılar devreye girerse bir insana iki yeni bacak kazandırmak imkânsız değildi; ancak bu zaman alırdı ve ardından uzun bir yenilenme süreci gerekirdi. Luster tekrar savaşacak duruma geldiğinde Antarktika Seferi çoktan bitmiş olurdu.

Kafasını iki yana salladı.

"Bana sorarsan, o uğurun sonunda bir işe yaradı. Sen olmasaydın Kim ölmüş olacaktı... Dorn da büyük ihtimalle giderdi, hatta Belle ve Samara bile kurtulamayabilirdi. Harika bir iş çıkardın Luster. Bütün bu seferin en zorlu döneminde aslanlar gibi hizmet ettin... İkinci Ordu geldiğinde sular durulacak. O yüzden topla kendini."

Luster ona baktı, ardından yavaşça başını salladı.

"O mahluk... Onu öldürdünüz, değil mi komutanım? Rütbesi ve sınıfı neydi?"

Sunny omuz silkti.

"Evet... Geberttim gitti. Yozlaşmış bir iblisti, hem de oldukça ürkütücü türden."

Genç adam yorgun bir ifadeyle yatağın arkalığına yaslandı ve gülümsedi.

"Yozlaşmış bir iblis... Güzel, bu çok iyi. Utanacak bir şey yok o zaman... Ha, koskoca Yozlaşmış İblis’in saldırısından sağ mı kurtuldum yani? Vay canına... Bayağı havalıyım ama değil mi Kim?"

Kim kaşığa bir püre daha doldurdu, Luster’ın ağzına uzatıp derin bir iç çekti.

"Evet... Evet, bayağı havalısın... Şimdi tepemi attırmadan şu lanet bulamacı zıkkımlan..."

Sunny birkaç dakika daha onları sessizce izledi, sonra bir bahane uydurup odadan ayrıldı.

Belle’i birkaç oda ötede, onlarca uyku kapsülünün dizildiği büyük bir salonda buldu. Kılıç ustası özel bir kapsülün önünde durmuş, kasvetli gözlerle kapalı kapağa bakıyordu. İçeride Quentin’in bedeni huzur içinde uyuyordu; tam olarak ölü sayılmazdı ama canlı da değildi.

Şifacı henüz ne ölmüş ne de kovala dönüşmüştü. Şartlar göz önüne alındığında, bu durum muhtemelen bir tohuma ulaşıp kâbusa girdiği anlamına geliyordu.

Tek başına İkinci Kâbus’u fethetmek... Şansı son derece düşüktü ama imkânsız da değildi.

Sunny, Belle’in yanında durup kapsüle baktı.

Bir süre sonra kılıç ustası, alışılmadık derecede ciddi bir ses tonuyla konuştu:

"Binbaşım... Luster’ın ilk ölen kişi olacağına dair nasıl iddiaya girdiğimi hatırlıyor musunuz?"

Sunny ona şaşkın bir bakış attı.

"...Tabii ki hatırlıyorum."

Belle uzun bir süre sessiz kaldı, ardından mahcup bir tavırla ensesini kaşıdı.

"Şey diye düşünüyordum... Teknik olarak... O iddiayı hâlâ kazanabilirim, değil mi?"

Sözlerini bitirince kılıç ustası dönüp sırıttı.

Sunny yüzünü ekşitti.

"Sanırım... Ama benden izinsiz iddiaya girmek de ne demek oluyor? Kabul edilemez! Beni de dâhil edeceksiniz..."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.